28 Şubat 2011 Pazartesi

İyi Geceler

Sana iyi geceler demeden uyuyamıyorum
Gece ne kadar geç olmuş olsada
Gözlerimden yorgunluk aksa da
Gözlerimi kapatıp bir o yana
Bir bu yana dönüyorum yatağımda


Sana iyi geceler dilemeden dalamıyorum uykulara
Bir fısıltı ile bunu kulağına söylediğimi hayal ediyorum
Sonra bana uykulu mutlu güldüğünü
Bir telefon uzağında bunu sana söylediğimi hayal ediyorum
Senin de birtanem diyip esnediğini mahmur
Hiç değilse bir mesaj metninde bunu sana ulaştırdığımı hayal ediyorum
Bir iki dakika sonra telefonun sesine dönüp gülerek
"Sanada tatlım iyi uykular tatlı rüyalar" yazan mesajını okuduğumu


Yokluğun,
Varlığın ama uzaklığın,
Geceleri;
Bir demir külçe gibi görekleniyor göğsümün tam ortasına,
Özellikle tam ben yatağıma yatıp uyumaya çalıştığımda


Gecelerimin huzuruymuşsun,
Rüyalarıma temas eden sihirli bir değnek
Sen gittin gideli hayatımdan
Gece uykuları diye bir şey de kalmadı
Gece uykuları tatlı dileklerinle dalındığında anlamlıydı

Ben geceyi gündüz ediyorum şimdilerde
Sancı içinde
Günün ilk ışıklarıyla yenik düşüyorum uykulara
Bu saatte iyi geceler denmez zaten diye
Kendimi avutarak
İçin için de biliyorum ki
İyi uykular denebilir tatlı rüyalar da
Ama ağlamamak için aklımdan uzak tutuyorum o düşünceyi

Sonra herkesle birlikte kalkıyorum kahvaltıya
Sohbetlere karışıyorum göz altlarımdaki torbalarla
Yaşamaya çalışıyorum günlük hayatımı
Çaktırmamaya yokluğunu ve boşluğunu
Ne fayda...

Bunu da ben yazdım... Yazmaz olaydım...

Sesleniş

Beni dinle
aklındaki her şeyi bir kenara bırakıp
ön yargılarından sıyrılıp
benle ilgili bildiğin her şeyi unutup
kendinle ilgili varsayımlarını da bir kenara atıp
Dinle
beni dinle
zihnini her türlü yeniliğe açıp
benim hayatına bir zamanlar kattığım neşeyi hatırlayıp
duyduğun heyecana susayıp
elimi avcunun içinde sımsıkı kavrayıp
dinle

Bir şey söyle
yarını umursama bir an için
dünü unut
elim elinde
Gözlerin gözlerimde
Güzel bir şey söyle

Bir şeyler söyle
unut ver gönlüme
bugün değilse bile elbet yarın de
unutmayacağım asla unutamam de
elbet bir gün gün olur devran döner
ben sana dönerim de
ve son olarak de ki
bekle
ömrünün son gününe de denk gelse
geleceğim ben de
eğer dersen
diyebilirsen
bilirsin beklerim
acı da verecek olsa geçecek her gün
isyanlarıma gem vurup
geleceğin günün hayalini kurup
son nefesime kadar
sayılı gün çabuk geçer diyip
geçen zamana da zerre acımadan
beklerim ben
hayatımı adamama değecek
uğruna bir ömrü feda edilebilecek
Tek aşkı

Bunu da ben yazdım :)

Eskidendi

Hani erken inerdi karanlık,
Hani yağmur yağardı inceden,
Hani okuldan, işten dönerken,
Işıklar yanardı evlerde,
...Eskidendi, çok eskiden.

Hani ay herkese gülümserken,
Mevsimler kimseyi dinlemezken...
Hani çocuklar gibi zaman nedir bilmezken,
Eskidendi, çok eskiden.

Hani hepimiz arkadaşken,
Hani oyunlar tükenmemişken,
Henüz kimse bize ihanet etmemiş,
Biz kimseyi aldatmamışken,
Eskidendi, çok eskiden.

Hani şarkılar bizi bu kadar incitmezken,
Hani körkütük sarhoşken gençliğimizden,
Daha biz kimseye küsmemiş,
Daha kimse ölmemişken,
Eskidendi, çok eskiden.

Şimdi ay usul, yıldızlar eski
Hatıralar gökyüzü gibi gitmiyor üstümüzden
Geçen geçti,
Geçen geçti,
Geceyi söndür kalbim
Geceler de gençlik gibi eskidendi
Şimdi uykusuzluk vakti.

Murathan MUNGAN

Sorma _ Çelik

Ne olur sorma
Sorma halim yok
Kolum kanadım kırık
İçim yıkık dökük
Hiç halim yok

Sussan olmaz
Soylesen olmaz
Gonulde care yok
Arasan olmaz

Sussan olmaz
Soylesen olmaz
Giden gitti yazik
Gidene care yok...
AVEA BlackBerry® Servisi ile gönderildi.

27 Şubat 2011 Pazar

Keşke

Uzansam yanına
Sen uyurken, seni uyandırmamaya çalışarak sessizce,
Gözlerimi dikip izlesem uyuyan gevşemiş yüzünü
Saatlerce içimde ümitlerle baksam sana
İçimden sevgi sözleri geçse, mırıldansam
Aşkım, erkeğim, sevgilim, sevdiğim desem
Kendimi tutamayıp dokunsam saçlarına ürkekçe
Ve bu kesmese, yanağını okşasam koynuna yaklaşıp
Kokun burnuma dolsa...
Parfümün değil bahsettiğim,
Senin kokun, teniniz kokusu,
Hani yazın o sıcakta enseni okşarken elime sinen koku dolsa içime,
Huzurla birlikte...
Bir gece uyusam kollarında
"Bu son mu" diye de düşünmesem bir yandan
İlkmiş gibi tedirgin de olmasam
Ömrümüz birlikte geçecekmiş ve hep böyle güzel sürecekmiş gibi bir hisse kapılsam
O his boşa çıkmasa sonradan...

Bu kendi üretimim efendim Eflatun diye imzalıyorum...

AVEA BlackBerry® Servisi ile gönderildi.

26 Şubat 2011 Cumartesi

Ukte _ Demet Sağıroğlu



Bir düş gördüm,
Bilirsin düşler çabuk biter...
Sevdim, sevdin sen de beni
Biliyorum ah adım gibi.

Affetme, affetme sen de
Nasıl yapar aşk bunu bize?
Affetme, affetme sen de
Yansın bizim gibi ateşlerde!

Bir yıldız kayar göğümde,
Bir yangın başlar göğsümde,
Herşey, herşey senin elinde,
Bu aşk ukte içimizde...

23 Şubat 2011 Çarşamba

Bir Şey Söyle

Bir şey söyle
Denizler tutuşturulduğunda
Dağlar yürütüldüğünde
Bir şey söyle...
Yıldızlar semadan bir bir döküldüğünde üstümüze
Bir şey söyle
Ben seni unuturum
Söyle
Yer başka gök başka olduğunda
Sallanıp çalkalandığında uçsuz bucaksız sema
Hani biz ateşin etrafını sarmış pervaneler gibi olduğumuzda
Bir şey söyle
Unuturum ben seni, söyle
Kalplerde gizlenenler ortaya döküldüğü zaman
Gök yarıldığı zaman
Ne oluyor bu yere dediği zaman insan
Ve kalakaldığında yüzkarası şiirlerim
Ve sensiz bir zaman ve ayaklarımızın altından toprak kayıp
Dümdüz eğildiği zaman
Bir şey söyle
Defterler açıldığında gökyüzü sıyrılıp alındığında
Cehennem tutuşturulduğunda cennet yaklaştırıldığında.

