Sükut-u Hayal
Ne başlayabildik doğru dürüst
Ne de bitirebildik
Ne vazgeçebildim bilirsin beni
Ne de anlatabildim
Ah bu aşk iflah etmez beni
Onunsa umrumda değil
Biliyorum
Zaman sen diyorlar çaresi
Geç de nasıl geçersen geç bildiğin gibi
Ah şu gönlüm hiç kimseyi böyle sevmedi
Hiç kimseye böylesine yenilmedi
Ne yapsam ne söylesem de değişmedi
Ama "Al" dedim "Vur" demedim ki
Ayakta hislerim dilimde düğümler
Söz geçmiyor ki kendime
Mecalim yok
Anlat diyorsun ya bendeki usul kıyameti
Hani birisi daha çok sever ya
Bizimkisi o misal
Meğer o vefasız çoktan gitmiş
Gel de anlat kendine
Gel de anlat ellere
Kırılmış gururum
Hiç aman vermiyor
Ne söylese haklı
İşin aslı bende saklı
Şarkı o kadar kendi içinde anlatmak istediği hikayeyi anlatıyor ki kendimle ne şekilde özdeşleştirdiğimi anlatmaya gerek dahi görmedim. Sadece işin özünü en bastıra bastıra söyleyen satırları bold yazabildim....
Herşey var içinde ıvır zıvır, fikirler, şarkılar, diziler, acılar, mutsuzluzluklar, mutlu şeyler de tabii ama onlardan bol bol söz veremiyorum zira bilenler bilir onların farkındalığı çok daha az oluyor...
29 Aralık 2010 Çarşamba
27 Aralık 2010 Pazartesi
İş Aramak
Türkiyede kaliteli bir üniversiteden iyi bir bölümden mezun olmak herşeye yetermiş gibi geliyor insana deli gibi önce anadolu lisesine girmek sonra da güzel bir üniversitenin güzel bir bölümüne girmek için kastıktan sonra. Öyle değil ne yazık ki...
Mezun olunca görüyon insan anyayı konyayı. Türkiyenin arka arkaya bir kerede sılayabileceğiniz 3 kaliteli devlet üniversitesinden birinden hem de en yüksek puanlarla öğrenci alan bir bölümünden mezunum ve yarım yıl oldu daha bir şirkette iş bulamadım ve artık kafayı yemek üzere olduğum gerçeğini inkar edecek halim kalmadı.
Ne kadar zor bir şey boş oturmak, allahtan aç değilim açıkta değilim ama yinede insan hayatta varlığına bir amaç arıyor, iş aramak malesef iş sahibi olmak kadar size o yönde yardımcı olamıyor.
Bu süreç malesef bunalımlara, iç sıkıntılarına son derece elverişli bir süreç, her kafadan bir ses çıkıyor bu zor döneminizi sizin için daha kolay kılmaya yönelik bunlardan birkaçı bir kursa yazılmak, geçici saçmada olsa bir işe girmek vs. Ben bunlara uymadım yalan değil, uymak da istemedim, bir kursa yazılıp minimum bir ay daha iş bulamayacağıma inandığım gerçeğini kabullenmek istemedim her an işe başlayabilirim umudu ile dolandım, yine aynı sebeple beklediğim tarzdaki işlerin dışında kalan bir işe de girmedim... Doğru mu yaptım inanın bilmiyorum ama bunları yapmak sanki beni daha mutsuz edecek gibi hissettim, kaybetmeyi kabullenmek gibi algıladım bu hareketleri...
Sonucunda bu sancılı sürecin bittiğine inanıyorum... Bu kez gerçekten... Allahın da izniyle...
Mezun olunca görüyon insan anyayı konyayı. Türkiyenin arka arkaya bir kerede sılayabileceğiniz 3 kaliteli devlet üniversitesinden birinden hem de en yüksek puanlarla öğrenci alan bir bölümünden mezunum ve yarım yıl oldu daha bir şirkette iş bulamadım ve artık kafayı yemek üzere olduğum gerçeğini inkar edecek halim kalmadı.
Ne kadar zor bir şey boş oturmak, allahtan aç değilim açıkta değilim ama yinede insan hayatta varlığına bir amaç arıyor, iş aramak malesef iş sahibi olmak kadar size o yönde yardımcı olamıyor.
