Başımıza neler
geliyor neler.
Hayatta ne oldum
değil ne olacağım demeli diye söylerler. Çok haklılar.
Hayat her türlü
endişe ve kaygıyı insana yaşatmayı sanki misyon edinmiş gibi yüklenir insana.
Hiçbir tecrübe
eksik kalmasın diye, iyi ve kötü.
Korktuklarımız da
gelir başımıza, en hazırlıksız olduğumuz korkusuz olduğumuz alanlardan da darbe
alırız.
Hayat insanları
bir heykeltraş gibi şekillendirir aslında. Birbirine benzetir benzer acılardan
farklı zamanlarda geçirerek. Yine de tüm bu standardizasyona rağmen hamur farklı
ya, farklı tepkiler verir farklı sonuçlar yaratırız bizler de bu benzer
sancılardan.
Kimimiz gücenir, yenilir,
kırılır, yıpranız. Kimimiz isyan eder, inkar eder, öc alma derdine düşer, hırs
yapar. Kimimiz orta yollu bir ritim tutturur bir o yöne bir bu yöne savrulur…
Etrafımıza baktığımızda
iki ana türde insan görmüyor muyuz? Hırslı ve mücadeleciler ve yıkık ve üzgünler.
Peki ya mutlular? Hayatın bonkör davrandıkları? Var mı onlar çevrenizde. Yakın çevrenizde
yoktur muhtemelen uzaktan görüyorsunuzdur. İnsanların yaralarını mücadelelerini
göstermedikleri uzak çemberlerinden mutluluklarını görüyor, mücadelelerini atlıyorsunuzdur…
Hayatın illüzyonu
da burada. Hep mutlu insanlar var ufuklarda, mücadeleleri olan bir güruh etrafımızda.
O mücadele içinde zaman akıp giderken, o illüzyon ilham ve güç veriyor.