İbrahim SADRİ

Saldırı

Dünyaya gelmek bir saldırıya uğramaktır.
Doğan bebek havanın ciğerlerine olan saldırısının verdiği acıyla haykırır.
Soğuk saldırır bize, sıcak saldırır.
Açlığın, hastalığın, korkunun saldırılarını savuşturma yoluyla yaşarız, hayatta kalırız.
Yaşıyor olmak, savaşıyor olmaktan başka bir şey değildir.
Bir gün son nefesimizi verdiğimizde bize yapılan ilk saldırıyı tamamen püskürtmüş oluruz.
Savaş bitmiştir!

-İsmet ÜZEL-

AVEA BlackBerry® Servisi ile gönderildi.

20 Şubat 2011 Pazar

Neyleyim _ Emre Altuğ

neyleyim üç günlük ömrümü
bu gönül sensiz hiç güldü mu
sevgilim önüme olumu
şunsan ben içerim
kendimden geçerim
senin için senden vazgeçerim
senin için benden vazgeçerim


ben yağmuru gözlerinde
bülbülü dillerinde
günahı bedeninde
tanıyıp da sevmişim


dönmüyor yedi cihan
esirin olmuş zaman

şarabı dudağından
içip öyle sevmişim

seni öyle sevmişim

Neyleyim _ Emre Altuğ

neyleyim üç günlük ömrümü
bu gönül sensiz hiç güldü mu
sevgilim önüme olumu
şunsan ben içerim
kendimden geçerim
senin için senden vazgeçerim
senin için benden vazgeçerim

ben yağmuru gözlerinde
bülbülü dillerinde
günahı bedeninde
tanıyıp da sevmişim

dönmüyor yedi cihan
esirin olmuş zaman
şarabı dudağından
içip öyle sevmişim

seni öyle sevmişim

Sıla ile dertleşme

Sıla: Oluruna bırak... Her neyse geçer...

Ben: Geçmiyor be Sıla...

Sıla: Hayata zulmedip üzülmeye mi değer?

Ben: Değmediğini düsünsem neden üzüleyim?

Sıla: Oluruna bırak... Her neyse geçer...

Ben: Bıraktım zaten herşey olurunun yolunda gidiyor bırakmasamda... Ama geçmiyor...

Sıla: Gün doğsun hele bir üzülmeye mi değer?

Ben: Hah... Gönlüme değmis üzülmeye değmese kaç yazar be Sıla'cım?

AVEA BlackBerry® Servisi ile gönderildi.

18 Şubat 2011 Cuma

Gece Yolcuları _ Nerdesin

Gittiğinden beri ağlıyorum
Bittim her taraf sessiz,sessiz
Sana hergün mektuplar yazıyorum
Mektuplar sessiz
Cevaplar sessiz


Nasıl yalnız bıraktın beni
Söyle nerdesin?
Koşarak geleceğim geleceğim yanına
Söyle nerdesin?
Canım nerdesin?

Duy beni
Ne olur al yanına
Sensiz ne yaparım
Şu garip dünyada
Yak beni
Küllerimi savur toprağa
Söyle ne yaparım
Şu garip dünyada


Bu yazdığım blog bile ona yazılmış sessiz bir mektup değil de nedir ki? :) Komik... Trajikomik...

Yusuf Güney Unut Onu Kalbim

Akıl almaz, geçilmez karmaşık bir yolda
Yürüdüm, yürüdüm bir baktım
Nerdeyim ben şimdi?

Gittiğin geceyi unutmadım
Daraldım, bunaldım, kendime küstüm
Herşeyden geçtim

Lanet olsun, aşk uzak dursun
Hiçbir sevda senin kadar değerli değil
Başın dik dursun

Bana aşkı haram edip hala gülüyorsa
Küçülmeyi gurur sayıyorsa
Zalimin gönlü oluyorsa
Unut onu kalbim offf
Hayırsızın önde gideniyse
Benden gidip bana dönmediyse
Yalanmış herşey dediyse
Unut onu kalbim offf

Sensiz İstanbul'a Düşmanım _ Emre Aydın & Gripin

Kelimelerden alacaklı bir sağır gibi
İçimi döktüm bugün, yokluğunla konuştum
Tutsak gibi, bir enkaz gibi, kendim gibi

İçimden çıktım bugün, içimle konuştum

Yüzünü ilk kez gören bir çocuk gibi
Gördüm kendimi gördüm
Kırıldı ayna paramparça
Paramparça ne varsa kadınım
Yokluğunda kaç damla gözyaşı eder adın
Ne olur, gel, gel, gel,gel
Ben sensiz istanbul'a düşmanım.


Kestiğim ümitlerden yelkenler yaptım ama
Yokluğunda ne gidebildim ne de kaldım

Gerçek miydi tutunmaya çalıştıklarım
Hediye süsü verilmiş ayrılıklarım


Yüzünü ilk kez gören bir çoçuk gibi
Sustum, kendime kızdım
Kırıldı ayna paramparça
Paramparça ne varsa kadınım
Yokluğunda kaç damla gözyaşı eder adın
Ne olur, gel, gel, gel,gel
Ben sensiz istanbul'a düşmanım.



İstanbul... Aşk yaşamak için öyle şahane bir şehir ki hele bir de mevsim yazsa, o deniz, boğaz, kız kulesi, herşey ama her şey sizi aşka davet ediyor ve davete cevap verip sonra kırılınca... Ona düşman olmamak elde mi ki?

Yokluğu kaç damla göz yaşı eder? Ne kadar ağlasam bu yara diner?

Bir umutla beklediğim hayaller tutunduğum gerçekler birer birer silindi, yoksa gerçek değiller miydi? Peki neden hala ben onu gönlümden çıkartıp atamıyorum? Yok ama ben artık ne bu aşkın içinde kalabiliyorum ne de arkamı dönüp gidebiliyorum...

Allahım güç ver demekten başka da elimden bir şey gelmiyor... Allahım lütfen sen bana güç ver...

"Tanrım bana öyle bir ruh huzuru ver ki değiştiremeyeceğim şeylere dayanabileyim. Bana öyle bir güç ver ki değiştirebileceklerimi değiştireyim. Öyle bir akıl ver ki her iki durumu ayırt edebileyim." diye bir söz vardır sanırım bende ilki eksik, değiştirebilirim sandım başta uğraştım, didindim azmettim, baktım olmuyor; anladım, olmayacak ama kabullenemiyorum... Fiillerimle kabullendim bıraktım herşeyi sözüm ona ama yüreğimle kabullenemiyorum...

