iki kalp
iki kalp arasında en kısa yol:
birbirine uzanmış ve zaman zaman
ancak parmak uçlarıyla değebilen
iki kol
merdivenlerin oraya koşuyorum,
beklemek gövde kazanması zamanın;
çok erken gelmişim seni bulamıyorum,
bir şeyin provası yapılıyor sanki.
kuşlar toplanmış göçüyorlar
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
------------------------------------------------------
eşdeğeriyle yan
eşdeğeriyle yan yana yürürken
cehennem sokağında birey olmak,
ve en inceldikten sonra
ilkel sözcüklerle konuşmak seninle.
saat beş nalburları pencerelerden
madeni paralar gösteriyorlar,
yalnızlığı soruyorlar, yalnızlık,
bir ovanın düz oluşu gibi bir şey.
hiçbir şeyim yok akıp giden sokaktan başka
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
---------------------------------------------------------
atı'lar deltalara
atı'lar deltalara gömülen atı'lar,
saçı'lar fiyortları öpen saçı'lar,
kutu'lar, haliçlerden susmuş kutu'lar,
takı'lar eski aşkları imler takı'lar.
bol dökümlü gömleğinin içinde
"sırtını ve karnını dolanan
ve sonunda sincap olan
o kuş."
seni o kadar yakından görünce,
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
--------------------------------------------------------
çekirge bulutu
çekirge bulutu içinde
koynuma soktuğum ekin;
çalgılar ikidurur sürgün ilinde,
bir gözü mavidir bir gözü bleu.
gölgede boy atmış top fesleğen,
bir ilkokul bahçesinde görmüştüm seni,
marienbad ilkokulu, nişantaş'ta;
bir çocuk yeşil örtüyü çekiverdi.
hızla geçen otobüslerin ardında benzeşmek...
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
---------------------------------------------------------
sülünün yüzü
sülünün yüzü bir atmosfer olayıdır.
rasgele yazarı avcıdan öğrendim:
yabanördekleri donmasın diye,
suya nöbetleşe kanat vururlar.
ve işte şamandırasıyla beşiktaş'ınız,
çapraşık bir yüzyılı geriye atar;
tanrım siz şu uzun anadolu'yu
çocukluk günlerinizde mi yarattınız?
senaryocu bayanla bir bankta oturuyoruz
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
---------------------------------------------------------
ilkokulu bitirdiği
ilkokulu bitirdiği gün cumhuriyet şairi,
saçında kurdelesi lozan gibi;
sonra her yıl öldürüldü, öldürüldükçe de
hemeninden göğe hüthütler çizdi.
gelecek zaman oldu, şimdiki zaman;
ırmak aşağı inen güz parçası,
çok süslü bir halkın arasından,
benimsin!
iyi anlarında sesin kalınlaşıyor.
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
----------------------------------------------------------
bilgisayar olarak
bilgisayar olarak kullanılmış bir gölü
selçukluya pragmalar taşıyan gazali
bir ilk aptallığı düğüm sayarak
yadsımış dört yanı hep yukarı bakmış.
bu yüzden önündeki ayna kırılır kırılmaz
intihar etti sayılmış tasavvuf ehli,
yine bu yüzden doğduğu an
kaymaya başlamış osmanlı yıldızı,
baktım yeri toparlıyor ayak izleri
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
----------------------------------------------------------
afyon garındaki
afyon agrındaki küçük kızı anımsa, hani,
trene binerken pabuçlarını çıkarmıştı;
varto depremini düşün, yardım olarak batı'dan
gönderilmiş bir kutu süttozunu ve sutyeni.
adam süttozuyla evinin duvarlarını badana etmişti,
karısıysa saklamıştı ne olduğunu bilmediği sutyeni,
kulaklık olarak kullanmayı düşünüyordu onu kışın;
tanrım, gerçekten çocukluk günlerinizde mi?..
eşiklere oturmuş bir dolu insan
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
----------------------------------------------------------
daha ben
daha ben ilk kazmayı vurmadan
elime gelen karabitki'li testi,
nefertiti'nin mutfağı sayılan yerde
koyu sır yeni hicret yollarını kesti.
terimler, eşekarıları sözcüklerin,
acımasızdırlar, adsız ve süeldirler,
önlerine katarak insan ve hayvan listelerini
sabah akşam kapınızın önünden geçirirler.
fazıl hüsnü diyor ki, ne diyor fazıl hüsnü?..
