Herşey var içinde ıvır zıvır, fikirler, şarkılar, diziler, acılar, mutsuzluzluklar, mutlu şeyler de tabii ama onlardan bol bol söz veremiyorum zira bilenler bilir onların farkındalığı çok daha az oluyor...
5 Kasım 2011 Cumartesi
KEŞKE
Oyunlar oynamasaydık,
Üzülmeseydi şarkılar
Hala sana yazılıyorlar,
Hala buram buram sen kokuyorlar...
Umut?
Umut etmek ne zaman son bulacak acaba ve sonrasında yaşattığı tatsız hayal kırıklığına bir nihayet ne zaman gelecek?
Sıla son derece güzel söylemiş aslında
"Tüm hataları katladım, en görünür yerde rafladım
Unutmamak nihai ağrı kesici , anladım" diye...
Biz de bilmiyor muyuz hatalarımızı ve bu hataları unutmamak tekrar etmemek gerektiğini, biliyoruz... Lakin denesek de çoğu zaman mümkün değil bu konsept. Ben biliyorum benim en aciz yanım umut etme kapasitem. Bir isteğim olduğunda gerçekleşeceğine dair hemen umutlar yeşertmem hayaller kurmam ve gerçekleşmeyen hayallerim üzerinden hayal kırıkları biriktirmem.
9 Ağustos 2011 Salı
Hayal Kırıklıklarım...
Lila
31 Temmuz 2011 Pazar
Merhaba...
Yine de ne zamandır gelişen suskunluğumu bozma kararı aldım ve mükemmel bir başlangıç olmasa da bir başlangıç yapmak istiyorum, sonrası gelir....
Herkese yeniden merhaba...
11 Temmuz 2011 Pazartesi
Acı ayrılığın son fazı
Elinden bile gelmediği noktaya gelene kadar bilinçl bir şekilde sen yürüdün uçuruma ve o uçuruma atılan son adımı attığında evet düşmemek artık elinde değildi ama o son adım, işte o bilinçliydi...
Bunun ayırdına vardıktan sonra öyle zor ki bir insanın yeniden aşık olması... Çünkü bunu didik didik edip anlayacak farkedecek kadar acı çekmiş olmak bir daha o adımı atmaya cesaret edememeyi de getiriyor peşi sıra.
Öyle ya da böyle yeniden ilişkiler kuruluyor tabi ama bir koruma maskesinin ardında artık. Adımı uçuruma atmamaya dikkat ederek. Kendini boşluğa bırakmayınca o deli adrenalinde yaşanmıyor tabii. İşte o sebeple o son canınızı yakan aşkın mutlu anları unutulmaz ve eşsiz olarak kalıveriyor. Bir daha aynısını yaşamaya izin vermezsen, eşsiz olur tabi ve ne yaşasan onun gölgesinde kalmaya mahkumdur.
Ve farkedersin ki bu işi iki ucu boklu değnektir tabiri caizse. Ne o artık erişilmez hatırladıkça boğazına hıçkırıklar düğümleyen ilişkiyi putlaştırmak, eşsizleştirmek istersin ne de birine o kadar değer verip onun bir eşi daha olsun diye yeniden kırılmaya izin vermek... Başka çıkar yol da olmadığını bilirsin gel gitler içinde sürüklenip gidersin bir süre.
Sanırım bu da ağır ayrılıkların bir evresi. Daha önce yaşadıklarımdan sonra -ki her birini geçmeyecek sanıyordum ama geçtiler- bunun da bir faz olabileceğini kabul ediyorum. Daha önce reddetme kabullenememe, delice acı çekme, sakince ama içi kanaya kanaya özleme, kendine acıma, isyan, nefret, yeniden suların durulması ve sevdiğini hissetme, yeniden delice özleme, yeniden durulma ve unutmuş gibi hissetme fazlarını yaşadım.
Günlük tutmuyor olsam bu kadar ayırdında olamazdım tabii, şimdi biliyorum ki bu da son faz bundan sonra ne yapacağına karar verememe.
10 Temmuz 2011 Pazar
Yenik
Duyguların bizi o limandan o limana sürüklemesine, içinden çıkmak için debelendiğimiz çukurlarda bizi tutmak için paçamızdan tutup çekiştirmesine hangimiz yabancıyız ki?
Hepimiz yenik değil miyiz duygularımıza?
28 Haziran 2011 Salı
İkizler Burcu Günlük Burç Yorumu _ 28.06.2011
23 Haziran 2011 Perşembe
Değmesin Ellerimiz _ MODEL
Hala severken seni
Dudaklarını öpmemek
Bir yabancı gibi
Bilirsin ayrılık konusunda
İyi değiliz ikimiz de
Bir kıvılcım yeterdi her zaman
Koşup geri dönmemize
Değmesin ellerimiz
Buluşmasın bu gözler
Yine erir gideriz
Unutulur yeminler
Biz hiç beceremedik
Sevmeyi de terk etmeyi de
Aşk kokan dudakların
Karşısında direnmeyi de
Biz hiç beceremedik
Sevmeyi de terk etmeyi de
Aşk dolu mısraların
Karşısında direnmeyi de
İşte bir kez daha
Durup karşında
Belki de son defa
Soruyorum sana
Bitti mi hikayemiz
Bu ne biçim son böyle
Değmez miydi sevgimiz
Savaşıp direnmeye
Değmesin ellerimiz
Buluşmasın bu gözler
Yine erir gideriz
Unutulur yeminler
Biz hiç beceremedik
Sevmeyi de terk etmeyi de
Kendimize sahip çıkıp
Dünyayla yüzleşmeyi de
Biz hiç beceremedik
Sevmeyi de terk etmeyi de
Korktuğumuz o gözlerin
Karşısında direnmeyi de
Bitmesin hikayemiz...
1 Haziran 2011 Çarşamba
İkizler Burcu Günlük Burç Falı _ 01.06.2011
29 Mayıs 2011 Pazar
Tutkulu Asklar
AVEA BlackBerry® Servisi ile gönderildi.
23 Mayıs 2011 Pazartesi
İkizler Burcu Günlük Burç Yorumu _ 23.05.2011
21 Mayıs 2011 Cumartesi
İkizler Burcu Günlük Burç Yorumu_ 21 Mayıs 2011
HER AŞK ÖLÜMÜ TADACAK - MANGA
Bir gidenle, bir kalanın bilinir hikayesi...
Kimileri hayattan mutlu sonlar çalar bu şehirde,
Kiminin de bizim gibi yarım kalır hikayesi...
Bir hüzün şehri ayırdı bizi,
Ve bu son olmayacak...
Gözyaşıyla beslediği
Her aşk ölümü tadacak!
Ne dualar kurtarır bizi artık ne de zaman,
Unutabilmek gerek bazen ağlamadan...
Ne yeni bir aşk avutur bizi ne de geçmişin izi,
Kabullenmek gerek bazen yenilgiyi...
Bir hüzün şehri ayırdı bizi,
Ve bu son olmayacak...
Gözyaşıyla beslediği
Her aşk ölümü tadacak!
Dinlemek isteyen için fizy linki:
http://fizy.com/#s/1lrxx7
Bir şey sevmeye değerse, ölmeye de değer mi?
Değmez, aşklara değmez, yaşlara değmez, gönlüm ağlar gözyaşım silinmez...
18 Mayıs 2011 Çarşamba
İkizler Günlük Burç Yorumu _ 18.05.2011
17 Mayıs 2011 Salı
İkizler Burcu Günlük Burç Falı _ 17.05.2011
16 Mayıs 2011 Pazartesi
İkizler Burcu Günlük Burç Yorumu - 16.05.2011
10 Mayıs 2011 Salı
İkizler Burcu Günlük Burç Yorumu - 10.05.2011
9 Mayıs 2011 Pazartesi
Öykü _ Gökhan Türkmen
Ne acı ki son şarkım bu
Çok mu kolaydı yoksa zor mu
Bu sisli aşk, bu tutku
Oldu
Hani olmazdı?
