Herşey var içinde ıvır zıvır, fikirler, şarkılar, diziler, acılar, mutsuzluzluklar, mutlu şeyler de tabii ama onlardan bol bol söz veremiyorum zira bilenler bilir onların farkındalığı çok daha az oluyor...
29 Mayıs 2011 Pazar
Tutkulu Asklar
AVEA BlackBerry® Servisi ile gönderildi.
23 Mayıs 2011 Pazartesi
İkizler Burcu Günlük Burç Yorumu _ 23.05.2011
21 Mayıs 2011 Cumartesi
İkizler Burcu Günlük Burç Yorumu_ 21 Mayıs 2011
HER AŞK ÖLÜMÜ TADACAK - MANGA
Bir gidenle, bir kalanın bilinir hikayesi...
Kimileri hayattan mutlu sonlar çalar bu şehirde,
Kiminin de bizim gibi yarım kalır hikayesi...
Bir hüzün şehri ayırdı bizi,
Ve bu son olmayacak...
Gözyaşıyla beslediği
Her aşk ölümü tadacak!
Ne dualar kurtarır bizi artık ne de zaman,
Unutabilmek gerek bazen ağlamadan...
Ne yeni bir aşk avutur bizi ne de geçmişin izi,
Kabullenmek gerek bazen yenilgiyi...
Bir hüzün şehri ayırdı bizi,
Ve bu son olmayacak...
Gözyaşıyla beslediği
Her aşk ölümü tadacak!
Dinlemek isteyen için fizy linki:
http://fizy.com/#s/1lrxx7
Bir şey sevmeye değerse, ölmeye de değer mi?
Değmez, aşklara değmez, yaşlara değmez, gönlüm ağlar gözyaşım silinmez...
18 Mayıs 2011 Çarşamba
İkizler Günlük Burç Yorumu _ 18.05.2011
17 Mayıs 2011 Salı
İkizler Burcu Günlük Burç Falı _ 17.05.2011
16 Mayıs 2011 Pazartesi
İkizler Burcu Günlük Burç Yorumu - 16.05.2011
10 Mayıs 2011 Salı
İkizler Burcu Günlük Burç Yorumu - 10.05.2011
9 Mayıs 2011 Pazartesi
Öykü _ Gökhan Türkmen
Ne acı ki son şarkım bu
Çok mu kolaydı yoksa zor mu
Bu sisli aşk, bu tutku
Oldu
Hani olmazdı?
Sondu
Sende gitmek yoktu
Doldu süre, bize bu bile çoktu
Bir hayaldi
Yok oldu
Sus; doğru, yalan, ne farkeder
Bak bir aşk başlamadan böyle biter,
Kime
Kime kalır aşk?
Ver geri seni sevdiğimi
Bakma git, daha ne söylemeli
Yoksun artık bende ne acı, bitti
Yitti, yetti o günler, bana yetti
Çok, çok da mutlu etti
Birdi, bende yerin ah
Tekti
Bir çocuk bende tükendi!
"Yeter" demek yetmez ki bazen!
Ah içimde bir öykü ağıtlarla biter
Güler yüzüme taptığım bir "sen"
Ah içimdeki türkü dudaktan kalbe düşer.
Düşer de hani bir gün olur da, Azrail bana güler
Bir yerde hani bir gün olur da, Azrail bana güler
Yaptığınız Karalamaların Anlamı
Çalışırken, telefonla konuşurken, düşüncelere dalmışken hemen herkes elindeki kalemle birşeyler karalar. Bu anlamsız karalamalar aslında kişiliğimizi ele veriyor.
Aylık popüler bilim, teknoloji ve kültür dergisi Focus, en süslüsünden en basit olanına, karalamaların psikolojik olarak ne anlama geldiğini Ocak sayısında inceledi.
Önünüzdeki kağıda rastgele karaladığınız şekiller, karakterinizi ele veriyor. İşte uzmanlara göre bazı çizgiler ve anlamları...
Oklar genel olarak cinsel gerginliği ifade ediyor. Ancak oklar yukarıyı işaret ettiğinde hırsın, yatay olduklarında güçlü sezgilerin, her yönü gösterdiği zaman da açık bir zihnin göstergesi olarak yorumlanıyor.
Düz çizgiler çizen insanlar, genelde sözünü sakınmayan, az ve öz konuşan tipler olma eğiliminde.
Sıfırlar ile çarpılar rekabete açık insanları ifade ediyor, idealist olanlar genellikle yıldız çiziyor. Beş köşeli yıldız hırsa, altı köşeli yıldız konsantrasyon yeteneğine işaret ediyor.