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
------------------------------------------------------------
içtim o
içtim o bin yıllanmış testiden, içtim, içtim,
örtüler arasında yeryüzü beğenisiyle
ayışığını paylaşırdı bacakları,
öptüm ayak parmaklarını, öptüm, öptüm.
put'unu cezalandırıyor kır delisi;
oğlan iki ev ötede, londra'dan gelmiş;
yazsınlar felaketlerin hep çift geldiğini,
garson acıması tutmuş içkievini.
ortaoyunumuzun dekoru bir kağıt mendil
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
--------------------------------------------------------------
bir mineli
bir mineli altın saat,
bir altın köstek ve madalyon
bir roza maşallah,
on iki miskal inci.
madalyonunu ve boncuğunu
ittim içeri,
gözlerimizin dibi karıştı
dağyollarının uzak dumanı gibi.
ve konsolun üstünde noksan bir gümüş kutu
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
--------------------------------------------------------------
metinlerde buluştuk
metinlerde buluştuk, kopkoyu deyimlerde,
koşut ve eşzamanlı okuduk kimi kitapları;
o arada iki de defterimiz oldu,
biri babasına daha çok benziyor.
bir türlü kotarılamayan uğraş,
ç harfini daha yeni dönmüşüz;
gözlerimizde ibni sina bozukluğu,
dostumuzsa, bodrum'da, dönmez geri.
uzaklardydın, oracıkta, öbür kıtada,
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
-------------------------------------------------------------
küçük anne
küçük anne, kelepir kız,
bir şey söyle bana,
bana bir laf et ki binlerce,
onbinlerce görüntü anlatamasın.
genceli nizami'nin dediği gibi
taşı onunla yıkasalar
üzerinde akik biter,
bakışların ki...
ikinci bir parıltı var senin bakışlarında
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
--------------------------------------------------------------
18 aralık
18 aralık 1985'te o salonda
kişi nasıl kestirebilirdi ileriyi?
siz, kazıbilimler, alınyazısıbilimler,
geçsin yıllar geçsin, seneler gibi.
olur mu anımsamamak onaltıncı louis'yi,
14 temmuz 1789 akşamı, louis,
şöyle yazmamış mıydı defterine:
"bugün kayda değer bir şey yok..."
"kehanet" adlı kısacık bir şiir buldum
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
----------------------------------------------------------------
hiçbir semtte
hiçbir semtte berberin olmadı,
1954-1980 yılları arasında,
26 yılda 28 ev değiştirdin;
leke kuşağı nasıl bilmez seni!
arabesk nedir diye düşünmüştünüz:
şebboy sesli bir cümbüş, eza içinde;
eşitlik midir komedya, içtenlik mi,
erdem diye benimsenmesi mi fırsatsızlığın?
yürüyoruz bütünlemeye kalmış bir sessizlikte
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
--------------------------------------------------------------
mutsuzluk gülümseyerek
mutsuzluk gülümseyerek gelir, adıyla süslenmiştir;
banliyö treninde rastladığımız
sınav saatini kaçırmış liseli kız,
hep kazanırsın ey çözümsüzlük!
ey otobüssever ey troya yolcusu!
anımsarsın, günlerce konuşup durmuştuk
o ib(ipekböceği) sesli kadını;
birinin grönland'ı olmaya hazırlanıyordu.
iki çay söylemiştik orada, biri açık,
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
----------------------------------------------------------------
bir kış
bir kış göğü gibi o saat alçalır ölüm,
yalnız işitme duyusu kalır ortada.