Bu süreç malesef bunalımlara, iç sıkıntılarına son derece elverişli bir süreç, her kafadan bir ses çıkıyor bu zor döneminizi sizin için daha kolay kılmaya yönelik bunlardan birkaçı bir kursa yazılmak, geçici saçmada olsa bir işe girmek vs. Ben bunlara uymadım yalan değil, uymak da istemedim, bir kursa yazılıp minimum bir ay daha iş bulamayacağıma inandığım gerçeğini kabullenmek istemedim her an işe başlayabilirim umudu ile dolandım, yine aynı sebeple beklediğim tarzdaki işlerin dışında kalan bir işe de girmedim... Doğru mu yaptım inanın bilmiyorum ama bunları yapmak sanki beni daha mutsuz edecek gibi hissettim, kaybetmeyi kabullenmek gibi algıladım bu hareketleri...
Sonucunda bu sancılı sürecin bittiğine inanıyorum... Bu kez gerçekten... Allahın da izniyle...
25 Aralık 2010 Cumartesi
Kendi kendime dertleşme
Bugün denize bakarken uzun zaman sonra tekrar söyleyecek laf bulmayacak kendimi anlatamayacak ve boş olduğunu bilsem de iyiymiş gibi rol yapamayacak kadar yaralı hissettim kendimi. Arkadaşımın bir cümlesi getirdi beni bu hale kendinden kendi yaşadıklarını anlatıyordu o, yarama tuz basası falan da yoktu aslında ama dedi ki
"Keşke yaşamasaydım da diyemiyorum bu anları, evet sonrasında çok dağıldım üzüldüm acı çektim ama verdiği mutluluk da vardı... Ne olursa olsun sıfır yerine o mutlulukları yaşamış olmaktan mutlu olduğuma göre hala... Bilmiyorum tekrar atabilirim kendimi o girdaba... O duyguları yaşamamış olmak istemezdim..."
Kendimi biraz toparladığımda tek şey söyledim "Sakın" dedim, "Bu sözler kendi kendimizi ateşe atmadan önce söylediğimiz şeyler. Sonunu gördüm inan, yaşarken de daha kötü ne olabilir ki 'Zaten dipte değil miyim' diye diye daha dibi buluyor insan"
Kendini ateşlere atmak o kadar kolay ve bir yandan zevkli öte yandan heyecanlı ki kaptırıp bunu yapmak çok kolay, zoru yapıp zapt etmeli insan kendini galiba...
Şimdi bir iyileşme sürecinde olduğumu düşünüyorum ama bazen hayat bana başladığım yerde olduğumu hissettiriyor... Zaman da su gibi akıp gidiyor, biliyorum ki bundan 3-4 yıl sonra bu güne dönüp baktığımda geçirdiğim bu 5 ay için ne kadar boşa geçmiş diyeceğim üzüldüğüme hiç değdi mi diyeceğim... Keşke mantık gönüle söz geçirebilse...
"Keşke yaşamasaydım da diyemiyorum bu anları, evet sonrasında çok dağıldım üzüldüm acı çektim ama verdiği mutluluk da vardı... Ne olursa olsun sıfır yerine o mutlulukları yaşamış olmaktan mutlu olduğuma göre hala... Bilmiyorum tekrar atabilirim kendimi o girdaba... O duyguları yaşamamış olmak istemezdim..."
Kendimi biraz toparladığımda tek şey söyledim "Sakın" dedim, "Bu sözler kendi kendimizi ateşe atmadan önce söylediğimiz şeyler. Sonunu gördüm inan, yaşarken de daha kötü ne olabilir ki 'Zaten dipte değil miyim' diye diye daha dibi buluyor insan"
Kendini ateşlere atmak o kadar kolay ve bir yandan zevkli öte yandan heyecanlı ki kaptırıp bunu yapmak çok kolay, zoru yapıp zapt etmeli insan kendini galiba...
Şimdi bir iyileşme sürecinde olduğumu düşünüyorum ama bazen hayat bana başladığım yerde olduğumu hissettiriyor... Zaman da su gibi akıp gidiyor, biliyorum ki bundan 3-4 yıl sonra bu güne dönüp baktığımda geçirdiğim bu 5 ay için ne kadar boşa geçmiş diyeceğim üzüldüğüme hiç değdi mi diyeceğim... Keşke mantık gönüle söz geçirebilse...
21 Aralık 2010 Salı
Gökhan Özen - Aşk Yorgunu
Paramparça bak kalbim
Gelmişim geçmişim...
Her parçası ayrı yerde.
Bıraktığın izleri silmişim, silmemişim
Bütün bunlardan sana ne?