15 Şubat 2011 Salı

Tam Göğsünün Ortasında Bir Yer Acıyacak

Tam göğsünün ortasında bir yerin acıyacak.
Evinin seni içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksin.
Sokağa fırlayacaksın.
Sokaklar da dar gelecek, tıpkı vücudunun yüreğine dar geldiği gibi.
...Ne denizin mavisi açacak içini, ne pırıl pırıl gökyüzü.
Kendini taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar küçüleceksin.
Birileri sana bir şeyler anlatacak durmadan.
"Önemli olan sağlık..."
"Yaşamak güzel."
"Boş ver, her şey unutulur."
Sen hiçbirini duymayacaksın.
Gözyaşlarından etrafı göremez hale geleceksin.
Ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarında ölmek isteyecek kadar çok seveceksin.
Hep ondan bahsetmek isteyeceksin.
"Ölüme çare bulundu" ya da "yarın kıyamet kopacakmış” deseler başını kaldırıp ”ne dedin?" diye sormayacaksın.
Yalnız kalmak isteyeceksin.
Hem de kalabalıkların arasında kaybolmak.
İkisi de yetmeyecek.
Geçmişi düşüneceksin.
Neredeyse dakika dakika...
Ama kötüleri atlayarak…
Onunla geçtiğin yerlerden geçmek isteyeceksin.
Gittiğin yerlere gitmek…
Bu sana hiç iyi gelmeyecek.
Ama bile bile yapacaksın.
Biri sana içindeki acıyı söküp atabileceğini söylese, kaçacaksın.
Aslında kurtulmak istediğin halde, o acıyı yaşamak için direneceksin.
Hayatının geri kalanını onu düşünerek geçirmek isteyeceksin.
Aksini iddia edenlerden nefret edeceksin.
Herkesi ona benzetip, kimseyi onun yerine koyamayacaksın.
Hiçbir şey oyalamayacak seni.
İlaçlara sığınacaksın.
Birkaç saat kafanı bulandıran ama asla onu unutturmayan...
Sadece bir müddet buzlu camın arkasından seyrettiren…
Bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek.
Boğazın düğümlenecek, dinleyemeyeceksin.
Uyumak zor, uyanmak kolay olacak.
Sabahı iple çekeceksin.
Bazen de "hiç güneş doğmasa" diyeceksin.
Ne geceler rahatlatacak seni ne gündüzler.
Ölmeyi isteyip, ölemeyeceksin.;
Belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önüne çıkana sarılmak isteyeceksin.
Nafile...
Düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek.
Rüyalar göreceksin, gerçek olmasını istediğin.
Her sıçrayarak uyandığında onun adını söylediğini fark edeceksin.
Telefonun çalmasını bekleyeceksin aramayacağını bile bile.
Her çaldığında yüreğin ağzına gelecek.
Ağlamaklı konuşacaksın arayanlarla.
Yüreğin burkulacak.
Canın yanacak.
Bir daha sevmemeye yemin edeceksin.
Hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinden.
Onun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksın.
Defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğin için kendinden nefret edeceksin.
Yaşadığın şehri terk etmek isteyeceksin, onunla hiçbir anının olmadığı bir yerlere gidip yerleşmek.
Ama bir umut...
Onunla bir gün bir yerde karşılaşma umudu...
Bu umut seni gitmekten alıkoyacak.
Gel gitler içinde yaşayacaksın.
Buna yaşamak denirse.
Razı mısın bütün bunlara?
Hazır mısın sonunda ölüp ölüp dirilmeye?
O halde âşık olabilirsin.

(Yazarı bilinmiyor)

14 Şubat 2011 Pazartesi

Kir

Dünya kirletilmişse,
Üstünüze sıçramış
Bir şey vardır mutlaka.
Benimki aşktan bir leke,
Kazındıkça kendini temize çeken
Gizlice...
Sürtündükçe kıvılcımlar saçan
Çakaralmaz renk cümbüşü işte.
Ya sizinki?

(Yazari bilinmiyor)
AVEA BlackBerry® Servisi ile gönderildi.

13 Şubat 2011 Pazar

Manga_Cevapsiz Sorular

Birden ay ışığını kesti
Bir de sen çok değiştin
Yaşananlar hiç yaşanmamış gibi
Söylenenler hiç söylenmemiş gibi

Birde sen karşıma geçtin
Başka biri var, biri var dedin
İnanamadım gittiğine,inanamadım gittiğine..

Ne sen baktın ardına ne ben
Hep ayrı yollarda yürüdük

Sustu bu gece, karardı yine ay
Kaldı geriye cevapsız sorular
Uyandığında onu ilk kim görecek
Bıraktığım düşü kim büyütecek?

Her sabah kaybolup giden
Bir rüya gibi oldun artık
Geceleri beni bekleyen;
Gündüzlerimi zehir eden..

Ne sen baktın ardına ne ben
Hep ayrı yollarda yürüdük

Sustu bu gece, karardı yine ay
Kaldı geriye cevapsız sorular
Uyandığında onu ilk kim görecek
Bıraktığım düşü kim büyütecek?


AVEA BlackBerry® Servisi ile gönderildi.

Fatih-Sebnem Kisaparmak _ Sevdaya Tutulmaya Gör

Bir kere sevdaya tutulmaya gör;
Ateşlere yandığının resmidir.
Aşık dediğin, Mecnun misali kör;
Ne bilsin alemde ne mevsimidir.

Dünya bir yana, o hayal bir yana;
Bir meşaledir pervaneyim ona.
Altında bir ömür döne dolana
Ağladığım yer penceresi midir?

Bir köşeye mahzun çekilen için,
Yemekten içmekten kesilen için,
Sensiz uykuyu haram bilen için,
Ayrılık ölümün diğer ismidir.


AVEA BlackBerry® Servisi ile gönderildi.

12 Şubat 2011 Cumartesi

Eylül - Cenk Koyuncu

EYLÜL

Çoban Kızına

Seni susuyorum, en çöl yanım bu
Her bakışında bir başka kuruyorum
Gölgelere ilikliyorum bedenimi
Sensizliğe yanaşmıyor hiçbir bakış
Her bakışta kör oluyorum.

Seni soluyorum, en yaşamsal yanım bu
Pencerelere sığmıyor kabaran gövdem
Neden böyle taşıyorum, neden böyle taşıyorum
Bunca yüklü, geçen zaman
Neden böyle taşıyorum?

Kabaran ve kararan yürek sana aç
Dilde şiir tende istek eksik durmuyor
Gölgeler bile sana muhtaç
Kelimeler gibi sensiz de olmuyor!

CENK KOYUNCU

Keşke Yalnız Bunun İçin Sevseydim Seni Derleme

iki kalp

iki kalp arasında en kısa yol:
birbirine uzanmış ve zaman zaman
ancak parmak uçlarıyla değebilen
iki kol

merdivenlerin oraya koşuyorum,
beklemek gövde kazanması zamanın;
çok erken gelmişim seni bulamıyorum,
bir şeyin provası yapılıyor sanki.

kuşlar toplanmış göçüyorlar
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

------------------------------------------------------

eşdeğeriyle yan

eşdeğeriyle yan yana yürürken
cehennem sokağında birey olmak,
ve en inceldikten sonra
ilkel sözcüklerle konuşmak seninle.

saat beş nalburları pencerelerden
madeni paralar gösteriyorlar,
yalnızlığı soruyorlar, yalnızlık,
bir ovanın düz oluşu gibi bir şey.

hiçbir şeyim yok akıp giden sokaktan başka
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

---------------------------------------------------------

atı'lar deltalara

atı'lar deltalara gömülen atı'lar,
saçı'lar fiyortları öpen saçı'lar,
kutu'lar, haliçlerden susmuş kutu'lar,
takı'lar eski aşkları imler takı'lar.