asya kentleri yürür durular,
höyükler burnumda hızma.
uzakta dev bir damla: pırıl pırıl pencap!
tabanlarından kayıp duran sütunlar
yitmiş bir geleceğin işaret parmakları;
horasan uykusuna havlayan köpekler, buhara.
uzaklara bir bakışın vardı kafeteryada
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
----------------------------------------------------------------
piri reis
piri reis geri çekmiştir haritasını
azmayı çoktan unutmuştur hayvanlar;
başlamıştır sultanahmet sürüncemesi,
kızlar yatakta yan yatmaya başlar.
ben atımı böyle dört sürüyorum ya,
yetişmek için mi, bilmem, kaçmak için mi?
ya sen? neden sen de tehlike anlarına
bunca hazırlıksız olma özeni?
bir şey var, ancak makilerin orada söyleyebilirim
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
-------------------------------------------------------------------------
bir çiçek
bir çiçek duruyordu, orada, bir yerde,
bir yanlışı düzeltircesine açmış;
gelmiş ta ağzımın kenarında
konuşur durur.
bir gemi bembeyaz teniyle açıklarda,
güverteleri uçtan uca orman;
aldım çiçeğimi şurama bastım
bastım ki yalnızlığımmış.
bir başına arşınlıyor bir adam mavi treni
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
------------------------------------------------------------------------
gece bitkilerinden
gece bitkilerinden korkuyorum,
hayır, geceleri bitkilerden!
gizlenirken vurulmuş ulaklara ağıttır
bana açtığın her telefon.
iki kalp arasında en kısa yol:
birbirine uzanmış ve zaman zaman
ancak parmak uçlarıyla değebilen
iki kol.
an ki fıskiyesi sonsuzluğun
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
-------
helena kadar eski gidişin
atlas duvarına astığın saten çarıklar
paris'te matisse'i vurdular çıplak
aynı gözlerle baktığın mavi
karnını hatırlıyorum son sıcaklığın
soğuk bir aya bakıyorduk denizde yüzen
habersiz gülüyordun
annem de değildin üstelik
son çırpınışımdın sen insanlar arasında
keşke yalnız bunun için sevseydim seni
----
varamayan bir otobüs bekliyorum
istiyorum elmayla devrilen bir muavin
tabutunda çıkartılırken kapıdan
unuttuğu gözlüğünden bir yabancı gülümsesin
bir kapı arkası sözü veriyorum
bahar yeşil güz sarı bir etek altı beyazlığı
kışa hüzün vadediyorum
ilkini tutamadığım biraz geç
metinler yazdım toplasan hepsini hiç
keşke yalnız bunun için sevseydim seni
-----
kuyruğu kendisinden uzun pencerende
bir sincap gördün de duymadın
yorgundun belki akşamı karşılıyordu kuşlar
belki söylemedi adını almayı düşündüğün ay
sana ilk kehanetim karanlığa benzerdi
çorakta bir nilüferdi ilk şarkım
belki biliyordum hiç unutmayacağımı
hoyrat bir baba gibi çekip gitmek istedim
seninle geçen her anı bir ömre değiştim
keşke yalnız bunun için sevseydim seni
----
iki kalp
iki kalp arasında en kısa yol:
birbirine uzanmış ve zaman zaman
ancak parmak uçlarıyla değebilen
iki kol
merdivenlerin oraya koşuyorum,
beklemek gövde kazanması zamanın;
çok erken gelmişim seni bulamıyorum,
bir şeyin provası yapılıyor sanki.
kuşlar toplanmış göçüyorlar
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
------------------------------------------------------
eşdeğeriyle yan
eşdeğeriyle yan yana yürürken
cehennem sokağında birey olmak,
ve en inceldikten sonra
ilkel sözcüklerle konuşmak seninle.
saat beş nalburları pencerelerden
madeni paralar gösteriyorlar,
yalnızlığı soruyorlar, yalnızlık,
bir ovanın düz oluşu gibi bir şey.
