8 Temmuz 2013 Pazartesi

Betül Demir - Günahımı Alma

Görmedim ki yüzünü
Kaç zamandır düşünü  

Bozmadım büyüsünü
Bu nasıl aşk böyle
İçimi acıtır


Dönmedim ki sözümden,
Vazgeçmedim daha senden.
Vurur yüreğime neden vurur da,
Ah nasıl yaşarım bilmem...

Bir yanım yarım kaldı bak! 
Bir yanım sana çoğalır, neden?

Üzerimde hüzün,
Gece düşer gündüz azalır

Günahımı alma,
Yasak değilsin ki...
Neler gördüm ben,
Sen ilk değilsin ki...

28 Haziran 2013 Cuma

Ütopya

Herkes için farklı bir anlamı vardır hayatın. Herkes farklı yaşar çünkü hayatı. Ne kadar empatik olmayı arzu etsek de olamamamız her seferinde yanılmamız hep bu yüzden.

Bazen diyorum ki standartları olsaydı hayatın. Hani var gerçekten ama, onlar bizim tutturmak için kendimizi zorladığımız standartlar. Bize sunulan standart bir paket olsaydı diyorum.

Komünistim biraz sanırım :)

Ama demek istediğim ekonomik anlamda değil. Duygusal anlamda bir standardı olsa hayatın hiç fena olmazdı. Herkes ana baba sevgisi ile sevgi içinde bir çocukluk yaşayarak büyüse mesela. Hayatın standardı her çocuğa ailesinin her gün en az 1 saat kaliteli vakit geçirme süresi ayırması olsa. Afrika da dahi karnı tok uyumak standart bir durum olsa. Sevdiklerini sen belli bir yaşa gelene ve onlar da belli bir yaşı geçene kadar kaybetmemek standart olsa. Hiç bir çocuk annesiz babasız kalmasa. Sonra her çocuk iyi bir miktar özgüvenle doğsa, psikolojik sorunlar olmasa. Sağlam bir ruh hali standart paketin içinde gelse.

İnsan ömründe belli bir sayıda aşkı standart olarak mutlu mesut yaşasa, mesela 5 tane... Çok mu oldu, pazarlığa tabi, standart rakam üzerinde anlaşabiliriz :)

Evlenmek standart hayat sonucu olsa. Ama sevdiğimiz insanla, mesela en azından beşinci sevgilimizle, ah yine şu beş rakamı, evet dediğim gibi onu tartışabiliriz daha sonra:)

Mesela her isteyen kişinin en az 1 çocuğu olsa, bu da standart paket olsa, kısırlık diye bir sorun olmasa ama öte yandan da asla istenmeyen bir hamilelik de yaşanmasa...

Allahım bir sektörün kökünü kazıdım sanırım, hatta iki... Kısırlık tedavileri ve doğum kontrol yöntemleri.

Olsun o insanlara yeni meslekler buluruz. Zaten ütopyamda çalışmak isteyen herkes için standart, istediği ilde 2 oda 1 salon bir ev kiralayabilecek o evi insanca yaşamak üzere düzenleyebilecek ve minimum 1 çocuk demiştik değil mi, evet o bir çocuğu geçindirebilecek maaş çalışmasa dahi verilse.

Allahım, nasıl bir ütopya oldu ama! Seçim propogandası gibi...

Ya da cennet gibi !!

19 Mayıs 2013 Pazar

Teoman - Uçurtmalar

Hikayesi kabimi yaralayan, bir şarkı bu, sanki uzun bir aşk filmi izlemişim gibi, kahramanlarla kendimi bütünleştirmişim... Artık kendi mutluluğum gibi her ikisinin de mutluluğunu isterken, birine bir şey oluyor, biri ölüyor sanki ya da başka kötü bir şey ve sonsuza kadar ayrılıyorlar. Mutsuz bir mutlak son... Öyle bir his veriyor bu şarkı bana. Hem çok üzülüyorum dinlerken hem de mazoşist bir zevkle dinliyorum. O çok ağladığım filmleri tekrar tekrar izlediğim gibi...