Sondu
Sende gitmek yoktu
Doldu süre, bize bu bile çoktu
Bir hayaldi
Yok oldu
Sus; doğru, yalan, ne farkeder
Bak bir aşk başlamadan böyle biter,
Kime
Kime kalır aşk?
Ver geri seni sevdiğimi
Bakma git, daha ne söylemeli
Yoksun artık bende ne acı, bitti
Yitti, yetti o günler, bana yetti
Çok, çok da mutlu etti
Birdi, bende yerin ah
Tekti
Bir çocuk bende tükendi!
"Yeter" demek yetmez ki bazen!
Ah içimde bir öykü ağıtlarla biter
Güler yüzüme taptığım bir "sen"
Ah içimdeki türkü dudaktan kalbe düşer.
Düşer de hani bir gün olur da, Azrail bana güler
Bir yerde hani bir gün olur da, Azrail bana güler
Yaptığınız Karalamaların Anlamı
Çalışırken, telefonla konuşurken, düşüncelere dalmışken hemen herkes elindeki kalemle birşeyler karalar. Bu anlamsız karalamalar aslında kişiliğimizi ele veriyor.
Aylık popüler bilim, teknoloji ve kültür dergisi Focus, en süslüsünden en basit olanına, karalamaların psikolojik olarak ne anlama geldiğini Ocak sayısında inceledi.
Önünüzdeki kağıda rastgele karaladığınız şekiller, karakterinizi ele veriyor. İşte uzmanlara göre bazı çizgiler ve anlamları...
Oklar genel olarak cinsel gerginliği ifade ediyor. Ancak oklar yukarıyı işaret ettiğinde hırsın, yatay olduklarında güçlü sezgilerin, her yönü gösterdiği zaman da açık bir zihnin göstergesi olarak yorumlanıyor.
Düz çizgiler çizen insanlar, genelde sözünü sakınmayan, az ve öz konuşan tipler olma eğiliminde.
Sıfırlar ile çarpılar rekabete açık insanları ifade ediyor, idealist olanlar genellikle yıldız çiziyor. Beş köşeli yıldız hırsa, altı köşeli yıldız konsantrasyon yeteneğine işaret ediyor.
Daireler hayalperestlerce daha çok tercih edilirken, kutular pratik, akılcı ve net karakterleri yansıtıyor.
Yazılım devinin aklından neler geçiyor
Karalamalardan anlaşıldığı kadarıyla Gates biraz hayalperest (yumuşak daireler ve düzensiz harfler buna işaret), ama yine de sorunlarını çözerken pratik ve yapıcı davranıyor (üçgenler). İşte Gates’in iç dünyasına açılan küçük bir pencere:
Kutular, keskin bir zekaya sahip Gates’in gündeminde büyük konular olduğunu gösteriyor. Birbirinden ayrık harfler, önceliklerin belirlenmesi konusunda bir çatışmaya ve her konuya hakim olma çabasına işaret ediyor. Halkalar bağımsız bir zekanın, çizimin yumuşaklığı ise gündüz düşlerine yatkınlığın göstergesi. Harflerin genellikle birbirine bağlı olması, sabit fikirliliğin işareti. "Borç ertelemesi" kavramının diğerlerinden daha büyük harflerle not edilmesi, Gates’in bu konuya verdiği önemin belirtisi. Sağa yatık yazı, dışadönük kişiliği ve hırsı temsil ediyor. Futbol kalesi figürü, toplantıdan sonuç alma kararlılığını gösteriyor. İlmek şeklinde yapılmış d harfi, dıştan gelen baskıya ve eleştirilere karşı hassasiyeti temsil ediyor.
Çizgileriyle Atatürk
(Nursu Marmara, insan yönünü az tanıdığımız büyük önderin iç dünyasına bir pencere aralıyor.)
İmzasına bakıldığı zaman, bitiş darbesinin keskin uçlu olmadığı görülüyor. Kas gerginliği ve gevşemesi arasındaki denge, onun liderlik vasfına işaret.
Atatürk’ün yazısında, sezgisel alan çok yüksek. Aktüel alanı kontrol mekanizması ise çok iyi. T çizgileri, otoriter bir tarzı, iddialı ve planlayıcı kişiliği yansıtıyor. İ noktaları, yoğun bir zihinsel ve fiziksel çabanın habercisi. Kalem vuruşlarındaki koyulaşmalar; yüksek enerji potansiyelinin ve duygusal enginliğin, beyin yani korteks ile olağanüstü şekilde kontrol edildiğini gösteriyor.
Nazım Hikmet
Nazım Hikmet, kağıda bol miktarda enerji aktaranlardan; yani içinde hiçbir şey bırakmadan kendini akıtıyor. Kas basıncının yüksek oluşundan bunu anlayabiliyoruz. Yazıdaki yatay genişleme çok daha fazla. Dikey yüksekliği daha fazla olan yazılarda, akıl ön plandadır. Nazım’da ise duygular ön planda.
ÜNLÜLERİN ANALİZLERİ
Tony Blair
İngiltere Başbakanı’nın yazısı sağa yatık. Yatıklığın fazlalığı, dışadönüklük olarak yorumlanır. Dikey yazı otokontrol, geriye doğru yatık ise isyankarlık göstergesi.
Prenses Diana
Diana’nın el yazısında olduğu gibi, büyük olan harfler coşkulu olmayı, küçük olanlar çekingenliği ifade ediyor. Büyük "D" harfi, dikkat çekme isteğini gösteriyor.
Bill Clinton
Clinton’ın el yazısında olduğu gibi harflerin birbirine bağlı ve bitişik olması, iyi eğitimin, akılcı ve ne istediğini bilen kişiliğin göstergesi. Ayrık yazı da güçlü sezgilere işaret.
9 Haziran 2011 _ İkizler Burcu Günlük Burç Yorumu
Bold ile yazdığım şey nasıl içimi okudu bugün nasıl içimi okudu.... Sürüklemiyormuşum bile, ben sürükleniyormuşum. Yazıklar olsun bana, ona, dünyaya, herşeye, böyle kadere...
