29 Aralık 2010 Çarşamba

Sükut-u Hayal

Sükut-u Hayal

Ne başlayabildik doğru dürüst
Ne de bitirebildik

Ne vazgeçebildim bilirsin beni
Ne de anlatabildim
Ah bu aşk iflah etmez beni
Onunsa umrumda değil
Biliyorum

Zaman sen diyorlar çaresi
Geç de nasıl geçersen geç bildiğin gibi

Ah şu gönlüm hiç kimseyi böyle sevmedi
Hiç kimseye böylesine yenilmedi
Ne yapsam ne söylesem de değişmedi

Ama "Al" dedim "Vur" demedim ki

Ayakta hislerim dilimde düğümler
Söz geçmiyor ki kendime
Mecalim yok
Anlat diyorsun ya bendeki usul kıyameti
Hani birisi daha çok sever ya
Bizimkisi o misal

Meğer o vefasız çoktan gitmiş
Gel de anlat kendine
Gel de anlat ellere

Kırılmış gururum
Hiç aman vermiyor
Ne söylese haklı
İşin aslı bende saklı



Şarkı o kadar kendi içinde anlatmak istediği hikayeyi anlatıyor ki kendimle ne şekilde özdeşleştirdiğimi anlatmaya gerek dahi görmedim. Sadece işin özünü en bastıra bastıra söyleyen satırları bold yazabildim....

27 Aralık 2010 Pazartesi

İş Aramak

Türkiyede kaliteli bir üniversiteden iyi bir bölümden mezun olmak herşeye yetermiş gibi geliyor insana deli gibi önce anadolu lisesine girmek sonra da güzel bir üniversitenin güzel bir bölümüne girmek için kastıktan sonra. Öyle değil ne yazık ki...

Mezun olunca görüyon insan anyayı konyayı. Türkiyenin arka arkaya bir kerede sılayabileceğiniz 3 kaliteli devlet üniversitesinden birinden hem de en yüksek puanlarla öğrenci alan bir bölümünden mezunum ve yarım yıl oldu daha bir şirkette iş bulamadım ve artık kafayı yemek üzere olduğum gerçeğini inkar edecek halim kalmadı.

Ne kadar zor bir şey boş oturmak, allahtan aç değilim açıkta değilim ama yinede insan hayatta varlığına bir amaç arıyor, iş aramak malesef iş sahibi olmak kadar size o yönde yardımcı olamıyor.

Bu süreç malesef bunalımlara, iç sıkıntılarına son derece elverişli bir süreç, her kafadan bir ses çıkıyor bu zor döneminizi sizin için daha kolay kılmaya yönelik bunlardan birkaçı bir kursa yazılmak, geçici saçmada olsa bir işe girmek vs. Ben bunlara uymadım yalan değil, uymak da istemedim, bir kursa yazılıp minimum bir ay daha iş bulamayacağıma inandığım gerçeğini kabullenmek istemedim her an işe başlayabilirim umudu ile dolandım, yine aynı sebeple beklediğim tarzdaki işlerin dışında kalan bir işe de girmedim... Doğru mu yaptım inanın bilmiyorum ama bunları yapmak sanki beni daha mutsuz edecek gibi hissettim, kaybetmeyi kabullenmek gibi algıladım bu hareketleri...

Sonucunda bu sancılı sürecin bittiğine inanıyorum... Bu kez gerçekten... Allahın da izniyle...

25 Aralık 2010 Cumartesi

Kendi kendime dertleşme

Bugün denize bakarken uzun zaman sonra tekrar söyleyecek laf bulmayacak kendimi anlatamayacak ve boş olduğunu bilsem de iyiymiş gibi rol yapamayacak kadar yaralı hissettim kendimi. Arkadaşımın bir cümlesi getirdi beni bu hale kendinden kendi yaşadıklarını anlatıyordu o, yarama tuz basası falan da yoktu aslında ama dedi ki

"Keşke yaşamasaydım da diyemiyorum bu anları, evet sonrasında çok dağıldım üzüldüm acı çektim ama verdiği mutluluk da vardı... Ne olursa olsun sıfır yerine o mutlulukları yaşamış olmaktan mutlu olduğuma göre hala... Bilmiyorum tekrar atabilirim kendimi o girdaba... O duyguları yaşamamış olmak istemezdim..."

Kendimi biraz toparladığımda tek şey söyledim "Sakın" dedim, "Bu sözler kendi kendimizi ateşe atmadan önce söylediğimiz şeyler. Sonunu gördüm inan, yaşarken de daha kötü ne olabilir ki 'Zaten dipte değil miyim' diye diye daha dibi buluyor insan"

Kendini ateşlere atmak o kadar kolay ve bir yandan zevkli öte yandan heyecanlı ki kaptırıp bunu yapmak çok kolay, zoru yapıp zapt etmeli insan kendini galiba...