En sevdiği renk mor olan kadın
En sevdiği kelime 'asi'
En sevdiği oyun incitmek beni
Hıncı çocukluktan kalma yara izi

Zamanı, yaralarla ölçen kadın
Geçmişiyle kavgalı
Tanrı'ya sığınan kız çocuğu geceleri
İsyankar gündüzleri

İpleri dolaşmış uçurtmalar misali
Ne beraber uçabildik, boşverip şu dünyayı
Ne gidebildik kendi yolumuza
Rüzgarda savruk, başına buyruk
Senle ben

Kırdığı kalpleri dizmiş ipe
Genede en büyük zararı kendine
Ayak izlerini kuşlar yesin diye
Ekmek kırıntıları bırakır geride

En sevdiği ses, çocuk sesi
Oysa, anne olmayı istememiş
Yıllar var ki kendi
Hiçbir zaman kök salmamış ki
Sırf birgün çekip gidebilmek için

İpleri dolaşmış uçurtmalar misali
Ne beraber uçabildik, boşverip şu dünyayı
Ne gidebildik kendi yolumuza
Rüzgarda savruk, başına buyruk
Senle ben

Genede bulup birbirimizi
Aldatma pahasına sevdiklerimizi
Ağlayarak seviştiğim kadın
İpleri dolaşmış uçurtmalar misali

İpleri dolaşmış uçurtmalar misali
Ne beraber uçabildik, boşverip şu dünyayı
Ne gidebildik kendi yolumuza
Rüzgarda savruk, başına buyruk
Senle ben

Kaç gece göğsünde uyuduğum kadın
Hep tek başıma uyandım

12 Nisan 2013 Cuma

Ters Üçgen

Her birimiz ne derece yakınız aslında potansiyel bir yıkıma.
Bir an için durup düşündünüz mü, durağan, sıkıcı, güvenli hayatımızdaki pek çok şeyin aslında en fazla bir köşesi üzerinde duran bir üçgen kadar dengede olduğunu.


Ufacık bir etki bu üçgeni yıkmaya yeter öyle değil mi? Ama çoğu kez, hayatımızdaki herşeyin garantisini elimizde tutuyormuşçasına kaygısız yaşamaya devam ederiz. Bir riske alışmak aslında böyle bir şeydir. Aynı İstanbul'da deprem riski ile yaşamaya alıştığımız gibi. Evleri hiç de sağlam olmayan insanlar her akşam o evde uyuyorlar, günlerini gecelerini geçiriyorlar. Neden ve nasıl soruları hemen yanıyor beynimizde. Çünkü alıştılar. Önce ürktüler, korktular, bu durumu değiştirmeye çalıştılar ama sonra... Baktılar ki ellerinden bu durumu değiştirmek için bir şey gelmiyor, kaygı içinde yaşamak da bir anlam ifade etmiyor. Riske alışıp ters üçgenin tepesinde, sanki bu durumun hiç ayırdında değil gibi yaşamlarına devam ediyorlar.

Riskler uzaktan baktığınızda her zaman için kolay ayırdedilebilir aslında.

Evli mutlu çocuklu bir çifte baktığınızda riskleri görmek isterseniz görürsünüz, ama bizler ay ne kadar hoş birbirlerine çok yakışıyorlar der geçeriz, biraz daha karamsar tipler Allahtan medet umar, Allah ayırmasın der. Ama Allah ayırabilir. Hem de pek çok farklı şekilde.

Yarın o mutlu çiftten kocanın iş yerinde afeti devran bir kadın çalışmaya başlayabilir. Güzel ve mutlu çiftimizin erkeğini gözüne kestirebilir. Vazgeçmeksizin cinsel imalarını aylarca sürdürebilir ve sonunda amacına erişebilir. Adamı kendisine aşık edebilir. Ya da belki sadece cinsel bir beraberlik yaşayıp bunu bir şantaj unsuru haline getirebilir. Hayatı çekilmez kılabilir.

Her şey mümkündür hayatta.

Biz se hiç bir şey değişmeyecekmiş gibi yaşamayı tercih ederiz. Her defasında yanılırız. Değişecek olan değişir, biz arkasından bakakalırız.

27 Şubat 2013 Çarşamba

Büyük İtalya Turu - Vol 1 - Torino


Ailecek bir İtalya turu yaptık.