Adil değil bak hayat hiçbirimize
Payıma düşen onca yara bere
Biraz huzur bir tebessüm olamadık ya biz bize
Eyvah eyvah
Yalan olup gidiyormuşsun
Beni ne çok seviyormuşsun
Sende benim gibi
Biraz aşk yorgunuymuşsun
Yalan olup gidiyormuşsun
Beni ne çok seviyormuşsun
Masalmışsın meğer
Bir varmış bir yokmuşsun
Ne doğru hepimiz aşk yorgunu değil miyiz? Yüreklerimizde öncekinden daha öncekinden daha daha öncekinden iyileştiğini sandığımız, bazen gerçekten iyileşmiş ama izi kalmış, bazense hala kanayan yaralarla başlamıyormuyuz yeni ilişkilere...
Temiz bir sayfa diye bir şey yok yalan o ben onu anladım... Her yeniyi önceki terübelerimizle değerlendirirken nasıl olabilir ki zaten? Onu da bir kenara bırakalım, her acımızı bir sonraki ilişkimizden çıkarmıyor muyuz? Çok mu bağlandık ve acı mı çektik bu kez ipler benim elimde olacak bağlanmayacağım sevmeyeceğim diye bir başkasını cezalandırmıyor muyuz?
Hal böyleyken günümüzün şarkısı da bu olsun kendimi içinden kurtarmaya çalıştığım döngünün de adı, aşk yorgunluğu...
Gelmişim geçmişim...
Her parçası ayrı yerde.
Bıraktığın izleri silmişim, silmemişim
Bütün bunlardan sana ne?
Adil değil bak hayat hiçbirimize
Payıma düşen onca yara bere
Biraz huzur bir tebessüm olamadık ya biz bize
Eyvah eyvah
Yalan olup gidiyormuşsun
Beni ne çok seviyormuşsun
Sende benim gibi
Biraz aşk yorgunuymuşsun
Yalan olup gidiyormuşsun
Beni ne çok seviyormuşsun
Masalmışsın meğer
Bir varmış bir yokmuşsun
Ne doğru hepimiz aşk yorgunu değil miyiz? Yüreklerimizde öncekinden daha öncekinden daha daha öncekinden iyileştiğini sandığımız, bazen gerçekten iyileşmiş ama izi kalmış, bazense hala kanayan yaralarla başlamıyormuyuz yeni ilişkilere...
Temiz bir sayfa diye bir şey yok yalan o ben onu anladım... Her yeniyi önceki terübelerimizle değerlendirirken nasıl olabilir ki zaten? Onu da bir kenara bırakalım, her acımızı bir sonraki ilişkimizden çıkarmıyor muyuz? Çok mu bağlandık ve acı mı çektik bu kez ipler benim elimde olacak bağlanmayacağım sevmeyeceğim diye bir başkasını cezalandırmıyor muyuz?
Hal böyleyken günümüzün şarkısı da bu olsun kendimi içinden kurtarmaya çalıştığım döngünün de adı, aşk yorgunluğu...
11 Aralık 2010 Cumartesi
Sıla _ Köşe Yastığı

Hiç aklıma gelir miydi
Takıldım kaldım ona
Bıraktım işi gücü
Mihrabım yere geçti
Bozuldu yuvamın mert sözü
Bir İzmirliye vuruldum
Tanısanız anlarsınız
Kapandı mevzu desem
Kuyruklu yalan olur
Anlatsam ağlarsınız
Nurlu değil düşüncesi
Adapsız makam şarkıları
Ağrılarıma köşe yastığı
Olmaz yine bir başkası
Nurlu değil düşüncesi
Ben düşlerine toz bezi
Tutturdum o diye illede
Yangında kül en güçlüsü
Sözlerini yazdım dinlerken geldi zaman bana ne hissettirdiğine... Tekrar tekrar dinleyene sonra bununla da yetinemeyip yazana kadar beni dürttüğüne göre bu şarkı bir şeyler çağırıştırdığı açık ve net sanırım.
İçim acıyor Sıla'nın da dediği gibi, mevzu kapandı diyorum da kuyruklu yalan. Hiç istemeden hem de hiç hiç hiç istemeden ve pek o kadar da farkına varamadan kaptırdım gittim birine. O biri ki bana defalarca hayır bunu yapma ben yanlış insanım dedi... Dinleyen kim...
