25 Ocak 2010 Pazartesi

Bahçeşehir'de kar



Bugün ayın 25'i ve 22'sinden beri yağan yolları buzlandıran ve beni burnumu kapıdan dışarı çıkartmaktan bile korkutan kar artık canıma yetmiş durumda...

Evde oturmayı çok seven biri değilimdir, hastalık vs gibi dertlerim olmadığı taktirde evde maksimum bir haftasonu boyunca oturabilirim ki o süreç içinde bile süper market alışverişi için falan mutlaka dışarı çıkar bir havamı değiştiririm.


Hem okulun tatil olması hem kar yağması derken bir süredir tam manasıyla eve tıkıldım. Dinlenmek bile bir yere kadar... Ne zamandır bir zaman yaratmamı bekleyen dvd'ler izlendi, indirdiğim diziler bitti, okumak istediğim kitaplar (allahtan d&r kar öncesine yetiştirmiş sevkiyatı) bitti.

Yeni hobiler edinmek lazım sanırım...

12 Ocak 2010 Salı

Şebnem Ferah - İstiklal Caddesi Kadar

İstiklal Caddesi Kadar

Alnımdan akan ter sana hiç değmedi
Gözümden damlayan yaş, denizi bulmadı
Bir sokak gördüm rüyalarımda gecelerce
Hiç sana çıkmadı
Sadece yarım saat tutuştuk elele
O saat durmadı

Düşünüyorum ne kadar sevmiş olabilirim
Düşünüyorum…
Sen, ben, gece bir yol
başka birşey yok elimde, hafızamda
Düşünüyorum ne kadar yer etmiş olabilir
İstiklal Caddesi kadar
İstiklal Caddesi kadar

Anları birer birer topladım sakladım
Tarihin ortasında gelecek aradım
Hücreme girdin dokundun hücrelerime
Buluttum damladım
Cümleler kaçtı dağıldı dört bir tarafa
Sadece noktayım.
Düşünüyorum ne kadar sevmiş olabilirim
Düşünüyorum…
Sen, ben, gece ve bir yol
başka birşey yok elimde hafızamda
Düşünüyorum ne kadar yer etmiş olabilir
İstiklal Caddesi kadar
İstiklal Caddesi kadar

10 Ocak 2010 Pazar

9 Ocak 2010 Şebnem Ferah Gala Konseri


Dün Şebnem Ferah konserindeydim.

Herşeyden önce Şebnem Ferah'ın yeni albümü hakkındaki görüşlerime yer vermek istiyorum. Elbette Şebnem Ferah'ın sesi ve müzisyen kişiliği konusunda benim de sabit bir fikirim var kendisini çok başarılı ve yetenekli bulurum ancak son albümünde bir stratejik hata olduğunu düşünüyordum. Bu cümleden sonraki kısımı albümü dinleyenler daha iyi anlayacaklardır. Şebnem sanki dinleyicilerim benimle birlikte söylesin diye değil de ben sadece ben söyleyebileyim diye yazmış Benim Adım Orman'daki şarkıları. Bunun biliçli bir tercih olup olmadığını bilemiyorum elbette ama sonuç bu şekilde olmuş. Bu tarz şarkılarda dinleyicinin bütünleşmesi daha zor oluyor diye düşünüyorum stratejik hata diye gördüğüm kısım budur.

Konser de bu yeni albümün gala konseriydi, bir bakıma öngörümde haklı çıktığımı düşündürdü bana, eski şarkılarına şebnem ferahın o gür sesini bastıracak yükseklikte eşlik eden o fanatik hayran güruhu yeni şarkılara pek eşlik edemiyordu. Bilmediklerinden mi, sanmam... Zor... Herkesten çıkacak sesler değil onlar... Bu bir handikap oluşturur gibi geldi bana ama bakalım zaman gösterecek bundan 4-5 yıl sonra bakalım Şebnem bu albümün parçalarına konserlerinde yer verecek mi?

Konserin geneline gelirsek konser çok başarılı ve heyecanlı bir havada geçti. Şebnem'in deyimiyle ""1.5 yıldır konsere çıkmıyorlarmış çok heyecanlılarmış" o tatlı heyecan seyirciye de geçmişti.

Bostancı Gösteri Merkezi felaket bir mekan bu bilinen bir gerçek dolayısıyla mekanın kötülüğünü havalandırmanın yetersizliğini çok açıklama gereği görmüyorum ancak tavsiyem üst taraflarda sıcaktan oturulamadığı o yüzden alt taraflara doğru oturmanın daha mantıklı olduğu.

Aklıma takılan konserle ilgili tek bir konu var. Şebnem Ferah konserin sonunda Eski şarkısını okumadan önce hayatı yaşanır kılanlardan bahsedip bir seri ünlü politikacı ve sanatçıdan oluşan bir slayt gösterisi eşliğinde okudu şarkısını ve bütün toplulukta finalin Atatürkle yapılması yönünde bir beklenti oluştu ancak Atatürk'ün resmi görülmedi ve Şebnem Ferah "Atatürk" "Atatürk" "Atatürk" tezahuratlarıyla bir nevi protesto edildi. Kendisi bu zor durumu "ben hayatı yaşanır kılanlar dedim bahşedenler değil" şeklinde bir açıklama ile toparlamaya çalıştıysada kanımca o slayt gösterisinde Atatürk'ün gösterilmemesi bir apolitik tavırdı ve kendisine pek yakışmadı...

Bunun dışında herşey harikaydı. Gece bir miller ile cilalandıktan sonra saat 2 gibi yastığa kafamı koyarken dolu dolu yaşanmış bir günün mutluluğu vardı içimde.