Pronto tur ile anlaşmıştık ve İtalya benim en çok görmek istediğim ülke olduğu için 1 - 2 şehirle yetinemeyeceğimi biliyordum, büyük İtalya Turu bu anlamda benim için çok uygun oldu.  Çok da memnun kaldık açıkçası turun genelinden, bir daha olsa bir daha aynı turu yaparım. :)

Şubat sonu belki İtalya için ideal zaman değil. İdeal zaman ne peki, bence Nisan - Mayıs, hani havada yağmurda yoksa tam o zamanlar üşümeden, terlemeden rahat rahat gezilir.

Ben de çok şanslıydım ama. Evet Şubatta gittik ve evet soğuktu ama son güne kadar damla yağmur düşmedi üzerimize.

İlk günümüz : İstanbul - Torino

THY ile çok konforlu bir uçuşla Torino'ya indik öğlene doğru. Torino çok güzel bir şehir, İtalya ile ilgili beklentilerimde hiç haksız olmadığımı bana gösterdi diye başlamak isterdim bu yazıma ama ne yazık ki öyle değil. Torino İtalya ile ilgili duyduğunuz herşeyin tam tersi bir şehir. Fransa'ya çok yakın sanırım o sebeple de insanları dahil herşeyiyle İtalyanın tatlılığından uzak kalmış. Castello Meydanı şehrin ana meydanı. Merkezde Castello yani büyük kale var. Piazza Castello bir turist gözüyle aynen böyle gözüküyor. Bir daha İtalya gezisi yapsam uğramayacağım bir şehir Torino.

Castle Square (Piazza Castello), Turin resimleri
Bu Castle Square (Piazza Castello) fotoğrafı TripAdvisor'ın izniyle kullanılmıştır



Akşam İdea Otel'de kaldık. Kötü bir yer değil. Hemen otelin yanında Ristorante Pizzeria 101 diye bir restorant vardı. Akşam yemeğimizi orada yedik. Son derece lezzetli yemekleri olan bir mekan. Neleri denediğimizi yazayım, her birini gönül rahatlığıyla sipariş verebilirsiniz eğer yolunuz düşerse.

- 4 peynirli pizza (pizzaları Türkiye'de ve italyanın kalanında yediğimiz gibi ince değil, pide gibi kenarları kalın)
- Kılıçbalıklı makarna
- Roket salata üzerine dilimlenmiş biftek
- Mantarlı risotto
- Vejeteryen Pizza

Yemeklerimizin yanında da çok güzel bir ev şarabı sipariş ettik.

İtalya'da şaraplar litre ile sipariş edilebiliyor hemen hemen her yerde ev şarabı ( vino della casa) bulunabiliyor, 5-6 € litresi. Hemen hemen tüm mekanlarda kişi başı 1-2 € servis ücreti alınıyor. Bilginiz olsun.

Adres bilgisi de vereyim hem otel hem de restorant için, tam olsun.
Via Paolo Gaidano, 113, 10137 Torino, İtalya
+39 011 08255 · ideahotel.it  
 
Ristorante Pizzeria 101
Via P. Gaidano, 101
Torino, Italia
011 7931030


Torino'dan sonra gerçek İtalyan harikasına yolculuğumuz başladı. Venedik!
Ama o başka bir yazının konusu olsun:) 

11 Şubat 2013 Pazartesi

Gökhan Türkmen Bedende Ruh Yokken

Sonbahar halimin soyadı, adı
Gerekli gereksiz takıntılar ruhumu sardı
Sen misin inanmam bu enkazın mimarı
Peki geri dön desem ne fark eder
Bedende ruh yokken...

Dertliyim, kabul, utanmam mı lazım?
Çekip giden üzülmezken, kalan ne yapsın
Kalbim diyor gurur yapma sana o lazım

Peki geri dön desem ne fark eder,
Bedende ruh yokken...

En doğrusu kabullenmek,
Valizin ne kadar aldıysa.
Çekip gitmek gerek bazen,
Geriye dönüp hiç bakmadan.