bol dökümlü gömleğinin içinde
"sırtını ve karnını dolanan
ve sonunda sincap olan
o kuş."

seni o kadar yakından görünce,
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

--------------------------------------------------------

çekirge bulutu

çekirge bulutu içinde
koynuma soktuğum ekin;
çalgılar ikidurur sürgün ilinde,
bir gözü mavidir bir gözü bleu.

gölgede boy atmış top fesleğen,
bir ilkokul bahçesinde görmüştüm seni,
marienbad ilkokulu, nişantaş'ta;
bir çocuk yeşil örtüyü çekiverdi.

hızla geçen otobüslerin ardında benzeşmek...
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

---------------------------------------------------------

sülünün yüzü

sülünün yüzü bir atmosfer olayıdır.
rasgele yazarı avcıdan öğrendim:
yabanördekleri donmasın diye,
suya nöbetleşe kanat vururlar.

ve işte şamandırasıyla beşiktaş'ınız,
çapraşık bir yüzyılı geriye atar;
tanrım siz şu uzun anadolu'yu
çocukluk günlerinizde mi yarattınız?

senaryocu bayanla bir bankta oturuyoruz
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

---------------------------------------------------------

ilkokulu bitirdiği

ilkokulu bitirdiği gün cumhuriyet şairi,
saçında kurdelesi lozan gibi;
sonra her yıl öldürüldü, öldürüldükçe de
hemeninden göğe hüthütler çizdi.

gelecek zaman oldu, şimdiki zaman;
ırmak aşağı inen güz parçası,
çok süslü bir halkın arasından,
benimsin!

iyi anlarında sesin kalınlaşıyor.
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

----------------------------------------------------------

bilgisayar olarak

bilgisayar olarak kullanılmış bir gölü
selçukluya pragmalar taşıyan gazali
bir ilk aptallığı düğüm sayarak
yadsımış dört yanı hep yukarı bakmış.

bu yüzden önündeki ayna kırılır kırılmaz
intihar etti sayılmış tasavvuf ehli,
yine bu yüzden doğduğu an
kaymaya başlamış osmanlı yıldızı,

baktım yeri toparlıyor ayak izleri
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

----------------------------------------------------------

afyon garındaki

afyon agrındaki küçük kızı anımsa, hani,
trene binerken pabuçlarını çıkarmıştı;
varto depremini düşün, yardım olarak batı'dan
gönderilmiş bir kutu süttozunu ve sutyeni.

adam süttozuyla evinin duvarlarını badana etmişti,
karısıysa saklamıştı ne olduğunu bilmediği sutyeni,
kulaklık olarak kullanmayı düşünüyordu onu kışın;
tanrım, gerçekten çocukluk günlerinizde mi?..

eşiklere oturmuş bir dolu insan
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

----------------------------------------------------------

daha ben

daha ben ilk kazmayı vurmadan
elime gelen karabitki'li testi,
nefertiti'nin mutfağı sayılan yerde
koyu sır yeni hicret yollarını kesti.

terimler, eşekarıları sözcüklerin,
acımasızdırlar, adsız ve süeldirler,
önlerine katarak insan ve hayvan listelerini
sabah akşam kapınızın önünden geçirirler.

fazıl hüsnü diyor ki, ne diyor fazıl hüsnü?..
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

------------------------------------------------------------

içtim o

içtim o bin yıllanmış testiden, içtim, içtim,
örtüler arasında yeryüzü beğenisiyle
ayışığını paylaşırdı bacakları,
öptüm ayak parmaklarını, öptüm, öptüm.

put'unu cezalandırıyor kır delisi;
oğlan iki ev ötede, londra'dan gelmiş;
yazsınlar felaketlerin hep çift geldiğini,
garson acıması tutmuş içkievini.

ortaoyunumuzun dekoru bir kağıt mendil
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

--------------------------------------------------------------

bir mineli

bir mineli altın saat,
bir altın köstek ve madalyon
bir roza maşallah,
on iki miskal inci.

madalyonunu ve boncuğunu
ittim içeri,
gözlerimizin dibi karıştı
dağyollarının uzak dumanı gibi.

ve konsolun üstünde noksan bir gümüş kutu
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

--------------------------------------------------------------

metinlerde buluştuk

metinlerde buluştuk, kopkoyu deyimlerde,
koşut ve eşzamanlı okuduk kimi kitapları;
o arada iki de defterimiz oldu,
biri babasına daha çok benziyor.

bir türlü kotarılamayan uğraş,
ç harfini daha yeni dönmüşüz;
gözlerimizde ibni sina bozukluğu,
dostumuzsa, bodrum'da, dönmez geri.

uzaklardydın, oracıkta, öbür kıtada,
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

-------------------------------------------------------------

küçük anne

küçük anne, kelepir kız,
bir şey söyle bana,
bana bir laf et ki binlerce,
onbinlerce görüntü anlatamasın.

genceli nizami'nin dediği gibi
taşı onunla yıkasalar
üzerinde akik biter,
bakışların ki...

ikinci bir parıltı var senin bakışlarında
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

--------------------------------------------------------------

18 aralık

18 aralık 1985'te o salonda
kişi nasıl kestirebilirdi ileriyi?
siz, kazıbilimler, alınyazısıbilimler,
geçsin yıllar geçsin, seneler gibi.

olur mu anımsamamak onaltıncı louis'yi,
14 temmuz 1789 akşamı, louis,
şöyle yazmamış mıydı defterine:
"bugün kayda değer bir şey yok..."

"kehanet" adlı kısacık bir şiir buldum
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

----------------------------------------------------------------

hiçbir semtte

hiçbir semtte berberin olmadı,
1954-1980 yılları arasında,
26 yılda 28 ev değiştirdin;
leke kuşağı nasıl bilmez seni!

arabesk nedir diye düşünmüştünüz:
şebboy sesli bir cümbüş, eza içinde;
eşitlik midir komedya, içtenlik mi,
erdem diye benimsenmesi mi fırsatsızlığın?

yürüyoruz bütünlemeye kalmış bir sessizlikte
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

--------------------------------------------------------------

mutsuzluk gülümseyerek

mutsuzluk gülümseyerek gelir, adıyla süslenmiştir;
banliyö treninde rastladığımız
sınav saatini kaçırmış liseli kız,
hep kazanırsın ey çözümsüzlük!

ey otobüssever ey troya yolcusu!
anımsarsın, günlerce konuşup durmuştuk
o ib(ipekböceği) sesli kadını;
birinin grönland'ı olmaya hazırlanıyordu.

iki çay söylemiştik orada, biri açık,
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

----------------------------------------------------------------

bir kış

bir kış göğü gibi o saat alçalır ölüm,
yalnız işitme duyusu kalır ortada.
asya kentleri yürür durular,
höyükler burnumda hızma.

uzakta dev bir damla: pırıl pırıl pencap!
tabanlarından kayıp duran sütunlar
yitmiş bir geleceğin işaret parmakları;
horasan uykusuna havlayan köpekler, buhara.

uzaklara bir bakışın vardı kafeteryada
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

----------------------------------------------------------------

piri reis

piri reis geri çekmiştir haritasını
azmayı çoktan unutmuştur hayvanlar;
başlamıştır sultanahmet sürüncemesi,
kızlar yatakta yan yatmaya başlar.