hiçbir şeyim yok akıp giden sokaktan başka
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
---------------------------------------------------------
atı'lar deltalara
atı'lar deltalara gömülen atı'lar,
saçı'lar fiyortları öpen saçı'lar,
kutu'lar, haliçlerden susmuş kutu'lar,
takı'lar eski aşkları imler takı'lar.
bol dökümlü gömleğinin içinde
"sırtını ve karnını dolanan
ve sonunda sincap olan
o kuş."
seni o kadar yakından görünce,
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
--------------------------------------------------------
çekirge bulutu
çekirge bulutu içinde
koynuma soktuğum ekin;
çalgılar ikidurur sürgün ilinde,
bir gözü mavidir bir gözü bleu.
gölgede boy atmış top fesleğen,
bir ilkokul bahçesinde görmüştüm seni,
marienbad ilkokulu, nişantaş'ta;
bir çocuk yeşil örtüyü çekiverdi.
hızla geçen otobüslerin ardında benzeşmek...
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
---------------------------------------------------------
sülünün yüzü
sülünün yüzü bir atmosfer olayıdır.
rasgele yazarı avcıdan öğrendim:
yabanördekleri donmasın diye,
suya nöbetleşe kanat vururlar.
ve işte şamandırasıyla beşiktaş'ınız,
çapraşık bir yüzyılı geriye atar;
tanrım siz şu uzun anadolu'yu
çocukluk günlerinizde mi yarattınız?
senaryocu bayanla bir bankta oturuyoruz
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
---------------------------------------------------------
ilkokulu bitirdiği
ilkokulu bitirdiği gün cumhuriyet şairi,
saçında kurdelesi lozan gibi;
sonra her yıl öldürüldü, öldürüldükçe de
hemeninden göğe hüthütler çizdi.
gelecek zaman oldu, şimdiki zaman;
ırmak aşağı inen güz parçası,
çok süslü bir halkın arasından,
benimsin!
iyi anlarında sesin kalınlaşıyor.
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
----------------------------------------------------------
bilgisayar olarak
bilgisayar olarak kullanılmış bir gölü
selçukluya pragmalar taşıyan gazali
bir ilk aptallığı düğüm sayarak
yadsımış dört yanı hep yukarı bakmış.
bu yüzden önündeki ayna kırılır kırılmaz
intihar etti sayılmış tasavvuf ehli,
yine bu yüzden doğduğu an
kaymaya başlamış osmanlı yıldızı,
baktım yeri toparlıyor ayak izleri
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
----------------------------------------------------------
afyon garındaki
afyon agrındaki küçük kızı anımsa, hani,
trene binerken pabuçlarını çıkarmıştı;
varto depremini düşün, yardım olarak batı'dan
gönderilmiş bir kutu süttozunu ve sutyeni.
adam süttozuyla evinin duvarlarını badana etmişti,
karısıysa saklamıştı ne olduğunu bilmediği sutyeni,
kulaklık olarak kullanmayı düşünüyordu onu kışın;
tanrım, gerçekten çocukluk günlerinizde mi?..
eşiklere oturmuş bir dolu insan
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
----------------------------------------------------------
daha ben
daha ben ilk kazmayı vurmadan
elime gelen karabitki'li testi,
nefertiti'nin mutfağı sayılan yerde
koyu sır yeni hicret yollarını kesti.
terimler, eşekarıları sözcüklerin,
acımasızdırlar, adsız ve süeldirler,
önlerine katarak insan ve hayvan listelerini
sabah akşam kapınızın önünden geçirirler.
fazıl hüsnü diyor ki, ne diyor fazıl hüsnü?..