Şimdi dertlerime eklediğim dertlerle bazen yüreğimi feci dayak yemiş yatarken bile canı yanan birine benzetiyorum. Nereye koysam ne yapmayı denesem canım yanıyor. Söküp atmalı diyor atamıyorum, her yakınlaşmamda tekrar kalbim deli gibi atıyor, düşüncelerim çığırından çıkıyor heyecanlanıyorum ve kaç aydır yaşanan onca kötülüğe rağmen bu ruh hali sonlanmıyor...
Bazen kendimi bitsin bitsin diye dövünürken yakalıyorum...
Başka biri de çözüm değil bu derde o başka birini acıtmaktan başka bir işe yaramayacakmış gibi gözüküyor başka birinin fikri bile. Bir de gel dese koşa koşa gideceğini bilirken, "demeyecek" diye düşünerek başkasıyla başlamak ne derece etik? Bunları yazarken bile kendi kendime acaba davranışlarıma mazeret mi uyduruyorum diye düşünüyorum...
Karman çormanım, acılarım var... İçimin düğümleri de ne zaman çözülecek kestiremiyorum.
25 Ocak 2010 Pazartesi
Bahçeşehir'de kar

Bugün ayın 25'i ve 22'sinden beri yağan yolları buzlandıran ve beni burnumu kapıdan dışarı çıkartmaktan bile korkutan kar artık canıma yetmiş durumda...
Evde oturmayı çok seven biri değilimdir, hastalık vs gibi dertlerim olmadığı taktirde evde maksimum bir haftasonu boyunca oturabilirim ki o süreç içinde bile süper market alışverişi için falan mutlaka dışarı çıkar bir havamı değiştiririm.

Hem okulun tatil olması hem kar yağması derken bir süredir tam manasıyla eve tıkıldım. Dinlenmek bile bir yere kadar... Ne zamandır bir zaman yaratmamı bekleyen dvd'ler izlendi, indirdiğim diziler bitti, okumak istediğim kitaplar (allahtan d&r kar öncesine yetiştirmiş sevkiyatı) bitti.
Yeni hobiler edinmek lazım sanırım...
12 Ocak 2010 Salı
Şebnem Ferah - İstiklal Caddesi Kadar
İstiklal Caddesi Kadar
Alnımdan akan ter sana hiç değmedi
Gözümden damlayan yaş, denizi bulmadı
Bir sokak gördüm rüyalarımda gecelerce
Hiç sana çıkmadı
Sadece yarım saat tutuştuk elele
O saat durmadı
Düşünüyorum ne kadar sevmiş olabilirim
Düşünüyorum…
Sen, ben, gece bir yol
başka birşey yok elimde, hafızamda
Düşünüyorum ne kadar yer etmiş olabilir
İstiklal Caddesi kadar
İstiklal Caddesi kadar
Anları birer birer topladım sakladım
Tarihin ortasında gelecek aradım
Hücreme girdin dokundun hücrelerime
Buluttum damladım
Cümleler kaçtı dağıldı dört bir tarafa
Sadece noktayım.
Düşünüyorum ne kadar sevmiş olabilirim
Düşünüyorum…
Sen, ben, gece ve bir yol
başka birşey yok elimde hafızamda
Düşünüyorum ne kadar yer etmiş olabilir
İstiklal Caddesi kadar
İstiklal Caddesi kadar
Alnımdan akan ter sana hiç değmedi
Gözümden damlayan yaş, denizi bulmadı
Bir sokak gördüm rüyalarımda gecelerce
Hiç sana çıkmadı
Sadece yarım saat tutuştuk elele
O saat durmadı
Düşünüyorum ne kadar sevmiş olabilirim
Düşünüyorum…
Sen, ben, gece bir yol
başka birşey yok elimde, hafızamda
Düşünüyorum ne kadar yer etmiş olabilir
İstiklal Caddesi kadar
İstiklal Caddesi kadar
Anları birer birer topladım sakladım
Tarihin ortasında gelecek aradım
Hücreme girdin dokundun hücrelerime
Buluttum damladım
Cümleler kaçtı dağıldı dört bir tarafa
Sadece noktayım.
Düşünüyorum ne kadar sevmiş olabilirim
Düşünüyorum…
Sen, ben, gece ve bir yol
başka birşey yok elimde hafızamda
Düşünüyorum ne kadar yer etmiş olabilir
İstiklal Caddesi kadar
İstiklal Caddesi kadar
10 Ocak 2010 Pazar
9 Ocak 2010 Şebnem Ferah Gala Konseri

Dün Şebnem Ferah konserindeydim.