Geride acılar var zaten
Geride anılar var

Yıpratırlar, anılar acıysa yıpratırlar
Dertliyim kabul utanmam mı lazım
Çekip giden üzülmezken
Kalan ne yapsın
Kalbim diyor gurur yapma sana o lazım
Peki geri dön desem ne fark eder
Bedende ruh yokken

En doğrusu kabullenmek
Valizin ne kadar aldıysa
Çekip gitmek gerek bazen
Geriye dönüp hiç bakmadan

Geride acılar var zaten
Geride anılar var
Yıpratırlar, anılar acıysa yıpratırlar

8 Şubat 2013 Cuma

BRUNO MARS

Sizleri bilmem ama ben Bruno Mars 'ı Locked Out of Heaven şarkısı ile tanıdım. Şarkıyı ve enerjisini çok sevdim bir yandan da bir Michael Jackson esintisi hissetmeden de duramamıştım.

When I Was Your Man dinlerken ise bambaşka bir Bruno Mars ile karşılaştım. Bu seferki Elton John vari, piyanosunun başına viskisi ile geçmiş balat okuyan bir adam... Bu geçiş de enteresan açıkçası.

Ötesinde yorumu size bırakıyorum. Hareketli şarkının daha başarılı olduğunu düşündüğümü belirtmeden geçemeyeceğim yine de... İşte videolar, karar sizin.





6 Şubat 2013 Çarşamba

Öyle Bir Kelime Gerçekten Var Mı ? / Is That Even a Word?

Linked(http://www.linkedin.com/) in iş yaşamı için çok faydalı bir site. Bir sosyal platform sayılamaz elbette Twitter ya da Facebook gibi. Ama kesinlikle bir lobi, bir cemiyet.

İnsanların iş yapabilmesi için tanışması gereken kişilerle tanışmasına izin veren, yeri geldiğinde kime kimin aracılığıyla erişebileceğinizi bulmanızı sağlayan ve bütün bunlar yetmezmiş gibi bir de zaman zaman sizi iş ile ilgili bilgilerle donatan bir cemiyet.

Bugün bir bülten göndermişler çok ilgimi çeken bir yazım kısmı vardı. Site genellikle ingilizce içerikte ve makale de ingilizceydi. Ama günümüz iş dünyası o kadar fazla ingilizce yazışma yapmayı gerektiriyor ki beni neredeyse Türkçe bir makaleden daha memnun etti bu yazı. Aşağıda paylaşıyorum ilgisini çeken arkadaşların bakabilmesi için. Ben siteye girip daha da fazla araştırmak istiyorum diyenler için ise link şöyle:
http://www.dailywritingtips.com/is-that-even-a-word/


Alıntı yapacağım yazıya gelmeden önce yazının Türkçe karşılığından da bahsetmek isterim. Yanlış kullanılmayı bırakın yapım ekleri getirerek olmayan kelimeler üretilmesinden ve bu kelimelerin sık kullanılması sonucu aslında var olmayan kelimelerin lügatımıza sızmasından bahsediyor ve "kelime" özelliği taşımayan bu kelimelerin ne demek istediğini ve doğrusunun ne olduğunu gösteriyor. Bu sebeple de ismi "Böyle bir kelime gerçekten var mı?" manasına gelen "Is That Even A Word?"

Dönüp Türkçeye bakacak olursak biz de eklerle yalan - yanlış kelimeler türetiyoruz ya da kelimeleri anlamlarından farklı yerlerde kullanıyoruz. Örnek vermek gerekirse hiç "bir miktar" yerine "bir tık" diyen birini duymadınız mı, nüans farkı gibi klişeleşmiş örnekler vermek istemiyorum ama "bu sebepten ötürü" artık hiç garipsemediğimiz bir kullanım haline gelmedi mi? Bu gözle okuyabiliriz bu yazıyı da. 


Is That Even a Word?


by Mark Nichol

No authoritarian authority exists that determines whether a given word is valid or bogus. In any language, there’s a complex and imperfect vetting procedure; at least in English, most serious writers agree on the correct or preferred form of a word that is one of two or more variants or on whether a word is acceptable at all. Here’s a list of words that have been under scrutiny in this approval process:

1. Administrate: A back-formation of administration and an unnecessary extension of administer

2. Commentate: A back-formation of commentator and an unnecessary extension of comment

3. Dimunition: Erroneous; the correct form is diminution (think of diminutive)

4. Exploitive: A younger, acceptable variant of exploitative

5. Firstly: As with secondly and thirdly, erroneous when enumerating points; use first and so on

6. Heighth: Rarely appears in print, but a frequent error in spoken discourse (Why isn’t height modeled on the form of depth, length, and width? Because it doesn’t shift in spelling and pronunciation from its associated term, tall, like the others, which are derived from deep, long, and wide, do. Neither do we say or write weighth.)

