9 Ağustos 2011 Salı

Hayal Kırıklıklarım...

Hayat bazen üst üste yenilgilerden ibaret. Hem de siz tam artık herşey daha iyiye gidiyor, tamam dibi gördüm ama artık tırmanma sürecindeyim derken daha bir zirve dahi yaşayamadan sizi tekrar tekrar o tırmandığınız uçurumdan yuvarlıyor.
 
Zirvede değildim bu süreç başladığında yanlış anlaşılmasın ama güvenli bir tepecikti bulunduğum yer. Gözümü diktiğim dağ zirvelerinin yanında sıkıcı, şu an dizlerimde ellerimdeki yarıklara rağmen özlemediğim ama iyi yanlarını da taktir ettiğim bir tepecikteydim. Herşey belirli ve planlıydı. Mutluluk bardaktan taşmıyor ama susuzluktan da öldürmüyordu. Ben o tepeciği gözümü dahi kırpmadan terk ettim.
 
Hiç pişman değilim. O tepeyi terk ettiğime. Ama o dağa tırmanmaya çalıştığıma... Ellerimdeki kollarımdaki bacaklarımdaki kırıklara yara izlerine baktığımda ve hala sürüklendiğim diplere bir göz attığımda bir şeyden pişman olunacaksa o hamleden pişman olunması gerektiğini açıkça görmekle birlikte ne yalan söyleyeyim bu konuda da içimde bir pişmanlık hissetmiyorum. Kabullendim, hem de pişmanlıksız. Ömrümün en zor geçmiş en yıpratıcı dönemini kabullendim.
 
Benim hala kabullenemediğim o dönemin bitmiş olmasına rağmen neden hala düze çıkamadığım. Neden hala elimi her uzattığım dalın kırıldığı, neden hala huzura eremediğim. Beklentilerimi düşürdüğüm artık zirveleri hedeflemediğim halde bir tepeciğe dahi tırmanamadığım. İşte bunu aklım hiç almıyor. Lanetlendiğimi düşünüyorum bazen. En büyük günah değil midir kibir belki de kibirliydim ve lanetlendim. Belki kıymet bilmediğim ve ilerde yine bilemeyeceğim tanrıya malum olduğu için bu diplerde tutuyor beni ama ne olurdu... Ben yine en derin dipleri görmeye razıyım sadece tekrar o dağ havasını alabileyim...
 
Zirveye yerleşme fikrinden vazgeçtiğimi söylesem hayalperest kişiliğime ters düşer ama payıma düşecek olana da razıyım eğer yerleşmek kısmet değilse hiç değilse ziyaret edebilsem... Bir bedelse sorasında istenen ona da razıyım...

Lila