Herşeyden önce Şebnem Ferah'ın yeni albümü hakkındaki görüşlerime yer vermek istiyorum. Elbette Şebnem Ferah'ın sesi ve müzisyen kişiliği konusunda benim de sabit bir fikirim var kendisini çok başarılı ve yetenekli bulurum ancak son albümünde bir stratejik hata olduğunu düşünüyordum. Bu cümleden sonraki kısımı albümü dinleyenler daha iyi anlayacaklardır. Şebnem sanki dinleyicilerim benimle birlikte söylesin diye değil de ben sadece ben söyleyebileyim diye yazmış Benim Adım Orman'daki şarkıları. Bunun biliçli bir tercih olup olmadığını bilemiyorum elbette ama sonuç bu şekilde olmuş. Bu tarz şarkılarda dinleyicinin bütünleşmesi daha zor oluyor diye düşünüyorum stratejik hata diye gördüğüm kısım budur.
Konser de bu yeni albümün gala konseriydi, bir bakıma öngörümde haklı çıktığımı düşündürdü bana, eski şarkılarına şebnem ferahın o gür sesini bastıracak yükseklikte eşlik eden o fanatik hayran güruhu yeni şarkılara pek eşlik edemiyordu. Bilmediklerinden mi, sanmam... Zor... Herkesten çıkacak sesler değil onlar... Bu bir handikap oluşturur gibi geldi bana ama bakalım zaman gösterecek bundan 4-5 yıl sonra bakalım Şebnem bu albümün parçalarına konserlerinde yer verecek mi?
Konserin geneline gelirsek konser çok başarılı ve heyecanlı bir havada geçti. Şebnem'in deyimiyle ""1.5 yıldır konsere çıkmıyorlarmış çok heyecanlılarmış" o tatlı heyecan seyirciye de geçmişti.
Bostancı Gösteri Merkezi felaket bir mekan bu bilinen bir gerçek dolayısıyla mekanın kötülüğünü havalandırmanın yetersizliğini çok açıklama gereği görmüyorum ancak tavsiyem üst taraflarda sıcaktan oturulamadığı o yüzden alt taraflara doğru oturmanın daha mantıklı olduğu.
Aklıma takılan konserle ilgili tek bir konu var. Şebnem Ferah konserin sonunda Eski şarkısını okumadan önce hayatı yaşanır kılanlardan bahsedip bir seri ünlü politikacı ve sanatçıdan oluşan bir slayt gösterisi eşliğinde okudu şarkısını ve bütün toplulukta finalin Atatürkle yapılması yönünde bir beklenti oluştu ancak Atatürk'ün resmi görülmedi ve Şebnem Ferah "Atatürk" "Atatürk" "Atatürk" tezahuratlarıyla bir nevi protesto edildi. Kendisi bu zor durumu "ben hayatı yaşanır kılanlar dedim bahşedenler değil" şeklinde bir açıklama ile toparlamaya çalıştıysada kanımca o slayt gösterisinde Atatürk'ün gösterilmemesi bir apolitik tavırdı ve kendisine pek yakışmadı...
Bunun dışında herşey harikaydı. Gece bir miller ile cilalandıktan sonra saat 2 gibi yastığa kafamı koyarken dolu dolu yaşanmış bir günün mutluluğu vardı içimde.
8 Ocak 2010 Cuma
The Vampire Diaries

Son zamanlardaki gözde dizimdir bu.
Ortalığı kasıp kavuran Twilight ( Alacakaranlık ) rüzgarının ardından bende de pek çok insanda olduğu gibi vampir edebiyatına bir ilgi ve vampirlerle ilgili film ve dizileri izleme isteği uyandırdı.
Bu tür daha önceden farketmediğim kadar yoğunmuş, belki de benim gibi ilgisi artan kitlenin ilgisini karşılamak için burda bir arz fazlalığı oluşmuş da olabilir.
Neyse vampir edebiyatı ile ilgili görüşlerimi başka bir yazıya bırakıp şimdi bu diziden bahsetmek istiyorum spoiller içerebilir aman dikkat....
Öncelikle dizi Vampir Günlükleri ya da namı diğer The Vampire Diaries aynı isimli kitaptan uyarlama, aynı Twilight Saga seri filmlerinin kitaplardan uyarlama olduğu gibi. Ancak okuyan ve izleyenler bilir Alacakaranlık serisinde kitap ve film üç aşağı beş yukarı paraleldir, kitabı okuyan filmi filmi izleyen kitabı ufak ayrıntılar dışında paralel bulur. Ancak The Vampire Diaries de film değil dizi olduğu için sanırım konuyu genişletmek amacıyla oynamalar yapılmış ve senaryo kitaptan oldukça farklılaşmış, hatta biraz daha iler gidip söyleyebilirim ki benzer kalan tek nokta ana karakterler ve onların dünyaya ve birbirlerine karşı takındıkları tavır ve sahip oldukları güçler.