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
------------------------------------------------------------
içtim o
içtim o bin yıllanmış testiden, içtim, içtim,
örtüler arasında yeryüzü beğenisiyle
ayışığını paylaşırdı bacakları,
öptüm ayak parmaklarını, öptüm, öptüm.
put'unu cezalandırıyor kır delisi;
oğlan iki ev ötede, londra'dan gelmiş;
yazsınlar felaketlerin hep çift geldiğini,
garson acıması tutmuş içkievini.
ortaoyunumuzun dekoru bir kağıt mendil
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
--------------------------------------------------------------
bir mineli
bir mineli altın saat,
bir altın köstek ve madalyon
bir roza maşallah,
on iki miskal inci.
madalyonunu ve boncuğunu
ittim içeri,
gözlerimizin dibi karıştı
dağyollarının uzak dumanı gibi.
ve konsolun üstünde noksan bir gümüş kutu
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
--------------------------------------------------------------
metinlerde buluştuk
metinlerde buluştuk, kopkoyu deyimlerde,
koşut ve eşzamanlı okuduk kimi kitapları;
o arada iki de defterimiz oldu,
biri babasına daha çok benziyor.
bir türlü kotarılamayan uğraş,
ç harfini daha yeni dönmüşüz;
gözlerimizde ibni sina bozukluğu,
dostumuzsa, bodrum'da, dönmez geri.
uzaklardydın, oracıkta, öbür kıtada,
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
-------------------------------------------------------------
küçük anne
küçük anne, kelepir kız,
bir şey söyle bana,
bana bir laf et ki binlerce,
onbinlerce görüntü anlatamasın.
genceli nizami'nin dediği gibi
taşı onunla yıkasalar
üzerinde akik biter,
bakışların ki...
ikinci bir parıltı var senin bakışlarında
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
--------------------------------------------------------------
18 aralık
18 aralık 1985'te o salonda
kişi nasıl kestirebilirdi ileriyi?
siz, kazıbilimler, alınyazısıbilimler,
geçsin yıllar geçsin, seneler gibi.
olur mu anımsamamak onaltıncı louis'yi,
14 temmuz 1789 akşamı, louis,
şöyle yazmamış mıydı defterine:
"bugün kayda değer bir şey yok..."
"kehanet" adlı kısacık bir şiir buldum
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
----------------------------------------------------------------
hiçbir semtte
hiçbir semtte berberin olmadı,
1954-1980 yılları arasında,
26 yılda 28 ev değiştirdin;
leke kuşağı nasıl bilmez seni!
arabesk nedir diye düşünmüştünüz:
şebboy sesli bir cümbüş, eza içinde;
eşitlik midir komedya, içtenlik mi,
erdem diye benimsenmesi mi fırsatsızlığın?
yürüyoruz bütünlemeye kalmış bir sessizlikte
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
--------------------------------------------------------------
mutsuzluk gülümseyerek
mutsuzluk gülümseyerek gelir, adıyla süslenmiştir;
banliyö treninde rastladığımız
sınav saatini kaçırmış liseli kız,
hep kazanırsın ey çözümsüzlük!
ey otobüssever ey troya yolcusu!
anımsarsın, günlerce konuşup durmuştuk
o ib(ipekböceği) sesli kadını;
birinin grönland'ı olmaya hazırlanıyordu.
iki çay söylemiştik orada, biri açık,
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
----------------------------------------------------------------
bir kış
bir kış göğü gibi o saat alçalır ölüm,
yalnız işitme duyusu kalır ortada.
asya kentleri yürür durular,
höyükler burnumda hızma.
uzakta dev bir damla: pırıl pırıl pencap!
tabanlarından kayıp duran sütunlar
yitmiş bir geleceğin işaret parmakları;
horasan uykusuna havlayan köpekler, buhara.
uzaklara bir bakışın vardı kafeteryada
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
----------------------------------------------------------------
piri reis
piri reis geri çekmiştir haritasını
azmayı çoktan unutmuştur hayvanlar;
başlamıştır sultanahmet sürüncemesi,
kızlar yatakta yan yatmaya başlar.
ben atımı böyle dört sürüyorum ya,
yetişmek için mi, bilmem, kaçmak için mi?
ya sen? neden sen de tehlike anlarına
bunca hazırlıksız olma özeni?