ben atımı böyle dört sürüyorum ya,
yetişmek için mi, bilmem, kaçmak için mi?
ya sen? neden sen de tehlike anlarına
bunca hazırlıksız olma özeni?

bir şey var, ancak makilerin orada söyleyebilirim
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

-------------------------------------------------------------------------

bir çiçek

bir çiçek duruyordu, orada, bir yerde,
bir yanlışı düzeltircesine açmış;
gelmiş ta ağzımın kenarında
konuşur durur.

bir gemi bembeyaz teniyle açıklarda,
güverteleri uçtan uca orman;
aldım çiçeğimi şurama bastım
bastım ki yalnızlığımmış.

bir başına arşınlıyor bir adam mavi treni
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

------------------------------------------------------------------------

gece bitkilerinden

gece bitkilerinden korkuyorum,
hayır, geceleri bitkilerden!
gizlenirken vurulmuş ulaklara ağıttır
bana açtığın her telefon.

iki kalp arasında en kısa yol:
birbirine uzanmış ve zaman zaman
ancak parmak uçlarıyla değebilen
iki kol.

an ki fıskiyesi sonsuzluğun
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

-------

helena kadar eski gidişin
atlas duvarına astığın saten çarıklar
paris'te matisse'i vurdular çıplak
aynı gözlerle baktığın mavi

karnını hatırlıyorum son sıcaklığın
soğuk bir aya bakıyorduk denizde yüzen
habersiz gülüyordun
annem de değildin üstelik

son çırpınışımdın sen insanlar arasında
keşke yalnız bunun için sevseydim seni

----

varamayan bir otobüs bekliyorum
istiyorum elmayla devrilen bir muavin
tabutunda çıkartılırken kapıdan
unuttuğu gözlüğünden bir yabancı gülümsesin

bir kapı arkası sözü veriyorum
bahar yeşil güz sarı bir etek altı beyazlığı
kışa hüzün vadediyorum
ilkini tutamadığım biraz geç

metinler yazdım toplasan hepsini hiç
keşke yalnız bunun için sevseydim seni

-----

kuyruğu kendisinden uzun pencerende
bir sincap gördün de duymadın
yorgundun belki akşamı karşılıyordu kuşlar
belki söylemedi adını almayı düşündüğün ay

sana ilk kehanetim karanlığa benzerdi
çorakta bir nilüferdi ilk şarkım
belki biliyordum hiç unutmayacağımı
hoyrat bir baba gibi çekip gitmek istedim

seninle geçen her anı bir ömre değiştim
keşke yalnız bunun için sevseydim seni

----



iki kalp

iki kalp arasında en kısa yol:
birbirine uzanmış ve zaman zaman
ancak parmak uçlarıyla değebilen
iki kol

merdivenlerin oraya koşuyorum,
beklemek gövde kazanması zamanın;
çok erken gelmişim seni bulamıyorum,
bir şeyin provası yapılıyor sanki.

kuşlar toplanmış göçüyorlar
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

------------------------------------------------------

eşdeğeriyle yan

eşdeğeriyle yan yana yürürken
cehennem sokağında birey olmak,
ve en inceldikten sonra
ilkel sözcüklerle konuşmak seninle.

saat beş nalburları pencerelerden
madeni paralar gösteriyorlar,
yalnızlığı soruyorlar, yalnızlık,
bir ovanın düz oluşu gibi bir şey.

hiçbir şeyim yok akıp giden sokaktan başka
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

---------------------------------------------------------

atı'lar deltalara

atı'lar deltalara gömülen atı'lar,
saçı'lar fiyortları öpen saçı'lar,
kutu'lar, haliçlerden susmuş kutu'lar,
takı'lar eski aşkları imler takı'lar.

bol dökümlü gömleğinin içinde
"sırtını ve karnını dolanan
ve sonunda sincap olan
o kuş."

seni o kadar yakından görünce,
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

--------------------------------------------------------

çekirge bulutu

çekirge bulutu içinde
koynuma soktuğum ekin;
çalgılar ikidurur sürgün ilinde,
bir gözü mavidir bir gözü bleu.

gölgede boy atmış top fesleğen,
bir ilkokul bahçesinde görmüştüm seni,
marienbad ilkokulu, nişantaş'ta;
bir çocuk yeşil örtüyü çekiverdi.

hızla geçen otobüslerin ardında benzeşmek...
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

---------------------------------------------------------

sülünün yüzü

sülünün yüzü bir atmosfer olayıdır.
rasgele yazarı avcıdan öğrendim:
yabanördekleri donmasın diye,
suya nöbetleşe kanat vururlar.

ve işte şamandırasıyla beşiktaş'ınız,
çapraşık bir yüzyılı geriye atar;
tanrım siz şu uzun anadolu'yu
çocukluk günlerinizde mi yarattınız?

senaryocu bayanla bir bankta oturuyoruz
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

---------------------------------------------------------

ilkokulu bitirdiği

ilkokulu bitirdiği gün cumhuriyet şairi,
saçında kurdelesi lozan gibi;
sonra her yıl öldürüldü, öldürüldükçe de
hemeninden göğe hüthütler çizdi.

gelecek zaman oldu, şimdiki zaman;
ırmak aşağı inen güz parçası,
çok süslü bir halkın arasından,
benimsin!

iyi anlarında sesin kalınlaşıyor.
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

----------------------------------------------------------

bilgisayar olarak

bilgisayar olarak kullanılmış bir gölü
selçukluya pragmalar taşıyan gazali
bir ilk aptallığı düğüm sayarak
yadsımış dört yanı hep yukarı bakmış.

bu yüzden önündeki ayna kırılır kırılmaz
intihar etti sayılmış tasavvuf ehli,
yine bu yüzden doğduğu an
kaymaya başlamış osmanlı yıldızı,

baktım yeri toparlıyor ayak izleri
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

----------------------------------------------------------

afyon garındaki

afyon agrındaki küçük kızı anımsa, hani,
trene binerken pabuçlarını çıkarmıştı;
varto depremini düşün, yardım olarak batı'dan
gönderilmiş bir kutu süttozunu ve sutyeni.

adam süttozuyla evinin duvarlarını badana etmişti,
karısıysa saklamıştı ne olduğunu bilmediği sutyeni,
kulaklık olarak kullanmayı düşünüyordu onu kışın;
tanrım, gerçekten çocukluk günlerinizde mi?..

eşiklere oturmuş bir dolu insan
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

----------------------------------------------------------

daha ben

daha ben ilk kazmayı vurmadan
elime gelen karabitki'li testi,
nefertiti'nin mutfağı sayılan yerde
koyu sır yeni hicret yollarını kesti.

terimler, eşekarıları sözcüklerin,
acımasızdırlar, adsız ve süeldirler,
önlerine katarak insan ve hayvan listelerini
sabah akşam kapınızın önünden geçirirler.

fazıl hüsnü diyor ki, ne diyor fazıl hüsnü?..
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

------------------------------------------------------------

içtim o

içtim o bin yıllanmış testiden, içtim, içtim,
örtüler arasında yeryüzü beğenisiyle
ayışığını paylaşırdı bacakları,
öptüm ayak parmaklarını, öptüm, öptüm.

put'unu cezalandırıyor kır delisi;
oğlan iki ev ötede, londra'dan gelmiş;
yazsınlar felaketlerin hep çift geldiğini,
garson acıması tutmuş içkievini.