Bütün bu değişimlere rağmen önceden kitabı okuyan bir izleyici olarak diziyi başarılı buldum. Bilirsiniz genelde kitap okurları filmleri dizileri pek sevmezler, özellikle uyarlamalar, değişiklikler yapıldıysa ama sanırım bu değişiklikler çok yerinde olmuş ki beni hiç rahatsız etmedi.
Kısaca dizinin temasını da özetlemek istiyorum merak edenler için. Salvator kardeşler (Stephan ve Damon) vampirdirler ve aralarında derin bir kin vardır. Salvator kardeşlerden Stepfan insan kanı içmez ve insanlarla iç içe yaşamak üzere bir amerikan kasabasına yerleşir ve Elena isimli liseli kız ile bir ilişki kurar ancak Demon bunlara izin vermek niyetinde değildir. Bütün vampir güçlerini ve kötülüğünü kullanarak ortalığı karıştıracaktır.
İyi seyirler:)
3 Ocak 2010 Pazar
Blackberry internet

Evet blackberryden internete girmek konusundaki muamma benim açımdan çözülmüştür. Amerikayı bir milyonuncu kez keşfetmiş gibi hissediyorum kendimi bunları cihazı almadan önce araştırmam gerekirdi tabii ki ama ne yapalım akılsız başın cezasını cebimiz çekecek.
Sonuçları paylaşıyorum;
Meğersem bu alet BİS olmadan mobil olarak internete bağlanmazmış. apn ve benzeri teknik terimlerle insanın aklını bulandırıyorlar ama sade vatandaşın bilmesi gereken şey sadece şu, bu alet diğer telefonlardan ve bilgisayarlardan farklı bir protokolle internete başlanıyor dolayısıyla diğer cihazlar için çıkarılan internet paketleri blackberry için işlemiyor.
Eh böyle olunca da bu BIS mevzusu çıkıyor ortalığa.
Eğer wifi bana yetmez ben telefonumdan wifi olmasa da internete bağlanmak istiyorum diyor ve Blackberry sahibiyseniz bu BİS paketini almaya mecbursunuz.
Ben şimdilik wifi ile idare etme kararı aldım. Bir işim olunca gerisini de düşünürüm dedim, bir üniversite öğrencisi için aylık 30 TL ek maliyet biraz fazla geldi açıkçası, hem buna konuşma mesajlaşma dahil değil sadece mobil internet. Ben 50 TL'ye 10MBps sınırsız internet kullanıyorum evde. Böyle düşününce aslında Turkcell'in ne kadar fahiş bir bedel istediği açıkça görülüyor öyle değil mi?
Etiketler:
beyaz blackberry,
BİS,
blackberry,
blackberry 3g,
blackberry bold,
blackberry internet,
blackberry internet servis,
turkcell,
turkcell internet paketleri
2 Ocak 2010 Cumartesi
Blackberry White Bold

Artık benimdir kendisi...
Müthiş estetik falan bunlardan söz etmiştim zaten ancak... Gelelim kullanımına... Turkcell kullanıcısıyımdır ve herşeyine hayranımdır hemen hemen, ancak şu blackberry internet servis hakkındaki sayfalarından birşey anlayan beri gelsin, turkcell iletişim merkezindeki insanlarında ne dedikleri anlaşılmıyor kesinlikle konuya hakim değiller gibi bir izlenim ediniyor insan...
Şu an iki alternatifim var,
1- Turkcell'in 100mb aylık internet paketini almak ki kendisi 9 lira falan
2- BIS (blackberry internet servis) almak ki kendisi 30 lira falan...
Şimdi bunların ikisiyse seçeneklerin birinciyi seç diyenler olabilir ancak iş o kadar basit değil çelişkili bilgiler var. bazıları ilk seçenek ile blackberry çalışmıyor diyor bazıları çalışıyor ancak push e-maili özelliğini kullanamazsın diyor. Turkcell'e mail de attım bakalım en doğru seçeneği merkezden verirler diye umuyorum sonuçları ayriyetten bildireceğim:)
Kaydol:
Yorumlar (Atom)