bir şey var, ancak makilerin orada söyleyebilirim
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
-------------------------------------------------------------------------
bir çiçek
bir çiçek duruyordu, orada, bir yerde,
bir yanlışı düzeltircesine açmış;
gelmiş ta ağzımın kenarında
konuşur durur.
bir gemi bembeyaz teniyle açıklarda,
güverteleri uçtan uca orman;
aldım çiçeğimi şurama bastım
bastım ki yalnızlığımmış.
bir başına arşınlıyor bir adam mavi treni
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
------------------------------------------------------------------------
gece bitkilerinden
gece bitkilerinden korkuyorum,
hayır, geceleri bitkilerden!
gizlenirken vurulmuş ulaklara ağıttır
bana açtığın her telefon.
iki kalp arasında en kısa yol:
birbirine uzanmış ve zaman zaman
ancak parmak uçlarıyla değebilen
iki kol.
an ki fıskiyesi sonsuzluğun
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
iki kalp
iki kalp arasında en kısa yol:
birbirine uzanmış ve zaman zaman
ancak parmak uçlarıyla değebilen
iki kol
merdivenlerin oraya koşuyorum,
beklemek gövde kazanması zamanın;
çok erken gelmişim seni bulamıyorum,
bir şeyin provası yapılıyor sanki.
kuşlar toplanmış göçüyorlar
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
------------------------------------------------------
eşdeğeriyle yan
eşdeğeriyle yan yana yürürken
cehennem sokağında birey olmak,
ve en inceldikten sonra
ilkel sözcüklerle konuşmak seninle.
saat beş nalburları pencerelerden
madeni paralar gösteriyorlar,
yalnızlığı soruyorlar, yalnızlık,
bir ovanın düz oluşu gibi bir şey.
hiçbir şeyim yok akıp giden sokaktan başka
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
---------------------------------------------------------
atı'lar deltalara
atı'lar deltalara gömülen atı'lar,
saçı'lar fiyortları öpen saçı'lar,
kutu'lar, haliçlerden susmuş kutu'lar,
takı'lar eski aşkları imler takı'lar.
bol dökümlü gömleğinin içinde
"sırtını ve karnını dolanan
ve sonunda sincap olan
o kuş."
seni o kadar yakından görünce,
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
--------------------------------------------------------
çekirge bulutu
çekirge bulutu içinde
koynuma soktuğum ekin;
çalgılar ikidurur sürgün ilinde,
bir gözü mavidir bir gözü bleu.
gölgede boy atmış top fesleğen,
bir ilkokul bahçesinde görmüştüm seni,
marienbad ilkokulu, nişantaş'ta;
bir çocuk yeşil örtüyü çekiverdi.
hızla geçen otobüslerin ardında benzeşmek...
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
---------------------------------------------------------
sülünün yüzü
sülünün yüzü bir atmosfer olayıdır.
rasgele yazarı avcıdan öğrendim:
yabanördekleri donmasın diye,
suya nöbetleşe kanat vururlar.
ve işte şamandırasıyla beşiktaş'ınız,
çapraşık bir yüzyılı geriye atar;
tanrım siz şu uzun anadolu'yu
çocukluk günlerinizde mi yarattınız?
senaryocu bayanla bir bankta oturuyoruz
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
---------------------------------------------------------
ilkokulu bitirdiği
ilkokulu bitirdiği gün cumhuriyet şairi,
saçında kurdelesi lozan gibi;
sonra her yıl öldürüldü, öldürüldükçe de
hemeninden göğe hüthütler çizdi.
gelecek zaman oldu, şimdiki zaman;
ırmak aşağı inen güz parçası,
çok süslü bir halkın arasından,
benimsin!
iyi anlarında sesin kalınlaşıyor.