7. Irregardless: An unnecessary extension of regardless on the analogy of irrespective but ignoring that regardless, though it is not an antonym of regard, already has an antonymic affix

8. Miniscule: A common variant of minuscule, but widely considered erroneous

9. Orientate: A back-formation of orientation and an unnecessary extension of orient

10. Participator: Erroneous; the correct form is participant

11. Preventative: A common and acceptable variant of preventive

12. Societal: A variant of social with a distinct connotation (for example, “social occasion,” but “societal trends”)

13. Supposably: An erroneous variant of supposedly

14. ’Til: Also rendered til and till, an clipped form of until that is correct but informal English; use the full word except in colloquial usage

15. Undoubtably: An erroneous variant of undoubtedly

4 Şubat 2013 Pazartesi

Uçurta Bayramları _ Levent Yüksel

bir rüya bir ümide yaslanıp yaralandık


tutunduk sevgilere düşe kalka

hep yol aldık

yenilme gel yenilme

belki de aldatıldık

belki dünya hiç dönmüyor

imkansız yanıldılar

ölüm yok ölünmüyor

imkansız ah imkansız

gel uçurtma bayramları var

haydi sevin de gel

ölümsüz özgür çocukluğuna

yeniden yol ver

haydi koş haydi gel

bir avuç sevinç al annnenden

bana da biraz ver

öylesine öylesine yalnızız ki

şu koskocaman şehir ve biz bak ne olur

bari sen gel

1 Şubat 2013 Cuma

Geçmiyor Günler _ Özcan Deniz

Her sözün aklımda senden hatıra
İçimde bir şeyler can çekişiyor
Yenildim sonunda bu son ayazda
Baharı beklerken gülüm soluyor

Yüreğim ardından düştü yollara
Kayboldum zifiri karanlıklarda
Yoruldum sonunda bitti umudum
Vurdum kendimi yalnızlıklara

Geçmiyor günler yar yar yar
Geçmiyor günler
Ya sesini duyur bana
Ya haber gönder

Böylesi yıkılmaz
Böyle yanmazdım
Unutur seni giderdim
Vurmasa dünler

30 Ocak 2013 Çarşamba

Sudan Ucuz Sebepler..

Benim duygularım bir tuhaf, sudan ucuz sebeplerle şahlanıp, basbayağı ortada ve yatsınamaz gerçeklerle bastırılamıyorlar. Düşünüyorum da hep sığ sularda fırtınalar koparıyorum ben ve hep o sığ sularda boğuluyorum.

DÖN GEL
Bir hayatım bile yok
Bir canım bile yok
Sen gittin gideli yar
Bir güzel cümlem yok
Dilim alışmış bir kere
Aşkım diyorum bin kere
Olur olmaz kimselere
Sudan ucuz sebeplerle
İlacımın saati kaçtı
Acıktım ama iştahım kaçtı
Yerini beğenmiş çiçekler bile
İsyan edip dün soldu
Dön gel dön gel alışamam yokluğuna
Affet dön gel savaşamam yokluğunla
Bu ev sensiz yuva değil yuvamı istiyorum
Bu can sensiz yaşamıyor
Seni geri istiyorum
Bir hayatım bile yok
Bir canım bile yok
Sen gittin gideli yar
Bir güzel cümlem yok
Dilim alışmış bir kere
Aşkım diyorum bin kere
Olur olmaz kimselere
Sudan ucuz sebeplerle
İlacımın saati kaçtı
Acıktım ama iştahım kaçtı
Yerini beğenmiş çiçekler bile
İsyan edip dün soldu
Dön gel dön gel alışamam yokluğuna
Affet dön gel savaşamam yokluğunla
Dön gel dön gel alışamam yokluğuna
Affet dön gel savaşamam yokluğunla
Bu ev sensiz yuva değil yuvamı istiyorum
Sensiz bu can yaşamıyor
Seni geri istiyorum
Seni geri istiyorum
Dön gel dön gel alışamam yokluğuna
Affet dön gel savaşamam yokluğunla
Dön gel dön gel alışamam yokluğuna
Affet dön gel savaşamam yokluğunla
Bu ev sensiz yuva değil yuvamı istiyorum
Sensiz bu can yaşamıyor
Seni geri istiyorum
Bir hayatım bile yok
Bir canım bile yok
Sen gittin gideli yar
Güzel bir cümlem yok...