6 Mayıs 2011 Cuma
İkizler Burcu Günlük Burç Yorumu - 06.05.2011
4 Mayıs 2011 Çarşamba
SATRANÇ DERSLERİ
kıvrak ve uzatarak boynunu
nice güneş batışını yerinde görmüş boynunu
oysa veba tarihçileri bilmemişlerdir
her karenin bir karşı veba girişimi olduğunu
göğe bezgin bakanların bir türlü öğrenemediği
bir oyundur satranç
evet ilk aşk gibi bir şeydir ilk açılış
artık dönüş yoktur
kuşku bağışlanmasa da
tedirginlik doğal sayılabilir
ancak
yürümenin dışında bütün eylemlerin adı
kaçış kaçış kaçıştır
çapraz özgürlüklerinde filler
acılardan yapılmış bir alanda
ne zaman ki esrirler
yazsak defterlere sığar mıydı
şah açmazında vezirin ölümcül tutkusunu
yerine göre piyon da bir tufandır
içinde hep bir vezir sürekli mahzun
düz gider çapraz vurulur ve uzun uzun
günbatımlarını çağrıştırır
hüznü uçlarından dolanıp
yalın sıçrayışlarıyla piyonlar arasından
ürkek ama cesur ama sevimli
açsa duyargalarını o tarihsel şiire
iyi bir oyuncu en çok atları sever
sen ey atını kaybeden oyuncu
bir ilkyazdan koca bir güzyontan adam
bırak oyunu
artık
öyle bir ıssızlık düşle ki içinde
yeryüzünü kişnesin
bizim atlar
2
nicoldu onca oyuncu
oyarak
ette oyuk seyirmesinden
oyun kurarlardı
kaçıp
da süleymandan
kaf dağında otururdu
anka nicoldu
o mağrur gemiler ki açıklarda
güneşin şanla her akşam ufala ufala battığı
suların kabarıp taşarak savrulduğu oradan
kesik bir insan başı gibi taşra düşüp
helak oldular
ün geldi ey iskender
çok acaip gördün ömrün tükendi
geri dön
ürktü
ki endişe
dünyadandır ve hayal hiçtir
sözü onun
...avda
yine geri dön bu son
yoksa öleceksin gurbette
dedi ses ve işitip ağladı
o koca iskender ki
tuhaf matlar yapardı
mat oldu olağan biçimde
artık anlaşılmıştır günün akşamlılığı
kesin mat yok
iyi oyun vardır sadece
ve satranç aslında dalgınların oyunudur
dalgının ölüm karşısındaki sükuneti
düşmana
ölümün dehşetinden korkuludur
eğilip o oyuncu
uzatsa boynunu buyruğa
taşlar sürüldüğünde
kaleyi buyruksuz düşündü mü kişi
demek ki bütündür sallantıda
demek ki gök de anlaşılmaz bir biçimde ölü
cinayetlerde yeryüzüne paramparça dağılmıştır
aşk ve umut dağılmıştır
koygun bir gece gibi günü kaplayan
sevgilinin gözlerindeki zeytin siyahını
o oylum oylum kabarık şiiri
kaplayan
bir şeyse buyruksuzluk
taşlar sürüldüğünde
alıp kişiyi kayalar çarpar buyruksuzluk
çağı binip
cübbesinden gözükara süvariler çıkaran
o beyaz taş oyuncusunu nerde bulmalı
tutup üzengisinden öpüp koklamalı
3
söyleyelim ebir
ha
in
dir
esekiz yok
yok ayrı bir düşman falan
genç çeri
ey e hattındaki budala
-tanrım ne saflık-
bir ara dilim sürçse
de at kıskacını anlatsam
desem ki ha-
derler ki kemik atıyor
köpek resmine bu adam
anlat
apaçık olanı
gecedir halk
etinin önünde anlam
katledilmiştir
vardın
söylemezler otlar
çok sutün düştü
nice bir taş
ne zamana yetiştin
aykırı sür
çalka
de ki ey at kıskacı kabaran
ateş almış ve ey at kıskacı
diye bağırarak
o oyuncu
oynadığında seni
konuş benimle
sana hizmet danışayım
4
hüzüm
yalındır-dağdan
aparılmış kar topakları gibi
yel ki ince
ipince bir teldir kopmuştur
insan
azar azar kopmuştur
yalnız hüznü vardır kalbi olanın
hüzün öylece orta yerdedir
tuhaf bir yarma yaşanıyordur
çepçevre şeytan kilitleri
sınav
5
bir oyuna rasgeldim
her taşı yakup hüznü
anlat
bu boşalmış at
hüzündür
yanında
kalfa
çırak
ben bir oyuncu tanıdım
daha
ataktı
gördüm ki çatlıyordu
kara kuzgun
kabusa beyaz bir su
oyuluyordu
've sabır
olmasaydı
yeryüzünde
birgün
kalınabilir miydi?'
6
bu hüznün
mesnevisi yazılmadı
gürbüz tarhlar öldü
o ceylanda
bir kaç minyatür
mütekeddir
-de bana bu esrime
bu koygun minyatür yalnızlığından
başka nedir-oysa
kocamandır aşk
usanç
hep eksiler alanında
olup biten bir şeydir
parçala bu trajik geçidi
o taşı sür ey insan
taşı taş-çünkü saat
sınanan bir süreçtir ve atlar
yanıldıklarında
kaygan
o karangu duvarına çarpıp kuşkunun
düşer ölü atlar
çünkü satrançta
çünkü orada ve burada
her zaman
öğretidir zaman
aşkın da
katları vardır-kadim
kabarık bir öyküdür alınyazısı
ey aşk
elbet başındasındır bela kitabının
ne çok dilin var
gece ki anlamadı
şu anda
o
ibrahim ve ishak
yargıç yok taşı kim atacak
leyla bilmez mi gerekli olduğunu
diye döğünüp duran
gece ki ey gece
o külli aynalar
seni ararlar
ıssız bir hat fotoğrafın
dan sana çıktım
oynanan
göstermelik bir sonoyunuydu
aldandın
ağır taşlar verdik
...ve ay seni bulduğunda
yani ki kanıtladığında kendini
ben
müthiş bir başlık atacağım
şiirime
sevgili gecem diye
7
şebçerağ
söndü mü
diye bir ses
sahi şebçerağ nerde
iskender! iskender!
diye bir ünlem
bu nasıl iskender
aramaz bengisuyu
diye bir hüzün
'hişt! dostlarıma şunu haber ver
denize açıldım
ve gemim parça parça oldu'
diye bir im
denli narindir intikam
intikam içli bir marştır gerçekte
bir ara ses aygıtını yırtarak çıkarılırdı
o şimdi
dışlanmış bir taş olarak
karlı kış gecelerinde
acılı bir genç şairin her geçişte
hüznüne tanık olduğu
metruk bir kümbet denli müşahhas
aşktır-ve o
ne rahim bir yürüyüştür gecede
(o yıllar bir ressam tanırdım
gök çizemezdi
yüksek evler yapardı yitik kadın yüzleri- bir güm
o kentin
-tarihsel bir kenttir-
o çarşısındaki hasır iskemleli kahvede
onu bir cenini çizerken ağlar gördüm
bütün öğeleri belliydi ama neden gözsüz
ama neden bir kaleden artmış kapı tokmağı gibi
ıssız ve dokunaklı
diye sormadım çünkü ben
ağlayanları severim ve güzeldir ağlamak
denebilir ki-
bir insan en çok ağlarken güzeldir
vakit de akşamdı dışarda kar vardı
kar yüzyıllardır alabildiğine vardı
insanlar doğar konardı konar göçerdi
sonra o bütün resimlerini yırttı-
birden kaybolmuştu
arıyor diye duydum bir şeyi
çağın unutturmak istediği
belki derin bir gök resmini
ye'si biçen o eşsiz kılıncı gürbüz hamleyi)
bu taşı da sürüyorum
koyar gibi o güzel yapının üstüne
ya da komaz gibi taş üstüne taş
(ben daha çok taşları mı anlıyorum nedir
ve nedir taş-
çakmak taşı satranç taşı
sapan taşı göktaşı)
reddetmek gerekiyor kimi taşları ve şeyleri
sözgelimi sapan taşını
-o göz çıkarır sadece-
ortadaki gökkasabı gökdeleni
tanrısız tecimevlerini caminin hemen önündeki
ana caddedeki aykırı kadın salınışını
yanlış konumunu gülün evlerde bahçelerde
ve hatta parklarını bile bu taş mekanın
reddetmek gerekiyor
çağa çıktığımda
kan- çoğalan bir suret ve kendini
ta içerlerde bir yerin üşüyor-duymuyormusundur
yinelenir durur -şu sanki ne diye- akşam ki
dönüp nefsini içine tuttuğun yüzündür
senin yüzün -paramparça
bölük pörçüktür
şu kuytu kalabalıkta
şu yalnızlıkta
ivedi ve kirlisarı
dişiliğini kullanıyordur kuşku
lüks oteller gibi kuşku
kuşku
(çağı deştiğimde
o yüz
diyor yoruldum -aynalar
gösterebilir mi hiç -bana sonumu
nedensiz başladım oyunculuğa
bitireceğim raslantıyla -oyunumu
dostlarım da
var -intiharlar
her akşam ıslak-yapışkan
saçlarıyla girip odama
paniğimden pay toplarlar)
azaldı
halk içinde yüzdeki ben gibiler
eldeki siğile
çıbana -etin yumuşak bir yerinden sökün eden-
döndü halk ve cüzzam ne yürüdü
ve hep bir yaprak değil miyiz ki
bir zaman yarıp çıkmak serüveninde
özdalımızı
topu topu bir mevsimi yaşarız işte
müşa'şa' bir sonbahar figüranıyız
hepimiz de
ve cüzzam ne gün yürüdü sormalı
değil mi ki ebabil
adil
bir infazın adıdır
ve insan
-ne şu ne bu-
iyioyunundan
sorulmayacak mıdır
8
(kıstak)
her dakika
henüz ölmüş gibi ebuzer
kimsesizsindir
içlemin gamevi ay emek
kesik kesik solur
avcının elegözlü nesnesi
kaybettiğin divit -kırdır
faniliğindir o ağaç ki
zekeriya onda saklıydı
yazı ebediyyen vardır
-ortadaki göçük
içerdeki dehşet
pusudaki bungu
kıyım mahzen kan -
çok kandil kırılmış -sanki geç
herşey için - niçin
ertelenir sanır insan herşeyi
öyle sanır - yeniden han
o ölümsüzlük gibi mutantan
taş - düşmüş
vardır - orada nasılsalar öyle
apaçık
kırıktırlar
dili faldır aşkın ey taş
İLHAMİ ÇİÇEK
İkizler Burcu Günlük Burç Yorumu _ 4 Mayıs 2011
Bold ile belirttiğim yer nasıl doğru nasıl doğru, artık zamanı geldi de geçiyor bile bende biliyor ve söylüyorum ama keşke söylemek kadar kolay olabilse bazı şeyler
3 Mayıs 2011 Salı
İkizler Burcu Günlük Burç Yorumu - 03.05.2011
2 Mayıs 2011 Pazartesi
SEZEN AKSU - GÜVERCİN
Bir daha uçar mı güvercin şehirde?