Şimdi bir iyileşme sürecinde olduğumu düşünüyorum ama bazen hayat bana başladığım yerde olduğumu hissettiriyor... Zaman da su gibi akıp gidiyor, biliyorum ki bundan 3-4 yıl sonra bu güne dönüp baktığımda geçirdiğim bu 5 ay için ne kadar boşa geçmiş diyeceğim üzüldüğüme hiç değdi mi diyeceğim... Keşke mantık gönüle söz geçirebilse...

21 Aralık 2010 Salı

Gökhan Özen - Aşk Yorgunu

Paramparça bak kalbim
Gelmişim geçmişim...
Her parçası ayrı yerde.
Bıraktığın izleri silmişim, silmemişim
Bütün bunlardan sana ne?

Adil değil bak hayat hiçbirimize
Payıma düşen onca yara bere
Biraz huzur bir tebessüm olamadık ya biz bize
Eyvah eyvah

Yalan olup gidiyormuşsun
Beni ne çok seviyormuşsun
Sende benim gibi
Biraz aşk yorgunuymuşsun

Yalan olup gidiyormuşsun
Beni ne çok seviyormuşsun
Masalmışsın meğer
Bir varmış bir yokmuşsun

Ne doğru hepimiz aşk yorgunu değil miyiz? Yüreklerimizde öncekinden daha öncekinden daha daha öncekinden iyileştiğini sandığımız, bazen gerçekten iyileşmiş ama izi kalmış, bazense hala kanayan yaralarla başlamıyormuyuz yeni ilişkilere...

Temiz bir sayfa diye bir şey yok yalan o ben onu anladım... Her yeniyi önceki terübelerimizle değerlendirirken nasıl olabilir ki zaten? Onu da bir kenara bırakalım, her acımızı bir sonraki ilişkimizden çıkarmıyor muyuz? Çok mu bağlandık ve acı mı çektik bu kez ipler benim elimde olacak bağlanmayacağım sevmeyeceğim diye bir başkasını cezalandırmıyor muyuz?

Hal böyleyken günümüzün şarkısı da bu olsun kendimi içinden kurtarmaya çalıştığım döngünün de adı, aşk yorgunluğu...

11 Aralık 2010 Cumartesi

Sıla _ Köşe Yastığı


Hiç aklıma gelir miydi
Takıldım kaldım ona
Bıraktım işi gücü
Mihrabım yere geçti
Bozuldu yuvamın mert sözü

Bir İzmirliye vuruldum
Tanısanız anlarsınız
Kapandı mevzu desem
Kuyruklu yalan olur
Anlatsam ağlarsınız

Nurlu değil düşüncesi
Adapsız makam şarkıları
Ağrılarıma köşe yastığı
Olmaz yine bir başkası

Nurlu değil düşüncesi
Ben düşlerine toz bezi
Tutturdum o diye illede
Yangında kül en güçlüsü


Sözlerini yazdım dinlerken geldi zaman bana ne hissettirdiğine... Tekrar tekrar dinleyene sonra bununla da yetinemeyip yazana kadar beni dürttüğüne göre bu şarkı bir şeyler çağırıştırdığı açık ve net sanırım.

İçim acıyor Sıla'nın da dediği gibi, mevzu kapandı diyorum da kuyruklu yalan. Hiç istemeden hem de hiç hiç hiç istemeden ve pek o kadar da farkına varamadan kaptırdım gittim birine. O biri ki bana defalarca hayır bunu yapma ben yanlış insanım dedi... Dinleyen kim...

Şimdi dertlerime eklediğim dertlerle bazen yüreğimi feci dayak yemiş yatarken bile canı yanan birine benzetiyorum. Nereye koysam ne yapmayı denesem canım yanıyor. Söküp atmalı diyor atamıyorum, her yakınlaşmamda tekrar kalbim deli gibi atıyor, düşüncelerim çığırından çıkıyor heyecanlanıyorum ve kaç aydır yaşanan onca kötülüğe rağmen bu ruh hali sonlanmıyor...

Bazen kendimi bitsin bitsin diye dövünürken yakalıyorum...

Başka biri de çözüm değil bu derde o başka birini acıtmaktan başka bir işe yaramayacakmış gibi gözüküyor başka birinin fikri bile. Bir de gel dese koşa koşa gideceğini bilirken, "demeyecek" diye düşünerek başkasıyla başlamak ne derece etik? Bunları yazarken bile kendi kendime acaba davranışlarıma mazeret mi uyduruyorum diye düşünüyorum...

Karman çormanım, acılarım var... İçimin düğümleri de ne zaman çözülecek kestiremiyorum.