Daireler hayalperestlerce daha çok tercih edilirken, kutular pratik, akılcı ve net karakterleri yansıtıyor.
Yazılım devinin aklından neler geçiyor
Karalamalardan anlaşıldığı kadarıyla Gates biraz hayalperest (yumuşak daireler ve düzensiz harfler buna işaret), ama yine de sorunlarını çözerken pratik ve yapıcı davranıyor (üçgenler). İşte Gates’in iç dünyasına açılan küçük bir pencere:
Kutular, keskin bir zekaya sahip Gates’in gündeminde büyük konular olduğunu gösteriyor. Birbirinden ayrık harfler, önceliklerin belirlenmesi konusunda bir çatışmaya ve her konuya hakim olma çabasına işaret ediyor. Halkalar bağımsız bir zekanın, çizimin yumuşaklığı ise gündüz düşlerine yatkınlığın göstergesi. Harflerin genellikle birbirine bağlı olması, sabit fikirliliğin işareti. "Borç ertelemesi" kavramının diğerlerinden daha büyük harflerle not edilmesi, Gates’in bu konuya verdiği önemin belirtisi. Sağa yatık yazı, dışadönük kişiliği ve hırsı temsil ediyor. Futbol kalesi figürü, toplantıdan sonuç alma kararlılığını gösteriyor. İlmek şeklinde yapılmış d harfi, dıştan gelen baskıya ve eleştirilere karşı hassasiyeti temsil ediyor.
Çizgileriyle Atatürk
(Nursu Marmara, insan yönünü az tanıdığımız büyük önderin iç dünyasına bir pencere aralıyor.)
İmzasına bakıldığı zaman, bitiş darbesinin keskin uçlu olmadığı görülüyor. Kas gerginliği ve gevşemesi arasındaki denge, onun liderlik vasfına işaret.
Atatürk’ün yazısında, sezgisel alan çok yüksek. Aktüel alanı kontrol mekanizması ise çok iyi. T çizgileri, otoriter bir tarzı, iddialı ve planlayıcı kişiliği yansıtıyor. İ noktaları, yoğun bir zihinsel ve fiziksel çabanın habercisi. Kalem vuruşlarındaki koyulaşmalar; yüksek enerji potansiyelinin ve duygusal enginliğin, beyin yani korteks ile olağanüstü şekilde kontrol edildiğini gösteriyor.
Nazım Hikmet
Nazım Hikmet, kağıda bol miktarda enerji aktaranlardan; yani içinde hiçbir şey bırakmadan kendini akıtıyor. Kas basıncının yüksek oluşundan bunu anlayabiliyoruz. Yazıdaki yatay genişleme çok daha fazla. Dikey yüksekliği daha fazla olan yazılarda, akıl ön plandadır. Nazım’da ise duygular ön planda.
ÜNLÜLERİN ANALİZLERİ
Tony Blair
İngiltere Başbakanı’nın yazısı sağa yatık. Yatıklığın fazlalığı, dışadönüklük olarak yorumlanır. Dikey yazı otokontrol, geriye doğru yatık ise isyankarlık göstergesi.
Prenses Diana
Diana’nın el yazısında olduğu gibi, büyük olan harfler coşkulu olmayı, küçük olanlar çekingenliği ifade ediyor. Büyük "D" harfi, dikkat çekme isteğini gösteriyor.
Bill Clinton
Clinton’ın el yazısında olduğu gibi harflerin birbirine bağlı ve bitişik olması, iyi eğitimin, akılcı ve ne istediğini bilen kişiliğin göstergesi. Ayrık yazı da güçlü sezgilere işaret.
9 Haziran 2011 _ İkizler Burcu Günlük Burç Yorumu
Bold ile yazdığım şey nasıl içimi okudu bugün nasıl içimi okudu.... Sürüklemiyormuşum bile, ben sürükleniyormuşum. Yazıklar olsun bana, ona, dünyaya, herşeye, böyle kadere...