Yalancı güneşli bir ocak
Mübarek Cuma gününde
Gitti cancağızım gitti
Bitti son İstanbul
Kaldırımlar zabıt tuttu şahidiz hepimiz,
Her yer tetikti
Sen de çekip gitme
Dayan be umudum
Dön gel, dön gel
Meydan okur hayat
Pabuç bırakmaz ölüme
Dön gel, dön gel
Kağıdı da kan tutar, ağaç değil mi soyu?
Ağla, doyasıya ağla!
Aynı denizde çoğalır yüreğin özsuyu
İkizler Burcu Günlük Burç Yorumu _ 02.05.2011
1 Mayıs 2011 Pazar
Hazin Bir Hikaye
Amansız kapanmayan bir yaran zaten var, zaman zaman unuttuğun
Acıdan uyuştuğun belki de...
O yarayı eşeleyip yeniden kanatıyor,
Daha büyük bir acı ile irkiltiyor insanı.
Apansız, durduk yere, beklenmedik bir anda...
Gözlerine dolan yaşlar çare değil mutsuzluğuna
Ya da bir başkası merhem değil yarana
Ama işin garibi o da merhem değil artık, onca zamandan sonra
Merhem olmasa da gelsin gerekiyorsa kanatsın yaramı daha bir diye düşünsen
O düşünce hastalıklı çünkü ne geleceği var, ne de umursasdığı.
Mazoşist bir sevgi bu,
Onun yerine yokluğunun acısını koyduğun,
Ondan vazgeçmek zorunda kaldığın,
Ama yokluğunun acısından vazgeçemediğin
Ondan kalan son zerre diye
Sana en çok acı veren şeye
Delice bir tutkuyla tutunduğun.
Hayat oysa ne çok sever sıkı sıkı tuttuğun şeyleri elinden almayı
Çeke çeke zorlaya zorlaya
Ellerinde ip yanıkları bıraka bıraka
Bir halat çekme oyunu oynar gibi adeta.
Ama inadına bu ısrarına kayıtsız hayat
Hiç alası da yok o acıyı elinden...
Yazık...
Geçen zamana yazık....
Harcanan o güzelim duygularına yazık...
Bu duygularına ardını dönüp giden zalim,
Böyle bir aşk her gün bulunabilir bir şey mi dersin?
Nankörsün, hainsin, değmezsin....
Ama gel gör ki bu gönülde sadece sen özelsin
Lila
İkizler Burcu _ 01.05.2011
30 Nisan 2011 Cumartesi
Iyı geceler
AVEA BlackBerry® Servisi ile gönderildi.
29 Nisan 2011 Cuma
Ben Sevdalı Sen Belalı
ben hala deliyim, hala sevdalı.
yaktığın ateşi söndüremedim
sen hala çılgınsın, hala belalı
çekmeye razıyım kaprislerini
istersen zincire vur ellerimi
ne olur birtanem anla halimi
ben hala deliyim, hala sevdalı
sen benden sen vazgeçmiş gibisin
ben hala tutkunum, hala yaralı
yaktığın ateşi söndüremedim
sen hala çılgınsın, hala belalı
bu sevda bir anda bitebilir mi
gercekler yalana dönebilir mi
ne olur birtanem, anla halimi
ben hala deliyim, hala sevdalı
ben hala deliyim, hala sevdalı...
AŞK BENİM MABEDİMDİ
| Aşk sağ yanımdı Aşk bir omuzdu yaslandığım Aşk yanında ağladığım Gittin bitti... Aşk küçük çocuktu içimde Aşk aldığım soluktu Aşksız ellerim soğuktu Gittin bitti... Aşk gözyaşımdı Aşk senle doğmam ve Aşk beş yaşımdı Gittin bitti Aşk özlemimdi ve Aşk sana hasretimdi ah Aşk sanki nefesimdi Gittin bitti Aşk sana şarkımdı Aşk sensiz ahımdı ve Aşk benim aklımdı Gittin bitti Aşk dünüm, bugünümdü ve Aşk her gece düğünümdü Aşk içimde yaşattığım çocuk Gittin bitti Aşk sarhoşluktu Aşk senle varolmuştu Aşk bir bakışındı Gittin bitti Aşk benim mahremimdi ve Aşk benim mabedimdi ki Aşk sevgimin sırrıydı Gittin bitti Aşk benim sevincimdi Aşk benim ümidimdi Aşk benim için sendin Gittin bitti... Aşk sonsuz diyen sendin Aşk ölmez diyen sendin Aşkı öldüren de sendin Gittin bitti Aşk umuttu, yaşamdı Aşk saat 8'de, seni aramamdı Aşk sensiz yalnızlık kokan sokaklardı Gittin bitti Aşk ilk merhabamızdı Aşk elimi tutuşundu ve Aşk yanımda uyuyuşun Gittin bitti Aşk unutulmaz mutluluktu ve Aşk bulunmaz bir konuktu Aşkı ben kovmadım ki Gittin bitti Aşk masum bir heyecan ve Aşk sevecen olgunlaşan hani Aşk asla eskimezdi Gittin bitti Aşk bendeki bir yürek ki Aşk bendeki sen demek ve Aşk kanıyor şimdi ya Gittin bitti Aşk adının her harfi ve Aşk her hücremdeki sen Aşk sensiz ağlıyor Gittin bitti Aşk bir deniz içimde Aşk bir gökyüzü sen gibi Aşk sana hasret şimdi bu gözlerde Gittin bitti |
| Ümit Işıkdağ |
ASTROLOJİ - İKİZLER GÜNLÜK BURÇ YORUMU 29.04.2011
Seviyorum Kahretsin _ Sezen Aksu
Deli ettin artık cek git bu nasıl sevgi
Sen kendine aşıksın sen yalancısın
Hatta sevişirken bile yabancısın
Sen kimsin sen ne rahat insansın bırak
Bırak benim icin ne mümkün ayrılmak
Ben ayrılamam sen beni bırak
Bırak... Bırak...
Seviyorum kahretsin seviyorum elimde değil cok
Seviyorum ah neden yaşadığım en derin aşksın sen
Seviyorum kahretsin seviyorum elimde değil cok
Seviyorum ah neden yaşadığım en derin aşksın sen
Çok istedim, unutmak istedim esmer ellerini
Gözlerini kokunu yanık tenini
Bana dokunduğun anda hislerimi
Unutmadım oysa sen bir yalancısın
Sen kimsin sen ne rahat insansın bırak
Bırak benim icin ne mümkün ayrılmak
Ben ayrılamam sen beni bırak
Bırak... Bırak...
Seviyorum kahretsin seviyorum elimde değil cok
Seviyorum ah neden yaşadığım en derin aşksın sen
Seviyorum kahretsin seviyorum elimde değil cok
Seviyorum ah neden yaşadığım en derin aşksın sen
27 Nisan 2011 Çarşamba
Yalın ;_ Alışmak Zorundayım
Sanki bugün her şey farklı
Sanki bu ev benim değil,
Bu nefes bana zararlı
Alışmaya çalışmak diye bir şey yok
Alışmak zorundayım
Üzülmemek diye bir şey yok,
Üzülmem gerek...