ortaoyunumuzun dekoru bir kağıt mendil
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

--------------------------------------------------------------

bir mineli

bir mineli altın saat,
bir altın köstek ve madalyon
bir roza maşallah,
on iki miskal inci.

madalyonunu ve boncuğunu
ittim içeri,
gözlerimizin dibi karıştı
dağyollarının uzak dumanı gibi.

ve konsolun üstünde noksan bir gümüş kutu
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

--------------------------------------------------------------

metinlerde buluştuk

metinlerde buluştuk, kopkoyu deyimlerde,
koşut ve eşzamanlı okuduk kimi kitapları;
o arada iki de defterimiz oldu,
biri babasına daha çok benziyor.

bir türlü kotarılamayan uğraş,
ç harfini daha yeni dönmüşüz;
gözlerimizde ibni sina bozukluğu,
dostumuzsa, bodrum'da, dönmez geri.

uzaklardydın, oracıkta, öbür kıtada,
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

-------------------------------------------------------------

küçük anne

küçük anne, kelepir kız,
bir şey söyle bana,
bana bir laf et ki binlerce,
onbinlerce görüntü anlatamasın.

genceli nizami'nin dediği gibi
taşı onunla yıkasalar
üzerinde akik biter,
bakışların ki...

ikinci bir parıltı var senin bakışlarında
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

--------------------------------------------------------------

18 aralık

18 aralık 1985'te o salonda
kişi nasıl kestirebilirdi ileriyi?
siz, kazıbilimler, alınyazısıbilimler,
geçsin yıllar geçsin, seneler gibi.

olur mu anımsamamak onaltıncı louis'yi,
14 temmuz 1789 akşamı, louis,
şöyle yazmamış mıydı defterine:
"bugün kayda değer bir şey yok..."

"kehanet" adlı kısacık bir şiir buldum
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

----------------------------------------------------------------

hiçbir semtte

hiçbir semtte berberin olmadı,
1954-1980 yılları arasında,
26 yılda 28 ev değiştirdin;
leke kuşağı nasıl bilmez seni!

arabesk nedir diye düşünmüştünüz:
şebboy sesli bir cümbüş, eza içinde;
eşitlik midir komedya, içtenlik mi,
erdem diye benimsenmesi mi fırsatsızlığın?

yürüyoruz bütünlemeye kalmış bir sessizlikte
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

--------------------------------------------------------------

mutsuzluk gülümseyerek

mutsuzluk gülümseyerek gelir, adıyla süslenmiştir;
banliyö treninde rastladığımız
sınav saatini kaçırmış liseli kız,
hep kazanırsın ey çözümsüzlük!

ey otobüssever ey troya yolcusu!
anımsarsın, günlerce konuşup durmuştuk
o ib(ipekböceği) sesli kadını;
birinin grönland'ı olmaya hazırlanıyordu.

iki çay söylemiştik orada, biri açık,
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

----------------------------------------------------------------

bir kış

bir kış göğü gibi o saat alçalır ölüm,
yalnız işitme duyusu kalır ortada.
asya kentleri yürür durular,
höyükler burnumda hızma.

uzakta dev bir damla: pırıl pırıl pencap!
tabanlarından kayıp duran sütunlar
yitmiş bir geleceğin işaret parmakları;
horasan uykusuna havlayan köpekler, buhara.

uzaklara bir bakışın vardı kafeteryada
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

----------------------------------------------------------------

piri reis

piri reis geri çekmiştir haritasını
azmayı çoktan unutmuştur hayvanlar;
başlamıştır sultanahmet sürüncemesi,
kızlar yatakta yan yatmaya başlar.

ben atımı böyle dört sürüyorum ya,
yetişmek için mi, bilmem, kaçmak için mi?
ya sen? neden sen de tehlike anlarına
bunca hazırlıksız olma özeni?

bir şey var, ancak makilerin orada söyleyebilirim
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

-------------------------------------------------------------------------

bir çiçek

bir çiçek duruyordu, orada, bir yerde,
bir yanlışı düzeltircesine açmış;
gelmiş ta ağzımın kenarında
konuşur durur.

bir gemi bembeyaz teniyle açıklarda,
güverteleri uçtan uca orman;
aldım çiçeğimi şurama bastım
bastım ki yalnızlığımmış.

bir başına arşınlıyor bir adam mavi treni
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

------------------------------------------------------------------------

gece bitkilerinden

gece bitkilerinden korkuyorum,
hayır, geceleri bitkilerden!
gizlenirken vurulmuş ulaklara ağıttır
bana açtığın her telefon.

iki kalp arasında en kısa yol:
birbirine uzanmış ve zaman zaman
ancak parmak uçlarıyla değebilen
iki kol.

an ki fıskiyesi sonsuzluğun
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

iki kalp

iki kalp arasında en kısa yol:
birbirine uzanmış ve zaman zaman
ancak parmak uçlarıyla değebilen
iki kol

merdivenlerin oraya koşuyorum,
beklemek gövde kazanması zamanın;
çok erken gelmişim seni bulamıyorum,
bir şeyin provası yapılıyor sanki.

kuşlar toplanmış göçüyorlar
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

------------------------------------------------------

eşdeğeriyle yan

eşdeğeriyle yan yana yürürken
cehennem sokağında birey olmak,
ve en inceldikten sonra
ilkel sözcüklerle konuşmak seninle.

saat beş nalburları pencerelerden
madeni paralar gösteriyorlar,
yalnızlığı soruyorlar, yalnızlık,
bir ovanın düz oluşu gibi bir şey.

hiçbir şeyim yok akıp giden sokaktan başka
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

---------------------------------------------------------

atı'lar deltalara

atı'lar deltalara gömülen atı'lar,
saçı'lar fiyortları öpen saçı'lar,
kutu'lar, haliçlerden susmuş kutu'lar,
takı'lar eski aşkları imler takı'lar.

bol dökümlü gömleğinin içinde
"sırtını ve karnını dolanan
ve sonunda sincap olan
o kuş."

seni o kadar yakından görünce,
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

--------------------------------------------------------

çekirge bulutu

çekirge bulutu içinde
koynuma soktuğum ekin;
çalgılar ikidurur sürgün ilinde,
bir gözü mavidir bir gözü bleu.

gölgede boy atmış top fesleğen,
bir ilkokul bahçesinde görmüştüm seni,
marienbad ilkokulu, nişantaş'ta;
bir çocuk yeşil örtüyü çekiverdi.

hızla geçen otobüslerin ardında benzeşmek...
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

---------------------------------------------------------

sülünün yüzü

sülünün yüzü bir atmosfer olayıdır.
rasgele yazarı avcıdan öğrendim:
yabanördekleri donmasın diye,
suya nöbetleşe kanat vururlar.

ve işte şamandırasıyla beşiktaş'ınız,
çapraşık bir yüzyılı geriye atar;
tanrım siz şu uzun anadolu'yu
çocukluk günlerinizde mi yarattınız?

senaryocu bayanla bir bankta oturuyoruz
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

---------------------------------------------------------

ilkokulu bitirdiği

ilkokulu bitirdiği gün cumhuriyet şairi,
saçında kurdelesi lozan gibi;
sonra her yıl öldürüldü, öldürüldükçe de
hemeninden göğe hüthütler çizdi.

gelecek zaman oldu, şimdiki zaman;
ırmak aşağı inen güz parçası,
çok süslü bir halkın arasından,
benimsin!