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
----------------------------------------------------------
bilgisayar olarak
bilgisayar olarak kullanılmış bir gölü
selçukluya pragmalar taşıyan gazali
bir ilk aptallığı düğüm sayarak
yadsımış dört yanı hep yukarı bakmış.
bu yüzden önündeki ayna kırılır kırılmaz
intihar etti sayılmış tasavvuf ehli,
yine bu yüzden doğduğu an
kaymaya başlamış osmanlı yıldızı,
baktım yeri toparlıyor ayak izleri
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
----------------------------------------------------------
afyon garındaki
afyon agrındaki küçük kızı anımsa, hani,
trene binerken pabuçlarını çıkarmıştı;
varto depremini düşün, yardım olarak batı'dan
gönderilmiş bir kutu süttozunu ve sutyeni.
adam süttozuyla evinin duvarlarını badana etmişti,
karısıysa saklamıştı ne olduğunu bilmediği sutyeni,
kulaklık olarak kullanmayı düşünüyordu onu kışın;
tanrım, gerçekten çocukluk günlerinizde mi?..
eşiklere oturmuş bir dolu insan
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
----------------------------------------------------------
daha ben
daha ben ilk kazmayı vurmadan
elime gelen karabitki'li testi,
nefertiti'nin mutfağı sayılan yerde
koyu sır yeni hicret yollarını kesti.
terimler, eşekarıları sözcüklerin,
acımasızdırlar, adsız ve süeldirler,
önlerine katarak insan ve hayvan listelerini
sabah akşam kapınızın önünden geçirirler.
fazıl hüsnü diyor ki, ne diyor fazıl hüsnü?..
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
------------------------------------------------------------
içtim o
içtim o bin yıllanmış testiden, içtim, içtim,
örtüler arasında yeryüzü beğenisiyle
ayışığını paylaşırdı bacakları,
öptüm ayak parmaklarını, öptüm, öptüm.
put'unu cezalandırıyor kır delisi;
oğlan iki ev ötede, londra'dan gelmiş;
yazsınlar felaketlerin hep çift geldiğini,
garson acıması tutmuş içkievini.
ortaoyunumuzun dekoru bir kağıt mendil
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
--------------------------------------------------------------
bir mineli
bir mineli altın saat,
bir altın köstek ve madalyon
bir roza maşallah,
on iki miskal inci.
madalyonunu ve boncuğunu
ittim içeri,
gözlerimizin dibi karıştı
dağyollarının uzak dumanı gibi.
ve konsolun üstünde noksan bir gümüş kutu
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
--------------------------------------------------------------
metinlerde buluştuk
metinlerde buluştuk, kopkoyu deyimlerde,
koşut ve eşzamanlı okuduk kimi kitapları;
o arada iki de defterimiz oldu,
biri babasına daha çok benziyor.
bir türlü kotarılamayan uğraş,
ç harfini daha yeni dönmüşüz;
gözlerimizde ibni sina bozukluğu,
dostumuzsa, bodrum'da, dönmez geri.
uzaklardydın, oracıkta, öbür kıtada,
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
-------------------------------------------------------------
küçük anne
küçük anne, kelepir kız,
bir şey söyle bana,
bana bir laf et ki binlerce,
onbinlerce görüntü anlatamasın.
genceli nizami'nin dediği gibi
taşı onunla yıkasalar
üzerinde akik biter,
bakışların ki...
ikinci bir parıltı var senin bakışlarında
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
--------------------------------------------------------------
18 aralık
18 aralık 1985'te o salonda
kişi nasıl kestirebilirdi ileriyi?
siz, kazıbilimler, alınyazısıbilimler,
geçsin yıllar geçsin, seneler gibi.
olur mu anımsamamak onaltıncı louis'yi,
14 temmuz 1789 akşamı, louis,
şöyle yazmamış mıydı defterine:
"bugün kayda değer bir şey yok..."