Severek unutmak olur iş mi?
Bilerek uçuruma önden atlanır mı hiç?
Kaybettiğinin yerine ne koysan dolmaz
Boş bırakacağım yerini hep bomboş...
26 Nisan 2011 Salı
Gururum yerlerde agliyorum
Yanginim sonmedi firtinam dinmedi
Aglamak seni getirmedi aglamak hasreti dindirmedi
Itiraf ediyorum seni senden istiyorum
Alev alev duman duman icin icin yaniyorum
Caresizim zaman zaman gozlerini ariyorum
Biten bir ask icin boyle aci cekilmez
Giden sevgiliden artik vefa beklenmez
Bir gun gucum biterde isyan edersem
Beni o isyankar sevdalara gomun...
AVEA BlackBerry® Servisi ile gönderildi.
25 Nisan 2011 Pazartesi
ADI KONMUS AYRILIĞIN
Ben o eski ben değilim, yüzüm gülse içim zehir
Ayrılığın sürükleyip kıyılara vurdu beni
Kaybedenler kumsalında her gün ağlıyorum
Akan yıllar sürükleyip kıyılara vurdu beni
Kaybedenler kumsalında seni bekliyorum
Esti rüzgarlar
Bir şiir oldun dudaklarımda
Tarih olmuş şarkılarda
Hep seni söylüyorum
Adı konmuş ayrılığın çok iyi biliyorum
Seni hala seviyorum
Günü geçmiş bir sevdayız çok iyi biliyorum
Seni hala seviyorum . . .
Erhan GÜLERYÜZ
AVEA BlackBerry® Servisi ile gönderildi.
MUTLULUK GECIP GITMISTIR YANINIZDAN
Gelip size zamandan söz ederler
Yaraları nasıl sardığından, ya da her şeye nasıl iyi geldiğinden. Zamanla ilgili bütün atasözleri gündeme gelir yeniden. Hepsini bilirsiniz zaten, bir ise yaramadığını bildiğiniz gibi. Dahası onlar da bilirler. Ama yine de güç verir bazı sözler, sözcükler,
öyle düşünürler.
Bittiğine kendini inandırmak, ayrılığın gerçeğine katlanmak, sırtınızdaki hançeri çıkartmak, yüreğinizin unuttuğunuz yerleriyle yeniden
karşılaşmak kolay değildir elbet.
Murathan MUNGAN
AVEA BlackBerry® Servisi ile gönderildi.
HATIRA
Abdullah HARMANCI
AVEA BlackBerry® Servisi ile gönderildi.
Başımı eğdiğim yerden kaldırabilirim
Bakmayın karanlıkta kalan satırlarıma
Ben aslında güçli biriyim
Hiç sebep yokken gelebilirim
Sebepsiz gülebilirim
Takılmayın yüzümde ki hüzne
Ben aslında güçlü biriyim
Gün gelir gidebilirim
Yüzümdeki sesleri silebilirim
Tanınmazsam bir yürek kıyısında
Kimliğimi kaybeder,
Bir gece vakti yıldızlara takılıp kayabilirim.
Zeynep Kumaş...
AVEA BlackBerry® Servisi ile gönderildi.
BURÇLAR
Sevdiğim İnsanlar...
23 Nisan 2011 Cumartesi
Son Defa _ Emre Aydın
Alıştın mı sen de?
Rahat mısın artık İstanbul'da?
Evlenmişsin, nasıl oldu?
Bulabildin mi sonunda?
Hep anlattığın o meşhur huzuru
İyiyim ben
Hep aynı şeyler işte
Uyku hapları
Yalan dolan gülümsemeler
İyiyim ben
Hem sen tanırsın beni
Ne yapsam ne söylesem
O geç kalmışlık hissi
Son defa görsem seni
Kaybolsam yüzünde
Son defa yenilsem sana
Hiç anlamasan da
Son defa benim olsan
Uyansam yanında.
İnan pek yeni bir şey yok.
Biraz yaşlandım tabi
Seyrekleşti biraz saçlarım
Bir bitmeyen gece bıraktın
Ve üç nokta düşürdün
Belli etmedim ben pek, tenhalaştım
Şarkı o kadar iyi anlatıyor ki huzur diye diye aşkınıza sırtını dönüp giden adamı/kadını hala deli gibi sevmenin acısını...
içimde hep o geç kalmışlık hissiyle daha önce bir adım atsaydım şunu demeseydim şöyle düzeltseydim diye ilişkiyi kurtarma sonra başaramayınca herşey bitince de toparlayabilir miyim acaba hislerini, gel gitlerini...
Sol gözümde bir damla yaş ile yazıyorum bu satırları aynı şarkının da söylediği gibi geç kalmışlık hissine eşlik eden yalan dolan bir acı gülümsemeyle....
Allahım!!! Ben bir daha birini böylesine sevebilecek miyim?!?!? Böyle güçlü bir duygu yaşamanın dez avantajı da bıraktığı boşluğun büyüklüğü, insanı boşlu gibi ya dolmazsa düşüncesi de kahrediyor...
21 Nisan 2011 Perşembe
Bazı Yalanlar
Sever gibi yapma artık, daha henüz vakit varken
Birkaç yaralı ruh, birkaç bira şişesi,
Elimizde bunlar var, mutlu olmaya yetmezki, aşk.
Yalanlarımız güzel, inanması zevkli,
Bir şey sevmeye değerse ölmeye de değer mi?
Birkaç uyku hapı, birkaç kıskançlık krizi
Elimizde bunlar var, mutlu olmaya yetmezki,
Mutlu olmaya yetmezki,
Mutlu olmaya yetmezki, aşk...
Bazı yalanlar güzel,
Bazı gerçekler acıymış.
Bazı ölümler uzun,
Bütün hayatlar kısaymış.
Çalışmış kaybetmiş, koşmuş yorulmuştuk.
Birbirimize içmeden dokunamaz olmuştuk.
Bikaç kalp ağrısı, birkaç imdat çağrısı
Elimizde bunlar var
Mutlu olmaya yetmez ki...
Hayatımın bazı dönemlerinin değişmez bunalım fon müziğidir bu şarkı.
Durup durup
Bir şey sevmeye değerse ölmeye de değer mi?diye düşünmüşümdür önce anlamını çok da anlamadığım orta okul yıllarımda, sonraları ilk aşkımla birlikte ilk terk edilişimde lise yıllarımda ve şimdilerde son ve en büyük aşkımın (valla atmıyorum) ardından içine düştüğüm boşlukta...
Sanırım ben bu cümleyi asla eskitemeyeceğim, intihar fikrine çok uzak bir insan olmama rağmen -acı içinde dahi olsa (sadece ruhen değil fiziksel acı da dahil buna) fazladan yaşamı tercih ederim- bu cümlenin yeri bende çok özeldir.
Yaşam ve aşk benim iki yüce değerimdir sanırım birini diğeri ile mukayese edebilecek düzeye getirip diğer herşeyi soyutladığı için atfettiğim değeri anlatıyor ben de o yüzden bu kadar kendimi buluyorum kim bilir....
Kim bilir... Kim bilir... Kim bilir ahhh kim bilir....
Kim bilir... Kim bilir... Kim bilir, kim bilir....
Yanlış Eşleşme
Bugün bir arkadaşım söyledi bu kelimeyi ve bazen olur ya sizin düşüncelerinizi tek kelime ile özetleyiveren bir başkası olur. Aynen öyle hissettim.
Hayat ne garip, bazısı baskıcı, nazlanan, kendini bir şey zannedip ağırdan alan sevgilisinden dertliyken bir başkası bunların hiç birini yapmadığı halde değeri bilinmiyor bir de üstüne üstlük bu oyunları oynamadığı için, "kolay zafer" diye sınıflandırılıyor.
Bugün bundan bahsedildi yemekte, kim ne bekliyor ne buluyor, deneyimlerimiz bize beklenenin ne olduğunu anlatıyor diye. Herkesin deneyimleri farklı bir davranışın doğru olduğunu, farklı bir davranış stilinin sonuç getireceğini ve ideal olup tercih edildiğini düşünüyordu.
Yanlış eşleşme bu işte içimizden geleni arzu eden adamı bulamayıp, içimizden gelenlerle oyunlar oynuyor ama her defasında yeniliyor olmamızın nedeni bu. Yanlış eşleşme....
Mart - Nisan... Kedilerin çiftleşme ayları, partnerlerini koklayarak seçiyorlar. Keşke biz de o derece güçlü etkileşim ve iletişime sahip tek bir şekilde anlaşılan bir sinyal göndersek "Sen tam bana göresin" ya da "Hayır senle ölsem olmaz" gibilerinden....
Lila
20 Nisan 2011 Çarşamba
Firari
Sana kafir dediler, diş biledim hakka bile
Topladın saçtığı altınları yüzlerce elin,
Kahpelendin de garez bağladım ahlaka bile
Sana çirkin demedim ben sana kafir demedim
Bence, dinin gibi küfrün de mukaddesti senin
Yaşadın beş sene kalbimde ,misafir demedim
Bu firar aklına nerden ne zaman esti senin
Zülfünün yay gibi kuvvetli çelik tellerine
Takılan gönlüm asırlarca peşinde gidecek
Sen bir ahu gibi dağdan dağa kaçsan da yine
Aşkım seni canavarlar gibi takip edecek
Faruk Nafiz ÇAMLIBEL
GERİ GELEN MEKTUP
Bilmem, bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
Pervâne olan kendini gizler mi alevden?
Sen istedin, ondan bu gönül zorla tutuştu...
Gün senden ışık alsa bir renge bürünse;
Ay secde edip çehrene yerlerde sürünse;
Her şey silinip kayboluyorken nazarımdan
Yalnız o yeşil gözlerinin nûru görünse...
Ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla,
Ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla!..
Hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince,
Çehren bana uğrunda ölüm hâzzı verince,
Gönlümdeki azgın devi rüzgârlara attım;
Gözlerle günâh işlemenin zevkini tattım.
Gözler ki birer parçasıdır sende İlâh'ın,
Gözler ki senin en katı zulmün ve silâhın,
Vur şanlı silâhınla gönül mülkü düzelsin;
Sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin!
Bir başka füsûn fışkırıyor sanki yüzünden,
Bir yüz ki yapılmış dişi kaplanla hüzünden...
Hasret sana ey yirmi yılın taze baharı,
Vaslınla da dinmez yine bağrımdaki ağrı.
Dinmez! Gönlün, tapmanın, aşkın sesidir bu!
Hasret çekerek uğruna ölmek de kolaydı,
Görmek seni ukbâdan eğer mümkün olaydı.
Dünyayı boğup mahşere döndürse denizler,
Tek bendeki volkanları söndürse denizler...
Halâ yaşıyor gizlenerek rûhuma "Kaabil";
İmkânı bulunsaydı, bütün ömre mukabil
Sırretmeye elden seni bir perde olurdum.
Toprak gibi her çiğnediğin yerde olurdum.
Mehtaplı yüzün Tanrı'yı kıskandırıyordur.
En hisli şiirden de örülmez bu güzellik.
Yaklaşması güç, senden uzaklaşması zordur,
Kalbin işidir, gözle görülmez bu güzellik!
Hüseyin Nihal Atsız
17 Nisan 2011 Pazar
El Gibi _ Sezen Aksu
Öylece kala kaldım da deli hasretinle ben.
Bir yabancı selamı ile hüzünlere daldım,
Kendi ellerimle ben, beni kederlere saldım
Sonunda bir oyuncak kara sevda aldım senden
Yani değişmedim hala, öyle biraz çocuk kaldım
Yok öyle el gibi durma gül biraz
Sana gülmeler yaraşır
Yok öyle güz gibi soğuk olma
Güz ayrılık taşır
Yapamadım _ Betül Demir
Kaç kere cesaret edip
Kaç kere ihanet edip
Baktın aşkın yüzüne söyle
Susma,
Kendimi feda edip
Herşeye veda edip
Gitmedim mi söyle
Neden her aşkın içinden ayrılık geçiyor biraz?
Ve ben hala seni sevdiğimi söylüyorum avaz avaz...
Yapamadım,
Aşıktım sana kalbime karşı koyamadım
Haksızdın ama seni bir kez bile suçlamadım
Unut diyorum ama unutmuyor bu gönül
Uyumadım,
Ağladım sana geceler boyu ağladım, uyumadım
Yalnızdım ama beni bir kez bile aramadın
Söner diyorum yalan sönmüyor bu gönül
Her Aşk Bir Gün Batar (Titanic)
İkimizden biri yok anlayacağın.
Ve kim bilir belki de ikimiz de yokuz,
O canhıraş hengâmede.
Titanik batıyor / batıyoruz!
Haykırışlarında
Sevdalı yüreğini arayan
Bir beyazperde kahramaniyesi
Boşa mı debeleniyor?
Galiba öyle.
O gece sahnesinde
Batışı yaşayan
Bir ben olabilir miyim?
Galiba.
Veya galibalar ötesi.
O, benin ta kendisidir.
Evet,
Derinlere doğru süzülen
Titrek bakışlardan bize
Veya bana kalan tek ezgi: Benimle ol.
Oysa,
Sana bu satırları yazan benim
En sevdalıkar makamımdaki ezgiler
Çalınmıyordu güvertede.
(Yazarı hakkında fikrim yok)
Bir dost
gün tarlada çalışırken bir çığlık duydu. Hemen sesin geldiği yere koştu. Bir
de baktı ki beline kadar bataklığa batmış bir çocuk, kurtulmak için çırpınıp
duruyor. Çocukcağız bir yandan da avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Çiftçi
çocuğu bataklıktan çıkardı ve acili ...bir ölümden kurtardı. Ertesi gün
Fleming'in evinin önüne gelen gösterişli arabadan şık giyimli bir aristokrat
indi. Çiftçinin kurtardığı çocuğun babası olarak tanıttı kendini. ‘‘Oğlumu
kurtardınız, size bunun karşılığını vermek istiyorum’’ dedi. yoksul ve
onurlu
Fleming ‘‘Kabul edemem!’’ diyerek ödülü geri çevirdi. Tam bu sırada kapıdan
çiftçinin küçük oğlu göründü. ‘‘Bu senin oğlun mu?’’ diye sordu aristokrat.
Çiftçi gururla ‘‘Evet!’’ dedi. Aristokrat devam etti: ‘‘Gel seninle bir
anlaşma yapalım. Oğlunu bana ver iyi bir eğitim almasını sağlayayım. Eğer
karakteri babasına benziyorsa ilerde gurur duyacağın bir kişi olur.
‘‘ Bu konuşmalar sonunda Fleming'in oğlu aristokratın desteğinde eğitim
gördü.
Aradan yıllar geçti. Çiftçi Fleming'in oğlu Londra'daki St. Mari's Hospital
Tıp Fakültesi'nden mezun oldu ve tüm dünyaya adını penisilini bulan Sir
Alexander Fleming olarak duyurdu. Bir süre sonra aristokratın oğlu zatürreye
yakalandı. Onu ne mi kurtardı?
Penisilin!
Aristokratin adi: Lord Randolp Churchill.
Oglunun adi: Sir Winston Churchill.
Kurtaran doktor: Çiftçinin oglu Sir Alexander Fleming.
Paraya gereksiniminiz yokmuş gibi çalışın.
Hiç acı çekmemiş gibi sevin.
Hiçbir şey beklemeden verin.
Karşılığı nasıl olsa gelecektir.
Mutlu Olma Şansı
Biz kendimizden başka herkesin üzüntüsünü üzüntümüz,
Acısını acımız yaptık çünkü.
Dünyanın öbür ucunda hiç tanımadığımız bir insanın gözyaşı bile içimizi parçaladı.
Kedilere ağladık, kuşların yasını tuttuk...
Yüreğimizin zayıflığı kimi zaman hayat karşısında bizi zayıf yaptı.
Aslında ne güzel şeydir insanın insana yanması sevgili...
Ne güzeldir bilmediğin birinin derdine üzülebilmek ve çare aramak.
Ben bütün hayatımda hep üzüldüm, hep yandım.
Yaşamak ne güzeldir be sevgili...
Sevinerek, severek, sevilerek, düşünerek...
Ve o vazgeçilmez sancılarını duyarak hayatın...
Yılmaz GÜNEY
8 Nisan 2011 Cuma
Ask Bitti
Uzun bir hastalık gibi
Aralıksız dinlediğim alaturka bir fasıl gibi
Gökyüzüne bakmayı, dostlara mektup yazmayı
Çiçekleri sulamayı unutmuşluğum gibi
Bitti.
Bir aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da...
Yürümeyi yeniden öğrenen felçli bir çocuk gibi
Sokağa çıkmalıyım şimdi ve çoktandır
İhmal ettiğim dostlara yeni bir adres bırakmalıyım
Pencereleri açmalı, kitapları düzenlemeliyim
Belki bir yağmur yağar akşama doğru
Yarıda bıraktığım şiirleri tamamlarım
Aşk da bitti diyordu ya bir şair,
Aşk bitti işte tam da öyle...
Ahmet TELLİ
3 Nisan 2011 Pazar
Kahraman - Hadise
Hadise - "Kahraman" musicplay
Sıkıldım bunaldım bir kurtulamadım
Seninle bir yerde nefes alamadım
Bakmam geriye bana aşk lazım
Sensiz bitecek bir roman lazım
Dönmem geriye bana o lazım
Senden gidecek kahraman lazım
Hevesle kalıp da senin olamadım
Bu aşkta hedef ne bi tutturamadım
Bakmam geriye bana aşk lazım
Sensiz bitecek bir roman lazım
Dönmem geriye bana o lazım
Senden gidecek kahraman lazım
Bizi bir başka aşkın yarasında bir başka aşk, bir beyaz atlı prensin kurtaracağını ne kadar güzel ve naif açıklıyor öyle değil mi???
Yaranın kabuğunu soymak
Kabuk tutan artık çok da fazla sızlamayan yara beyin tarafından özenli bir cerrahi ile üstünde tutmuş olan kabuktan ayrılır ve yeniden kanaması sağlanır.
Saçma ama yaparken mazoşist bir zevk veren, sonrasında ise o yara yeniden kabuk tutana kadar inim inim inleten, mantıksız ama pek çok insanın defalarca içine düştüğü hatalı bir süreçtir. Ben de bir istisnası değilim...
Umursamaz vurdum duymaz olmak gerektiğinin bir başka kanıtıdır.
Gidenin tamamen gitmesi gerektiğinin hayatın sadece merkezinden kenarına çekilmesinin bazen yetmediğinin belki de en önemli kanıtıdır.
26 Mart 2011 Cumartesi
Buzdan Şato
Herkes yalnızdır kendi buzdan şatosunda
Biri gelip duvarları eritsin ister
Herkes denizci fırtınalı okyanusta
Bir limana yelkenleri indirmek ister
Herkes bir savaşçıdır kendi savaşında
Birisi için gardını indirmek ister
Herkes yorgundur yaşamaktan bu hayatta
Dizine yatıp birinin uyumak ister
Ben çırılçıplak bir kadın karşında
Attım dertleri hep içime içime
En sonunda kaldım tek başıma
Koy gidelim saki koy kadehin içine
Vuralım bu gece bu şişenin dibine
Yastığımda hala ılık nefesin var
Yanımda olsan şimdi nasıl sevesim var
Herşeyi darmadağın edip gidesim var
Durmadan içiyosam bir sebebim var
Ben çırılçıplak bir kadın karşında
Attım dertleri hep içime içime
En sonunda kaldım tek başıma
Koy gidelim saki koy kadehin içine
Vuralım bu gece bu şişenin dibine
23 Mart 2011 Çarşamba
Acıyor
Dikey ve yatay mutsuzluktan
Mükemmel mutsuzluğundan insansoyunun
Sevgim acıyor
Biz giz dolu bir şey yaşadık
Onlarda orada yaşadılar
Bir dağın çarpıklığını
bir sevinç sanarak
En başta mutsuzluk elbet
Kasaba meyhanesi gibi
Kahkahası gün ışığına vurup da
öteden beri yansımayan
Yani birinin solgun bir gülden kaptığı frengi
Öbürünün bir kadından aldığı verem
Bütün işhanlarının tarihçesi
sevgim acıyor
Yazık sevgime diyor birisi
Güzel gözlü bir çocuğun bile
O kadar korunmuş bir yazı yoktu
Ne denmelidir bilemiyorum
sevgim acıyor
Gemiler gene gelip gidiyor
Dağlar kararıp aydınlanacaklar
Ve o kadar
Tavrım bir çok şeyi bulup coşmaktır
Sonbahar geldi hüzün
İlkbahar geldi kara hüzün
Ey en akıllı kişisi dünyanın
Bazen yaz ortasında gündüzün
sevgim acıyor
Kimi sevsem
Kim beni sevse
Eylül toparlandı gitti işte
Ekim filanda gider bu gidişle
Tarihe gömülen koca koca atlar
Tarihe gömülür o kadar
Turgut UYAR
21 Mart 2011 Pazartesi
İçimi döktüm diye...
Çok özledim manasız bir şekilde benim için belki de hiç bir şey hissetmemiş ve hissetmeyecek bir insanı ben çok çok çok çok özledim...
Allahım ne vardı ne olurdu bir arada olabilseydik...
Ne vardı diyorum ah ne vardı,
Şu kaldırımda resmin olsaydı,
Eğilip öperken ben görenler
Varsın dileniyorum sansaydı...
20 Mart 2011 Pazar
Boğaziçi _ Kenan Doğulu
İndirime girmiş eşyalar kadar sezonluk iklime bağlı
İndirgenmiş cezalar kadar suçlu bi o kadar güçlüyüm şimdi
Şimdi bugünse aşk dedi bir gün birisi
Boş bulundum
Yine omzumdan burkuldum
Bakıştık tanıştık yattık daha ilk gece
Namussuzluk ettik yetirmedik ağladık olmadı
Güne dönmeye çalıştık olmadı gitti
Kara bir tren gibi sessizce yine terk ettik aynı garı
Mutluluk fonda kaldı
Karlı meteorlu korkulu bir dekor yarattık yok
Saat farkımız çok
Umduğumdan daha da çok
Çok
Orası istanbul a uzak kaldı
Gerçi istanbulda kozmopolit depresif yaşama sevinçliği yorgun bir tarih sahip
Ama yetmedi
Burda kalmasına yetmedi istanbul
istanbul ilk defa mağlup ayrıldı kendi sınırlarında aşktan
Aşk şehri Parismiş bir kez daha kanıtlandı
O ırak diyarlara çok büyük elçi talihlere cevher
Astığı astık kestiği kestik dediği dedik baskın kadın
Ayrılığa ağlardın peki ne oldu
Ben ırak diyarlara büyük idealist
Tahminlere büyük mücevher
Yandığı yandık kestiği kestik dediği dedik gurur adam
Ayrı kaldık ayrılık aldık ayrılık verdik
Apayrı iki insandık apaçık ortada kaldık
Evel zaman içinde
Kalbur saman içinde yalan bir aşk yaşarmış Boğaziçinde
Ben hiç bir şeyi bilemez oldum
Aramak ister arayamaz oldum
Aşktan ölür midesi kazınır dilim ekmeye öz suyunu kurutur oldum
O
Belli ki verdiği kararın arkasında durmayı bilen o
Belki zorlanan ama iyi bilen ama neyi bilen
Boşa seviştik boşa savaştık boşa kürek çektik yanıldık, yine yanıldık
Çoku bölüştük yoka dönüştük ayrıldık daha ilk gece
Elimize ne geçti monalizanın üzgün tarafı
Elimize ne geçti monalizanın mutlu tarafı
Peki elimize ne geçti ağlarken gülmeyi becerebilen bir Palyaço maskesi
Peki elimize ne geçti
Kırık dökük anılar
Van Gogh sarı çiçeklerini bile çizmemişki
Elimize ne geçti
Elimize sadece yok geçti
Evel zaman içinde
Kalbur saman içinde yalan bir aşk yaşarmış Boğaziçinde
Öyle büyük ki ağrım horon tepseler ağlıyorum
İnanki elimi kolumu zincirledim
İnanki sustuklarımı sen izi vermedin diye boğazımda cümleledim
Artık telefon beklemiyorum
Artık telefon etmiyorum
Çünkü biz artık olduk tabakta kaldık günah olduk yazık olduk
Biz senle biz senle iki ayrı olduk
Ben seni susacak kadar ben sana susayacak kadar
Ben seni beni susturacak kadar sevdim
Öyle büyük ceza ki bu ikimize iyiliğimiz için kestiğim
Artık Afrikadakiler yaşar biz ölürüz
Evel zaman içinde
Kalbur saman içinde yalan bir aşk yaşarmış Boğaziçinde
Evel zaman içinde
Kalbur saman içinde yalan bir aşk yaşarmış Boğaziçinde
19 Mart 2011 Cumartesi
GECE NÖBETI
Giderek daha az..