6 Mayıs 2011 Cuma
İkizler Burcu Günlük Burç Yorumu - 06.05.2011
4 Mayıs 2011 Çarşamba
SATRANÇ DERSLERİ
kıvrak ve uzatarak boynunu
nice güneş batışını yerinde görmüş boynunu
oysa veba tarihçileri bilmemişlerdir
her karenin bir karşı veba girişimi olduğunu
göğe bezgin bakanların bir türlü öğrenemediği
bir oyundur satranç
evet ilk aşk gibi bir şeydir ilk açılış
artık dönüş yoktur
kuşku bağışlanmasa da
tedirginlik doğal sayılabilir
ancak
yürümenin dışında bütün eylemlerin adı
kaçış kaçış kaçıştır
çapraz özgürlüklerinde filler
acılardan yapılmış bir alanda
ne zaman ki esrirler
yazsak defterlere sığar mıydı
şah açmazında vezirin ölümcül tutkusunu
yerine göre piyon da bir tufandır
içinde hep bir vezir sürekli mahzun
düz gider çapraz vurulur ve uzun uzun
günbatımlarını çağrıştırır
hüznü uçlarından dolanıp
yalın sıçrayışlarıyla piyonlar arasından
ürkek ama cesur ama sevimli
açsa duyargalarını o tarihsel şiire
iyi bir oyuncu en çok atları sever
sen ey atını kaybeden oyuncu
bir ilkyazdan koca bir güzyontan adam
bırak oyunu
artık
öyle bir ıssızlık düşle ki içinde
yeryüzünü kişnesin
bizim atlar
2
nicoldu onca oyuncu
oyarak
ette oyuk seyirmesinden
oyun kurarlardı
kaçıp
da süleymandan
kaf dağında otururdu
anka nicoldu
o mağrur gemiler ki açıklarda
güneşin şanla her akşam ufala ufala battığı
suların kabarıp taşarak savrulduğu oradan
kesik bir insan başı gibi taşra düşüp
helak oldular
ün geldi ey iskender
çok acaip gördün ömrün tükendi
geri dön
ürktü
ki endişe
dünyadandır ve hayal hiçtir
sözü onun
...avda
yine geri dön bu son
yoksa öleceksin gurbette
dedi ses ve işitip ağladı
o koca iskender ki
tuhaf matlar yapardı
mat oldu olağan biçimde
artık anlaşılmıştır günün akşamlılığı
kesin mat yok
iyi oyun vardır sadece
ve satranç aslında dalgınların oyunudur
dalgının ölüm karşısındaki sükuneti
düşmana
ölümün dehşetinden korkuludur
eğilip o oyuncu
uzatsa boynunu buyruğa
taşlar sürüldüğünde
kaleyi buyruksuz düşündü mü kişi
demek ki bütündür sallantıda
demek ki gök de anlaşılmaz bir biçimde ölü
cinayetlerde yeryüzüne paramparça dağılmıştır
aşk ve umut dağılmıştır
koygun bir gece gibi günü kaplayan
sevgilinin gözlerindeki zeytin siyahını
o oylum oylum kabarık şiiri
kaplayan
bir şeyse buyruksuzluk
taşlar sürüldüğünde
alıp kişiyi kayalar çarpar buyruksuzluk
çağı binip
cübbesinden gözükara süvariler çıkaran
o beyaz taş oyuncusunu nerde bulmalı
tutup üzengisinden öpüp koklamalı
3
söyleyelim ebir
ha
in
dir
esekiz yok
yok ayrı bir düşman falan
genç çeri
ey e hattındaki budala
-tanrım ne saflık-
bir ara dilim sürçse
de at kıskacını anlatsam
desem ki ha-
derler ki kemik atıyor
köpek resmine bu adam
anlat
apaçık olanı
gecedir halk
etinin önünde anlam
katledilmiştir
vardın
söylemezler otlar
çok sutün düştü
nice bir taş
ne zamana yetiştin
aykırı sür
çalka
de ki ey at kıskacı kabaran
ateş almış ve ey at kıskacı
diye bağırarak
o oyuncu
oynadığında seni
konuş benimle
sana hizmet danışayım
4
hüzüm
yalındır-dağdan
aparılmış kar topakları gibi
yel ki ince
ipince bir teldir kopmuştur
insan
azar azar kopmuştur
yalnız hüznü vardır kalbi olanın
hüzün öylece orta yerdedir
tuhaf bir yarma yaşanıyordur
çepçevre şeytan kilitleri
sınav
5
bir oyuna rasgeldim
her taşı yakup hüznü
anlat
bu boşalmış at
hüzündür
yanında
kalfa
çırak
ben bir oyuncu tanıdım
daha
ataktı
gördüm ki çatlıyordu
kara kuzgun
kabusa beyaz bir su
oyuluyordu
've sabır
olmasaydı
yeryüzünde
birgün
kalınabilir miydi?'
6
bu hüznün
mesnevisi yazılmadı
gürbüz tarhlar öldü
o ceylanda
bir kaç minyatür
mütekeddir
-de bana bu esrime
bu koygun minyatür yalnızlığından
başka nedir-oysa
kocamandır aşk
usanç
hep eksiler alanında
olup biten bir şeydir
parçala bu trajik geçidi
o taşı sür ey insan
taşı taş-çünkü saat
sınanan bir süreçtir ve atlar
yanıldıklarında
kaygan
o karangu duvarına çarpıp kuşkunun
düşer ölü atlar
çünkü satrançta
çünkü orada ve burada
her zaman
öğretidir zaman
aşkın da
katları vardır-kadim
kabarık bir öyküdür alınyazısı
ey aşk
elbet başındasındır bela kitabının
ne çok dilin var
gece ki anlamadı
şu anda
o
ibrahim ve ishak
yargıç yok taşı kim atacak
leyla bilmez mi gerekli olduğunu
diye döğünüp duran
gece ki ey gece
o külli aynalar
seni ararlar
ıssız bir hat fotoğrafın
dan sana çıktım
oynanan
göstermelik bir sonoyunuydu
aldandın
ağır taşlar verdik
...ve ay seni bulduğunda
yani ki kanıtladığında kendini
ben
müthiş bir başlık atacağım
şiirime
sevgili gecem diye
7
şebçerağ
söndü mü
diye bir ses
sahi şebçerağ nerde
iskender! iskender!
diye bir ünlem
bu nasıl iskender
aramaz bengisuyu
diye bir hüzün
'hişt! dostlarıma şunu haber ver
denize açıldım
ve gemim parça parça oldu'
diye bir im
denli narindir intikam
intikam içli bir marştır gerçekte
bir ara ses aygıtını yırtarak çıkarılırdı
o şimdi
dışlanmış bir taş olarak
karlı kış gecelerinde
acılı bir genç şairin her geçişte
hüznüne tanık olduğu
metruk bir kümbet denli müşahhas
aşktır-ve o
ne rahim bir yürüyüştür gecede
(o yıllar bir ressam tanırdım
gök çizemezdi
yüksek evler yapardı yitik kadın yüzleri- bir güm
o kentin
-tarihsel bir kenttir-
o çarşısındaki hasır iskemleli kahvede
onu bir cenini çizerken ağlar gördüm
bütün öğeleri belliydi ama neden gözsüz
ama neden bir kaleden artmış kapı tokmağı gibi
ıssız ve dokunaklı
diye sormadım çünkü ben
ağlayanları severim ve güzeldir ağlamak
denebilir ki-
bir insan en çok ağlarken güzeldir
vakit de akşamdı dışarda kar vardı
kar yüzyıllardır alabildiğine vardı
insanlar doğar konardı konar göçerdi
sonra o bütün resimlerini yırttı-
birden kaybolmuştu
arıyor diye duydum bir şeyi
çağın unutturmak istediği
belki derin bir gök resmini
ye'si biçen o eşsiz kılıncı gürbüz hamleyi)
bu taşı da sürüyorum
koyar gibi o güzel yapının üstüne
ya da komaz gibi taş üstüne taş
(ben daha çok taşları mı anlıyorum nedir
ve nedir taş-
çakmak taşı satranç taşı
sapan taşı göktaşı)
reddetmek gerekiyor kimi taşları ve şeyleri
sözgelimi sapan taşını
-o göz çıkarır sadece-
ortadaki gökkasabı gökdeleni
tanrısız tecimevlerini caminin hemen önündeki
ana caddedeki aykırı kadın salınışını
yanlış konumunu gülün evlerde bahçelerde
ve hatta parklarını bile bu taş mekanın
reddetmek gerekiyor
çağa çıktığımda
kan- çoğalan bir suret ve kendini
ta içerlerde bir yerin üşüyor-duymuyormusundur
yinelenir durur -şu sanki ne diye- akşam ki
dönüp nefsini içine tuttuğun yüzündür
senin yüzün -paramparça
bölük pörçüktür
şu kuytu kalabalıkta
şu yalnızlıkta
ivedi ve kirlisarı
dişiliğini kullanıyordur kuşku
lüks oteller gibi kuşku
kuşku
(çağı deştiğimde
o yüz
diyor yoruldum -aynalar
gösterebilir mi hiç -bana sonumu