"kehanet" adlı kısacık bir şiir buldum
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
----------------------------------------------------------------
hiçbir semtte
hiçbir semtte berberin olmadı,
1954-1980 yılları arasında,
26 yılda 28 ev değiştirdin;
leke kuşağı nasıl bilmez seni!
arabesk nedir diye düşünmüştünüz:
şebboy sesli bir cümbüş, eza içinde;
eşitlik midir komedya, içtenlik mi,
erdem diye benimsenmesi mi fırsatsızlığın?
yürüyoruz bütünlemeye kalmış bir sessizlikte
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
--------------------------------------------------------------
mutsuzluk gülümseyerek
mutsuzluk gülümseyerek gelir, adıyla süslenmiştir;
banliyö treninde rastladığımız
sınav saatini kaçırmış liseli kız,
hep kazanırsın ey çözümsüzlük!
ey otobüssever ey troya yolcusu!
anımsarsın, günlerce konuşup durmuştuk
o ib(ipekböceği) sesli kadını;
birinin grönland'ı olmaya hazırlanıyordu.
iki çay söylemiştik orada, biri açık,
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
----------------------------------------------------------------
bir kış
bir kış göğü gibi o saat alçalır ölüm,
yalnız işitme duyusu kalır ortada.
asya kentleri yürür durular,
höyükler burnumda hızma.
uzakta dev bir damla: pırıl pırıl pencap!
tabanlarından kayıp duran sütunlar
yitmiş bir geleceğin işaret parmakları;
horasan uykusuna havlayan köpekler, buhara.
uzaklara bir bakışın vardı kafeteryada
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
----------------------------------------------------------------
piri reis
piri reis geri çekmiştir haritasını
azmayı çoktan unutmuştur hayvanlar;
başlamıştır sultanahmet sürüncemesi,
kızlar yatakta yan yatmaya başlar.
ben atımı böyle dört sürüyorum ya,
yetişmek için mi, bilmem, kaçmak için mi?
ya sen? neden sen de tehlike anlarına
bunca hazırlıksız olma özeni?
bir şey var, ancak makilerin orada söyleyebilirim
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
-------------------------------------------------------------------------
bir çiçek
bir çiçek duruyordu, orada, bir yerde,
bir yanlışı düzeltircesine açmış;
gelmiş ta ağzımın kenarında
konuşur durur.
bir gemi bembeyaz teniyle açıklarda,
güverteleri uçtan uca orman;
aldım çiçeğimi şurama bastım
bastım ki yalnızlığımmış.
bir başına arşınlıyor bir adam mavi treni
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
------------------------------------------------------------------------
gece bitkilerinden
gece bitkilerinden korkuyorum,
hayır, geceleri bitkilerden!
gizlenirken vurulmuş ulaklara ağıttır
bana açtığın her telefon.
iki kalp arasında en kısa yol:
birbirine uzanmış ve zaman zaman
ancak parmak uçlarıyla değebilen
iki kol.
an ki fıskiyesi sonsuzluğun
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
-----
Gölge
gölge ne severse kendini var edeni
kaçar ve korkarsa ışıktan
gene bir pus hatta belki gene sis
oysa düşünmez kimse siluetini
bir dere malikanesinde korkusuz
ellerini düşürdüğün pencereyi de buldum
siliyordun izlerini bütün kapılardan
kalıyordu bırakmayı önleyemediğin kokun
bana uzaktı her şey sana o kadar yakın
keşke yalnız bunun için sevseydim seni
-----
Bir buruk
bir buruk minör şarkı gibi seyrettim seni
gülümseyip uzak bir karanlığa giderken
portelerinden dökülen yalnızlık
herkes gibi bekliyordun gölgeni
anladım ki ben değildim
aşk ya da ecel gibi kaçtığın
şarad bir pencere önü serenadı kadar
sanırdım bendim içindeki korkular
on yıl ne sonraki milenyuma daha var
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
-----
binmeyi öğrendin mi huysuz bir ata
şehir değiştirmeyi öğrendin mi nedensiz
yıldızlar düşüyordu çoktan bir ölü
kefensiz pencerende hangisi bilmediğim
dolaşıyordum sokak sokak
izlerini aradığım bir mahallenin
çoktan gittiğin bir meriç akıyordu yanımdan
ıslak mimozalarında bahçelerinin
ben sana her şehirde biraz geç kaldım
keşke yalnız bunun için sevseydim seni
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder