Her birimiz ne derece yakınız aslında potansiyel bir yıkıma.
Bir an için durup düşündünüz mü, durağan, sıkıcı, güvenli hayatımızdaki pek çok şeyin aslında en fazla bir köşesi üzerinde duran bir üçgen kadar dengede olduğunu.
Ufacık bir etki bu üçgeni yıkmaya yeter öyle değil mi? Ama çoğu kez, hayatımızdaki herşeyin garantisini elimizde tutuyormuşçasına kaygısız yaşamaya devam ederiz. Bir riske alışmak aslında böyle bir şeydir. Aynı İstanbul'da deprem riski ile yaşamaya alıştığımız gibi. Evleri hiç de sağlam olmayan insanlar her akşam o evde uyuyorlar, günlerini gecelerini geçiriyorlar. Neden ve nasıl soruları hemen yanıyor beynimizde. Çünkü alıştılar. Önce ürktüler, korktular, bu durumu değiştirmeye çalıştılar ama sonra... Baktılar ki ellerinden bu durumu değiştirmek için bir şey gelmiyor, kaygı içinde yaşamak da bir anlam ifade etmiyor. Riske alışıp ters üçgenin tepesinde, sanki bu durumun hiç ayırdında değil gibi yaşamlarına devam ediyorlar.
Riskler uzaktan baktığınızda her zaman için kolay ayırdedilebilir aslında.
Evli mutlu çocuklu bir çifte baktığınızda riskleri görmek isterseniz görürsünüz, ama bizler ay ne kadar hoş birbirlerine çok yakışıyorlar der geçeriz, biraz daha karamsar tipler Allahtan medet umar, Allah ayırmasın der. Ama Allah ayırabilir. Hem de pek çok farklı şekilde.
Yarın o mutlu çiftten kocanın iş yerinde afeti devran bir kadın çalışmaya başlayabilir. Güzel ve mutlu çiftimizin erkeğini gözüne kestirebilir. Vazgeçmeksizin cinsel imalarını aylarca sürdürebilir ve sonunda amacına erişebilir. Adamı kendisine aşık edebilir. Ya da belki sadece cinsel bir beraberlik yaşayıp bunu bir şantaj unsuru haline getirebilir. Hayatı çekilmez kılabilir.
Her şey mümkündür hayatta.
Biz se hiç bir şey değişmeyecekmiş gibi yaşamayı tercih ederiz. Her defasında yanılırız. Değişecek olan değişir, biz arkasından bakakalırız.