8 Ocak 2010 Cuma

The Vampire Diaries


Son zamanlardaki gözde dizimdir bu.

Ortalığı kasıp kavuran Twilight ( Alacakaranlık ) rüzgarının ardından bende de pek çok insanda olduğu gibi vampir edebiyatına bir ilgi ve vampirlerle ilgili film ve dizileri izleme isteği uyandırdı.

Bu tür daha önceden farketmediğim kadar yoğunmuş, belki de benim gibi ilgisi artan kitlenin ilgisini karşılamak için burda bir arz fazlalığı oluşmuş da olabilir.

Neyse vampir edebiyatı ile ilgili görüşlerimi başka bir yazıya bırakıp şimdi bu diziden bahsetmek istiyorum spoiller içerebilir aman dikkat....

Öncelikle dizi Vampir Günlükleri ya da namı diğer The Vampire Diaries aynı isimli kitaptan uyarlama, aynı Twilight Saga seri filmlerinin kitaplardan uyarlama olduğu gibi. Ancak okuyan ve izleyenler bilir Alacakaranlık serisinde kitap ve film üç aşağı beş yukarı paraleldir, kitabı okuyan filmi filmi izleyen kitabı ufak ayrıntılar dışında paralel bulur. Ancak The Vampire Diaries de film değil dizi olduğu için sanırım konuyu genişletmek amacıyla oynamalar yapılmış ve senaryo kitaptan oldukça farklılaşmış, hatta biraz daha iler gidip söyleyebilirim ki benzer kalan tek nokta ana karakterler ve onların dünyaya ve birbirlerine karşı takındıkları tavır ve sahip oldukları güçler.

Bütün bu değişimlere rağmen önceden kitabı okuyan bir izleyici olarak diziyi başarılı buldum. Bilirsiniz genelde kitap okurları filmleri dizileri pek sevmezler, özellikle uyarlamalar, değişiklikler yapıldıysa ama sanırım bu değişiklikler çok yerinde olmuş ki beni hiç rahatsız etmedi.

Kısaca dizinin temasını da özetlemek istiyorum merak edenler için. Salvator kardeşler (Stephan ve Damon) vampirdirler ve aralarında derin bir kin vardır. Salvator kardeşlerden Stepfan insan kanı içmez ve insanlarla iç içe yaşamak üzere bir amerikan kasabasına yerleşir ve Elena isimli liseli kız ile bir ilişki kurar ancak Demon bunlara izin vermek niyetinde değildir. Bütün vampir güçlerini ve kötülüğünü kullanarak ortalığı karıştıracaktır.

İyi seyirler:)

3 Ocak 2010 Pazar

Blackberry internet


Evet blackberryden internete girmek konusundaki muamma benim açımdan çözülmüştür. Amerikayı bir milyonuncu kez keşfetmiş gibi hissediyorum kendimi bunları cihazı almadan önce araştırmam gerekirdi tabii ki ama ne yapalım akılsız başın cezasını cebimiz çekecek.

Sonuçları paylaşıyorum;

Meğersem bu alet BİS olmadan mobil olarak internete bağlanmazmış. apn ve benzeri teknik terimlerle insanın aklını bulandırıyorlar ama sade vatandaşın bilmesi gereken şey sadece şu, bu alet diğer telefonlardan ve bilgisayarlardan farklı bir protokolle internete başlanıyor dolayısıyla diğer cihazlar için çıkarılan internet paketleri blackberry için işlemiyor.

Eh böyle olunca da bu BIS mevzusu çıkıyor ortalığa.

Eğer wifi bana yetmez ben telefonumdan wifi olmasa da internete bağlanmak istiyorum diyor ve Blackberry sahibiyseniz bu BİS paketini almaya mecbursunuz.

Ben şimdilik wifi ile idare etme kararı aldım. Bir işim olunca gerisini de düşünürüm dedim, bir üniversite öğrencisi için aylık 30 TL ek maliyet biraz fazla geldi açıkçası, hem buna konuşma mesajlaşma dahil değil sadece mobil internet. Ben 50 TL'ye 10MBps sınırsız internet kullanıyorum evde. Böyle düşününce aslında Turkcell'in ne kadar fahiş bir bedel istediği açıkça görülüyor öyle değil mi?

2 Ocak 2010 Cumartesi

Blackberry White Bold


Artık benimdir kendisi...

Müthiş estetik falan bunlardan söz etmiştim zaten ancak... Gelelim kullanımına... Turkcell kullanıcısıyımdır ve herşeyine hayranımdır hemen hemen, ancak şu blackberry internet servis hakkındaki sayfalarından birşey anlayan beri gelsin, turkcell iletişim merkezindeki insanlarında ne dedikleri anlaşılmıyor kesinlikle konuya hakim değiller gibi bir izlenim ediniyor insan...

Şu an iki alternatifim var,

1- Turkcell'in 100mb aylık internet paketini almak ki kendisi 9 lira falan
2- BIS (blackberry internet servis) almak ki kendisi 30 lira falan...

Şimdi bunların ikisiyse seçeneklerin birinciyi seç diyenler olabilir ancak iş o kadar basit değil çelişkili bilgiler var. bazıları ilk seçenek ile blackberry çalışmıyor diyor bazıları çalışıyor ancak push e-maili özelliğini kullanamazsın diyor. Turkcell'e mail de attım bakalım en doğru seçeneği merkezden verirler diye umuyorum sonuçları ayriyetten bildireceğim:)