iyi anlarında sesin kalınlaşıyor.
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

----------------------------------------------------------

bilgisayar olarak

bilgisayar olarak kullanılmış bir gölü
selçukluya pragmalar taşıyan gazali
bir ilk aptallığı düğüm sayarak
yadsımış dört yanı hep yukarı bakmış.

bu yüzden önündeki ayna kırılır kırılmaz
intihar etti sayılmış tasavvuf ehli,
yine bu yüzden doğduğu an
kaymaya başlamış osmanlı yıldızı,

baktım yeri toparlıyor ayak izleri
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

----------------------------------------------------------

afyon garındaki

afyon agrındaki küçük kızı anımsa, hani,
trene binerken pabuçlarını çıkarmıştı;
varto depremini düşün, yardım olarak batı'dan
gönderilmiş bir kutu süttozunu ve sutyeni.

adam süttozuyla evinin duvarlarını badana etmişti,
karısıysa saklamıştı ne olduğunu bilmediği sutyeni,
kulaklık olarak kullanmayı düşünüyordu onu kışın;
tanrım, gerçekten çocukluk günlerinizde mi?..

eşiklere oturmuş bir dolu insan
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

----------------------------------------------------------

daha ben

daha ben ilk kazmayı vurmadan
elime gelen karabitki'li testi,
nefertiti'nin mutfağı sayılan yerde
koyu sır yeni hicret yollarını kesti.

terimler, eşekarıları sözcüklerin,
acımasızdırlar, adsız ve süeldirler,
önlerine katarak insan ve hayvan listelerini
sabah akşam kapınızın önünden geçirirler.

fazıl hüsnü diyor ki, ne diyor fazıl hüsnü?..
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

------------------------------------------------------------

içtim o

içtim o bin yıllanmış testiden, içtim, içtim,
örtüler arasında yeryüzü beğenisiyle
ayışığını paylaşırdı bacakları,
öptüm ayak parmaklarını, öptüm, öptüm.

put'unu cezalandırıyor kır delisi;
oğlan iki ev ötede, londra'dan gelmiş;
yazsınlar felaketlerin hep çift geldiğini,
garson acıması tutmuş içkievini.

ortaoyunumuzun dekoru bir kağıt mendil
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

--------------------------------------------------------------

bir mineli

bir mineli altın saat,
bir altın köstek ve madalyon
bir roza maşallah,
on iki miskal inci.

madalyonunu ve boncuğunu
ittim içeri,
gözlerimizin dibi karıştı
dağyollarının uzak dumanı gibi.

ve konsolun üstünde noksan bir gümüş kutu
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

--------------------------------------------------------------

metinlerde buluştuk

metinlerde buluştuk, kopkoyu deyimlerde,
koşut ve eşzamanlı okuduk kimi kitapları;
o arada iki de defterimiz oldu,
biri babasına daha çok benziyor.

bir türlü kotarılamayan uğraş,
ç harfini daha yeni dönmüşüz;
gözlerimizde ibni sina bozukluğu,
dostumuzsa, bodrum'da, dönmez geri.

uzaklardydın, oracıkta, öbür kıtada,
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

-------------------------------------------------------------

küçük anne

küçük anne, kelepir kız,
bir şey söyle bana,
bana bir laf et ki binlerce,
onbinlerce görüntü anlatamasın.

genceli nizami'nin dediği gibi
taşı onunla yıkasalar
üzerinde akik biter,
bakışların ki...

ikinci bir parıltı var senin bakışlarında
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

--------------------------------------------------------------

18 aralık

18 aralık 1985'te o salonda
kişi nasıl kestirebilirdi ileriyi?
siz, kazıbilimler, alınyazısıbilimler,
geçsin yıllar geçsin, seneler gibi.

olur mu anımsamamak onaltıncı louis'yi,
14 temmuz 1789 akşamı, louis,
şöyle yazmamış mıydı defterine:
"bugün kayda değer bir şey yok..."

"kehanet" adlı kısacık bir şiir buldum
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

----------------------------------------------------------------

hiçbir semtte

hiçbir semtte berberin olmadı,
1954-1980 yılları arasında,
26 yılda 28 ev değiştirdin;
leke kuşağı nasıl bilmez seni!

arabesk nedir diye düşünmüştünüz:
şebboy sesli bir cümbüş, eza içinde;
eşitlik midir komedya, içtenlik mi,
erdem diye benimsenmesi mi fırsatsızlığın?

yürüyoruz bütünlemeye kalmış bir sessizlikte
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

--------------------------------------------------------------

mutsuzluk gülümseyerek

mutsuzluk gülümseyerek gelir, adıyla süslenmiştir;
banliyö treninde rastladığımız
sınav saatini kaçırmış liseli kız,
hep kazanırsın ey çözümsüzlük!

ey otobüssever ey troya yolcusu!
anımsarsın, günlerce konuşup durmuştuk
o ib(ipekböceği) sesli kadını;
birinin grönland'ı olmaya hazırlanıyordu.

iki çay söylemiştik orada, biri açık,
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

----------------------------------------------------------------

bir kış

bir kış göğü gibi o saat alçalır ölüm,
yalnız işitme duyusu kalır ortada.
asya kentleri yürür durular,
höyükler burnumda hızma.

uzakta dev bir damla: pırıl pırıl pencap!
tabanlarından kayıp duran sütunlar
yitmiş bir geleceğin işaret parmakları;
horasan uykusuna havlayan köpekler, buhara.

uzaklara bir bakışın vardı kafeteryada
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

----------------------------------------------------------------

piri reis

piri reis geri çekmiştir haritasını
azmayı çoktan unutmuştur hayvanlar;
başlamıştır sultanahmet sürüncemesi,
kızlar yatakta yan yatmaya başlar.

ben atımı böyle dört sürüyorum ya,
yetişmek için mi, bilmem, kaçmak için mi?
ya sen? neden sen de tehlike anlarına
bunca hazırlıksız olma özeni?

bir şey var, ancak makilerin orada söyleyebilirim
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

-------------------------------------------------------------------------

bir çiçek

bir çiçek duruyordu, orada, bir yerde,
bir yanlışı düzeltircesine açmış;
gelmiş ta ağzımın kenarında
konuşur durur.

bir gemi bembeyaz teniyle açıklarda,
güverteleri uçtan uca orman;
aldım çiçeğimi şurama bastım
bastım ki yalnızlığımmış.

bir başına arşınlıyor bir adam mavi treni
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

------------------------------------------------------------------------

gece bitkilerinden

gece bitkilerinden korkuyorum,
hayır, geceleri bitkilerden!
gizlenirken vurulmuş ulaklara ağıttır
bana açtığın her telefon.

iki kalp arasında en kısa yol:
birbirine uzanmış ve zaman zaman
ancak parmak uçlarıyla değebilen
iki kol.

an ki fıskiyesi sonsuzluğun
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