Sığ Sularda Fırtınalar Koparmak

Benim duygularım bir tuhaf, sudan ucuz sebeplerle şahlanıp, basbayağı ortada ve yatsınamaz gerçeklerle bastırılamıyorlar. Düşünüyorum da hep sığ sularda fırtınalar koparıyorum ben ve hep o sığ sularda boğuluyorum.

SONU YOK BU AŞKIN
Gün çekildi artık yarim
Hiç gören yok
Ses kesildi artık yarim
Hiç duyan yok
Bir sonbahar günüydü bırakıp gittin habersiz
En günahsız gecemde bile seni hep sevdim yeminsiz
Bilirim sonu yok bu aşkın sensiz geçen günlerin
Eriyip güze döndü ömrüm üstüste kaç ölüm
Nezaman bir ben düşünsem böyle sereserpeyim
Nezaman bir sen düşünsem ne zaman bir yar düşünsem
Yüreğim sızlar her akşam gel

Bilirim sonu yok bu aşkın sensiz geçen günlerin
Eriyip güze döndü ömrüm
Üst üste kaç ölüm
Ne zaman bir sen düşünsem böyle sere serpeyim
Ne zaman bir ben düşünsem
Yüreğim sızlar her akşam dön...

Başa sarmak

Hayat zaman zaman insanı öyle bir başa sardırıyor ki, "Deja vu! Deja vu!" diye bağırası geliyor insanın.

Bir olayı, bir duyguyu, bir yakınlığı atlattım, artık önemsemiyorum diye düşündüğün noktada bir şey oluyor. Herhangi bir şey. O uzun sürede azimle tırmandığı bayırın tepesindeyken insan kendisini bir anda tekrar o bayırın dibinde buluveriyor. Hisler tanıdık, ortam tanıdık ama bir o kadar da eski. Buruk bir hüzün sarıyor insanın içini ama böyle melankolik sadist bir zevk de veriyor o hüzün. Zamanda yolculuk etmiş gibi sanki bir süre o moda tutunuyor insan, gerçeklerini değiştirmek istiyor.

Sonra yavaş yavaş gerçek dünyaya dönünce daha acı bir hüzün kaplıyor insanın içini, şimdi o bayırı tekrar tırmanmak lazım. Düşe kalka, canını acıta, kanata vardığı o tepeye o düzlüğe tekrar çıkmalı. Orası güvenli, hayat orada olmanın mantıklı olduğunu defalarca kanıtladı. Burası dikenli ve rahatsız aslında, anılar acı veriyor, bugünü değiştirmeye de gücün yetmiyor. İstenmeyen bir misafir gibisin burada.

Beni böyle bırakıp gitti

Ne kadar kırılmıştım
Ne kadar üzülmüştüm
Masalın kahramanı gitti
Ve masal böyle bitti
Yoluna devam etti

Devam etmem  lazım elbet benim de, daha önce nasıl yaptıysam öyle. Bir ayağım tökezledi, bir engebede zorlandım diye tekrar dibi boylasam bile burada kalmamalıyım elbet. Tekrar inatla devam etmeliyim yoluma.

Moral bozucu olacak aynı yolu tekrar yürümek, aynı sıkıntıları tekrar çekmek belki , ama var mı başka çare?


Seninle bir daha aynı yolda yürümem
Seninle yürüyene yolda tuzakların var
Bir daha asla dokunmam tenine
Senin teninden önce duvarların var
Ben o duvarlara çarpa çarpa nasır tuttum
Ağlaya ağlaya yosun tuttum
Derin bir nefes alır gibi batıyoruz
Yükümüz ağır
Yeni bir söz söylemek için ölmek mi gerekir
Hadi bir cesaret sen de taşın altına koy elini
İnadına inadına sevişmeli bağır çağır.