nedensiz başladım oyunculuğa
bitireceğim raslantıyla -oyunumu
dostlarım da
var -intiharlar
her akşam ıslak-yapışkan
saçlarıyla girip odama
paniğimden pay toplarlar)
azaldı
halk içinde yüzdeki ben gibiler
eldeki siğile
çıbana -etin yumuşak bir yerinden sökün eden-
döndü halk ve cüzzam ne yürüdü
ve hep bir yaprak değil miyiz ki
bir zaman yarıp çıkmak serüveninde
özdalımızı
topu topu bir mevsimi yaşarız işte
müşa'şa' bir sonbahar figüranıyız
hepimiz de
ve cüzzam ne gün yürüdü sormalı
değil mi ki ebabil
adil
bir infazın adıdır
ve insan
-ne şu ne bu-
iyioyunundan
sorulmayacak mıdır
8
(kıstak)
her dakika
henüz ölmüş gibi ebuzer
kimsesizsindir
içlemin gamevi ay emek
kesik kesik solur
avcının elegözlü nesnesi
kaybettiğin divit -kırdır
faniliğindir o ağaç ki
zekeriya onda saklıydı
yazı ebediyyen vardır
-ortadaki göçük
içerdeki dehşet
pusudaki bungu
kıyım mahzen kan -
çok kandil kırılmış -sanki geç
herşey için - niçin
ertelenir sanır insan herşeyi
öyle sanır - yeniden han
o ölümsüzlük gibi mutantan
taş - düşmüş
vardır - orada nasılsalar öyle
apaçık
kırıktırlar
dili faldır aşkın ey taş
İLHAMİ ÇİÇEK
İkizler Burcu Günlük Burç Yorumu _ 4 Mayıs 2011
Bold ile belirttiğim yer nasıl doğru nasıl doğru, artık zamanı geldi de geçiyor bile bende biliyor ve söylüyorum ama keşke söylemek kadar kolay olabilse bazı şeyler
3 Mayıs 2011 Salı
İkizler Burcu Günlük Burç Yorumu - 03.05.2011
2 Mayıs 2011 Pazartesi
SEZEN AKSU - GÜVERCİN
Bir daha uçar mı güvercin şehirde?
Yalancı güneşli bir ocak
Mübarek Cuma gününde
Gitti cancağızım gitti
Bitti son İstanbul
Kaldırımlar zabıt tuttu şahidiz hepimiz,
Her yer tetikti
Sen de çekip gitme
Dayan be umudum
Dön gel, dön gel
Meydan okur hayat
Pabuç bırakmaz ölüme
Dön gel, dön gel
Kağıdı da kan tutar, ağaç değil mi soyu?
Ağla, doyasıya ağla!
Aynı denizde çoğalır yüreğin özsuyu
İkizler Burcu Günlük Burç Yorumu _ 02.05.2011
1 Mayıs 2011 Pazar
Hazin Bir Hikaye
Amansız kapanmayan bir yaran zaten var, zaman zaman unuttuğun
Acıdan uyuştuğun belki de...
O yarayı eşeleyip yeniden kanatıyor,
Daha büyük bir acı ile irkiltiyor insanı.
Apansız, durduk yere, beklenmedik bir anda...
Gözlerine dolan yaşlar çare değil mutsuzluğuna
Ya da bir başkası merhem değil yarana
Ama işin garibi o da merhem değil artık, onca zamandan sonra
Merhem olmasa da gelsin gerekiyorsa kanatsın yaramı daha bir diye düşünsen
O düşünce hastalıklı çünkü ne geleceği var, ne de umursasdığı.
Mazoşist bir sevgi bu,
Onun yerine yokluğunun acısını koyduğun,
Ondan vazgeçmek zorunda kaldığın,
Ama yokluğunun acısından vazgeçemediğin
Ondan kalan son zerre diye
Sana en çok acı veren şeye
Delice bir tutkuyla tutunduğun.
Hayat oysa ne çok sever sıkı sıkı tuttuğun şeyleri elinden almayı
Çeke çeke zorlaya zorlaya
Ellerinde ip yanıkları bıraka bıraka
Bir halat çekme oyunu oynar gibi adeta.
Ama inadına bu ısrarına kayıtsız hayat
Hiç alası da yok o acıyı elinden...
Yazık...
Geçen zamana yazık....
Harcanan o güzelim duygularına yazık...
Bu duygularına ardını dönüp giden zalim,
Böyle bir aşk her gün bulunabilir bir şey mi dersin?
Nankörsün, hainsin, değmezsin....
Ama gel gör ki bu gönülde sadece sen özelsin
Lila