-----

Gölge

gölge ne severse kendini var edeni
kaçar ve korkarsa ışıktan
gene bir pus hatta belki gene sis
oysa düşünmez kimse siluetini

bir dere malikanesinde korkusuz
ellerini düşürdüğün pencereyi de buldum
siliyordun izlerini bütün kapılardan
kalıyordu bırakmayı önleyemediğin kokun

bana uzaktı her şey sana o kadar yakın
keşke yalnız bunun için sevseydim seni

-----

Bir buruk

bir buruk minör şarkı gibi seyrettim seni
gülümseyip uzak bir karanlığa giderken
portelerinden dökülen yalnızlık
herkes gibi bekliyordun gölgeni

anladım ki ben değildim
aşk ya da ecel gibi kaçtığın
şarad bir pencere önü serenadı kadar
sanırdım bendim içindeki korkular

on yıl ne sonraki milenyuma daha var
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

-----

binmeyi öğrendin mi huysuz bir ata
şehir değiştirmeyi öğrendin mi nedensiz
yıldızlar düşüyordu çoktan bir ölü
kefensiz pencerende hangisi bilmediğim

dolaşıyordum sokak sokak
izlerini aradığım bir mahallenin
çoktan gittiğin bir meriç akıyordu yanımdan
ıslak mimozalarında bahçelerinin

ben sana her şehirde biraz geç kaldım
keşke yalnız bunun için sevseydim seni

Beyaz Bir Gemidir Olum

sen bu şiiri okurken
ben belki başka bir şehirde olurum

kötü geçen bir güzü
ve umutsuz bir aşkı anlatan

rüzgârla savrulan
kâğıt parçalarına
yazılmış

dağıtılmamış
bildiriler gibi

uzun bir yolculuğa hazırlanan
yalnız bir yolculuğa.

çünkü beyaz bir gemidir ölüm.

siyah denizlerin hep
çağırdığı
batık bir gemi
sönmüş yıldızlar gibidir

yitik adreslere benzer
ölüm
yanık otlar gibi.

sen bu şiiri okurken
ben belki başka bir şehirde ölürüm.

Behçet AYSAN
AVEA BlackBerry® Servisi ile gönderildi.

8 Şubat 2011 Salı

GEL

Yüzün bir sebepsiz korkuyla uçuk,
O gün başucuma karalarla gel!
Arkanda, çepçevre, kızıl bir ufuk,
Tepende simsiyah kargalarla gel!

Elinden, dal gibi düşerken ümit,
Ne bir hasret dinle, ne bir âh işit;
Bir yaprak ol, esen rüzgarlarla git,
Kırık bir tekne ol, dalgalarla gel!..


Necip Fazıl KISAKÜREK
AVEA BlackBerry® Servisi ile gönderildi.

3 Şubat 2011 Perşembe

Unut _ ibrahim Sadri

Unut
Unuttuğunu

Islak incir tanelerini
Zeytinin rengini
Ekmeğin buğusunu
Sen mi geldinleri unut
Unut işte
Unutmak en iyisi
Unut iyisi mi
Hep ellerin sıcaktı ya
En sıcak ellerindi
Elin elime değdiğini unut

Unut
Yıldız yıldız
İstanbul istanbul
Akşam akşam
Yavaş yavaş
Şarkı şarkı
Nasıl diyorlarsa nereye koyarsın böyle bir aşkı
Öyle unut
Hiçbir yere koyamadığım bu aşkı



Nasıl güzel öyle değil mi şiir... Nereye koyarsan böyle bir aşkı öyle unut diyor ve ardından nasıl ekliyor hiç bir yere koyamadığım bu aşkı...

Ben kıyamazken sen unut, ben yerlere göklere koyamazken artık sen nereye koyarsan koy, çıkardın madem gözden, eh ne gelir ki artık elden...

AVEA BlackBerry® Servisi ile gönderildi.

Eksik

Yaşamın, tasarladıkların ile gerçekleştirebildiklerin
arasında gidip gelecek: gerçekleştirebildiklerin
tasarladıklarından hep eksik;
tasarladıkların gerçekleştirebildiklerinden
hep fazla:-
Hep, hem eksik, hem fazla olacak yaşamın
- gerçekleri eksik, tasarıları fazla...
Hep eksiklikler yaşayacaksın - ve, hep, fazlalıklar...
Yaşamın bu olacak işte:
eksik - fazla...

-Oruç ARUOBA-

AVEA BlackBerry® Servisi ile gönderildi.

2 Şubat 2011 Çarşamba

Sezen Aksu _ Hazan

Yoruldum alınmaktan kırılmaktan
Yıllar yılı peşinde

Kovuldum cennetten cehennemden
Öldüm öldüm dirildim içimde
Sen her su veren ele açan kolay çiçek
Bende hazan, bende hüzün, dert bende


Yetimim sensiz, yurtsuz yersiz
Dilerim bensiz anlayacaksın


Ölürüm yoluna
Ölürüm yoluna sonum olacaksın
Günahın boynuna
Onun koynuna ne zaman doyacaksın

Rüyalar...

Ruyalar insanlara fena oyunlar oynayabiliyor, hem de cok fena... Hatirlamak artik hayalini dahi kurmak istemediginiz umudu bile maziye karismis beraberlikleri sanki icindeymissiniz gibi bugune tasiyor; duygularin tozunu alip; sizi yeniden onlarla savasmaniz icin yapayalniz birakiveriyorlar...
Gercekten cok fena...
Ruyalar olmasa bile gunduz dusleri, zaman zaman duydugunuz bir sarki, bir siir yetiyor zorla kurdugunuz dengenizi de bir de bu ruyalar yok mu...
Ustelik ruyalarda gercekten olaylari yasiyormus gibi duygular da hissediyor insan... O kadar net ki beni optugunde neler hissettigim su an... Oysa o hissi unutmak, beynimin derin koselerine itmek icin ne kadar da ugrasmistim...
Ruyamda birsey okuyordu, yillik yazisi gibi bisi. Yilligini inceliyorduk birlikte, fotograflarindan birinde bir disinin kirik oldugunu farkettim' o disini yaptirip istanbula oyle tasindigini o sirada da sen hala burda misin diye annesinden azar isittigini soyledi. Ruya iste sacmalik...
Yilligin en basinda kendi yazdigi bir sayfa yazi varmis hitap seklinde; arkadaslar umarim yillar sonra burda ayni duygularla toplaniriz gibi bisidi, sonralari nedense bir denetim raporuna benzemeye basliyordu. Onu okumaya basladi sonra yarisinda dinlemiyorsunuz diye miziklandi kim vardi artik baska bilmiyorum. Elini tutup ben dinliyorum cok guzel hatta! Bana oku! Dedim kendime cektim onu. Dudaklarimda parmaklarini gezdirerek okumaya devam etti ara ara opustuk... O sirada calan alarmla uyandim...
Butun sacma boyutlarina ragmen ruya o kadar gercek gibi hissettirdi ki icimde bir aglama istegi var su an... Onu yeniden kaybetmisim gibi...
Oysa ne cok seviyordum onu...
Bunlari dusunmek bos; gitti degil mi? Bitti... Baskasi var... Kabullen...
Sabah sabah kalkip ruya tabirlerine baktim sabahin 5 bucugunda! Opusmek sevdiginiz biriyleyse yakinda onu gormek haber almakmis. Yakinlik manasina gelirmis. Kirik dis saglikta ani problemmis... Allah korusun...
Bana ne yapmis olursa olsun ben ne kadar uzulmus olursam olayim, allah korusun onu. Cok zor zamanlar yasadi, biraz huzur hakki. Cekecegi bir dert varsa beni gondermis olmanin pismanligi olsun:) ben onu telafi ederim donerse:)
AVEA BlackBerry® Servisi ile gönderildi.