21 Ocak 2013 Pazartesi

Hande Yener - Hasta

Biri benden bi şey çaldı
Geri alıcam az kaldı
Sana doğru bir yol vardı
Bulucam söz az kaldı
 

Tuhaf geçen bi gün daha
Umutlarım yarında
Yanında olamazsam
Savaş çıkar kolayca
 

İkimize karşı bi rüzgar var
Ama bize aşktan esiyorlar
Eminim sende duyuyorsun
Bitmez asla diyorlar 


İkimize karşı bi rüzgar var
Ama bize aşktan esiyorlar
Gücümüze karşı yenilenler
Bize hasta diyorlar
 

Biri aşkı çok zor sandı
Bize sorsa kolaydı
Bana yalnız bi şans kaldı
Harcamak mı hayat mı?
 

Tuhaf geçen bi gün daha
Umutlarım yarında
Yanında olamazsam
Savaş çıkar kolayca
 

İkimize karşı bi rüzgar var
Ama bize aşktan esiyorlar
Eminim sende duyuyorsun
Bitmez asla diyorlar
 

İkimize karşı bi rüzgar var
Ama bize aşktan esiyorlar
Gücümüze karşı yenilenler
Bize hasta diyorlar

Aydınlanma Anı

Bu bir aydınlanma anının dışa vurumudur. Herşeyin daha iyiye gitmesini dileyerek yazılmıştır ve içimde kalmış herşeyin yasını yine de içinde taşır. 

Hangisi daha kötü karar veremiyorum açıkçası, bir zamanlar sevdiğiniz, aşık olduğunuz adamın aslında bir öküz olduğunu anlamak mı, kendinizi 'değişmiş, ben onu sevdiğimde böyle değildi' diye avutmaya çalışırken bir yandan da bu yeni bakış açısıyla size yaptığı herşeyi yeniden gözden geçirince aslında bir hiç değişmediğini, size de aynen bugünkü öküz gibi davranmış olduğunu keşfetmek mi, bu öküzlükleri tekrar tekrar düşünürken öküzlüğün hafif bir ifade olduğunu farkedip aslında işin doğrusunun, bu hareketlerin tam sözlük karşılığının şerefsizlik olduğunu farketmek mi? Sorarım size. Hangisi daha çok acı verir?

Benim elimde tüm bunlardan sonra daha fazla acı veren bir aydınlanma anı var. Bir öküz yüzünden, bir şerefsiz yüzünden, onun her tavrına her bir yanlışına bulduğunuz anlamlı gerekçelere inanarak gözünüzde büyüttüğünüz için 2 yıl boyunca acı çekmiş, herkesi onunla kıyaslamış, kimseyi yanınıza yaklaştırmamış ve gizli gizli onu özlemiş olmak. İşte en acısı bu.

Geri kalan her şey yorumsuz. Bu sonuca varabilmek 2 yılımı ve onun son bir şerefsiz çabasını gerektirdi. Ama sonunda beni bu noktaya getirdi. Son şerefsizliği için belki de teşekkür etmeliyim ne dersiniz?

16 Ocak 2013 Çarşamba

Mehmet Erdem - Herkes Aynı Hayatta

Melankolik bir şarkı bu melankolik olmasına ama içinde eser miktarda umut da barındırıyor o sebeple sanırım farklı bir tadı var.
Dinleye dinleye acıdan kendinden geçmiyor insan, hani yaralarını hoyratça kanatmıyor da tatlı tatlı kaşıyor gibi. Evet sonunda kan çıkıyor ortaya her iki türlü de ama işte, birşeyler farklı burda...

Mehmet Erdem  -  Herkes Aynı Hayatta

Herkes aynı hayatta
Kendini bişey sanma
Ne kadar çok bilirsen
O kadar bela başa

Sen bilirsin aslında
Aklımdan geçenleri
Zaman herşeyi çözer
Şu beklemek olmasa


Gözlerimi açsam da
Sen çıksan karşıma
Gel beni azad et
Kayboldum karanlıkta

Ben bizi unutmam
Gitmek yakışmaz bana

Yolcuyuz hayatta
Sen gel otur yanıma