Unutur gibi seviyorum..
Azala azala..
Aramızdaki uzaklığın karanlığında..
Geceler kısalıp..gündüzler uzuyor öyle olunca..
Daha az seviyorum seni..
Kendini iyileştiren bir yara gibi..
Daha az..
Ve zamanla..
Sen geceyi tutuyorsun..ben nöbetini..
Uzak dağ kışlalarında..
Görmüyoruz birbirimizi..
Usul usul sis iniyor..
Kopmuş yollara..
Işığı hafif..uykusu ağır koğuşlarda üzerini örtüyorum senin..
Bir çığ gibi büyüyorsun rüyalarımda..
Sevgilim sevgilim
Yıldızları daha büyüktür bazı gecelerin
Nöbet kadar yalnızken öğreneceksin bunu da..
Artık daha az seviyorum seni..
Unutur gibi..ölür gibi daha az..
Yeniden ödetiyorum kendime
Onca aşkın öğretemediğini..
Kolay değildi..
Yalnızca sevgilimi değil.. Evladımı da kaybettim ben..
Kaç acı birden imtihan etti beni..
Bir tek gece vardır insanın hayatında..
Ömür boyu sürer nöbeti..
Bu da öyleydi..
İyi ol..
Sağ ol..
Uzak ol..
Ama bir daha görme beni...
Murathan MUNGAN
AVEA BlackBerry® Servisi ile gönderildi.
18 Mart 2011 Cuma
Sevenler Anlar _ Celik
Severken ayrilan cekenler anlar
Halimi bir turlu anlatamadim
Icim ezildi icim care bulamadim
Aradim olmadi sordum olmadi
Severken ayrilan cekenler anlar
Yok iste yok hersey yalan...
Gozler yalan sozler yalan...
Halimi bir turlu anlatamadim
Icim ezildi icim care bulamadim
Aradim olmadi sordum olmadi
Severken ayrilan cekenler anlar
Celik
AVEA BlackBerry® Servisi ile gönderildi.
14 Mart 2011 Pazartesi
Ben Sana Mecburum
adını mıh gibi aklımda tutuyorum
büyüdükçe büyüyor gözlerin
ben sana mecburum bilemezsin
içimi seninle ısıtıyorum
ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
bu şehir o eski istanbul mudur
karanlıkta bulutlar parçalanıyor
sokak lambaları birden yanıyor
kaldırımlarda yağmur kokusu
ben sana mecburun sen yoksun
sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
insan bir akşam üstü ansızın yorulur
tutsak ustura ağzında yaşamaktan
kimi zaman ellerini kırar tutkusu
bir kaç hayat çıkarır yaşamasından
hangi kapıyı çalsa kimi zaman
arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu
fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor
eski zamanlardan bir cuma çalıyor
durup köşe başında deliksiz dinlesem
sana kullanılmamış bir gök getirsem
haftalar ellerimde ufalanıyor
ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
ben sana mecburum sen yoksun
belki haziran'da mavi benekli çocuksun
ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
belki yeşilköy'de uçağa biniyorsun
bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
belki körsün kırılmışsın telaş içindesin
kötü rüzgar saçlarını götürüyor
ne vakit bir yaşamak düşünsem
bu kurtlar sofrasında belki zor
ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
ne vakit bir yaşamak düşünsem
sus deyip adınla başlıyorum
içim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
hayır başka türlü olmayacak
ben sana mecburum bilemezsin
Atilla İlhan
Deli Gönlüm _ Sezen Aksu
Bir zamanlar neredeydi şimdi nerde
İster güneş ol yak beni
Yağmurum ol ağlat beni
Aklım başka duygularım başka yerde
Bir deli rüzgar savurdu beni böyle
Bu mutlu tutsak benim altın kafeste
İster güneş ol yak beni
Yağmurum ol ağlat beni
Zincirleri yüreğimin artık sende
Yok ağlatmaz asla beni bir gün ayrılık
Pişmanlığım nefret olmaz öfke olmaz
Senden daha acı bir hasret bulunmaz
İster güneş ol yak beni
Yağmurum ol ağlat beni
Aklım başka duygularım başka yerde
İster güneş ol yak beni
Yağmurum ol ağlat beni
Zincirleri yüreğimin artık sende
Benim acılarım gerçekten ne nefret oluyor ne de öfke. Böylesi de sağlıklı değil biliyorum. O acının öfke olması nefret olması lazım ki insan soğusun sonra da unutsun. Ama ben yaşananları tertemiz tutma, koruyamadığım ilişkimden vazgeçmek zorunda kalmışken hiç değilse anılarını koruma derdine o kadar düştüm ki ne kendim bir laf söylüyorum ona ne de başka birilerine bir laf söyletiyorum. Böyle yaşayıp gidiyoruz...
Bu davadan bu can sağ çıkar mı inanın ki bilmiyorum.
Vurulduk _ Sertab Erener
Kırık dökük hayatlarımız lekeli...
Ne renk ne ışık var
Her şey ne kadar ortalama...
Yazık yazık yazık...
Yazık oldu...
Vurulduk ince ince
Ayrılıklara bölündük.
Farketmedik senelerce
Yalnızla yürüdük...
Yazık Oldu _ Candan Erçetin
Sebep yokken biz ayrı düştük
Nasıl kandık boş masallara
Neler oldu,bize neler oldu
Eleleyken biz koparıldık
Nasıl kapıldık sarhoş rüzgarlara
Ne olursa olsun
Sen benim tek hayalim
İçimde kor ateşsin
Kim olursa olsun
Yalnız seni bekledim
Unutmadım sevdiğim
Hayat yoluna koysun
Yıktığı her hayali
Kırılan her yüreği
Düşler bizim olsun
Yangınların izini
Aşklar siler sevdiğim
Yazık oldu,bize yazık oldu
Çok severken biz hırpalandık
Nasıl kandık boş masallara
Olan oldu, bize olan oldu
Farketmeden biz yaralandık
Nasıl kapıldık sarhoş rüzgarlara
13 Mart 2011 Pazar
Aşk
Aşk bir kelebek gibidir,peşinden koştukça hep
senden kaçar..
...En iyisi bırak uçsun, inan ki hiç beklemediğin bir
anda gelip omzuna dokunu verir...
Aşk mutlu eder, bazen de üzer ama aşk
özeldir, aşkını hak eden birine sunarsan eğer..”
Sevgilisi Olanlara;
Aşkın amacı birileri için
"mükemmel insan"
olmak değildir,
Seni mükemmelliğe en çok
Yaklaştıracak insanı bulmaktır..
Çapkınlara;
Sevmediğin birine asla "seni seviyorum" deme..
İçinde olmayan duygulardan varmış gibi söz etme..
Kimsenin hayatına kalbini kırmak için girme..
Sevgi dolu bakan gözlere asla yalan söyleme,
çünkü birine verebileceğin en büyük acı,
Aşık olmadığın birini kendine aşık etmektir...
Evli Olanlara;
Seven insan "senin hatan" yerine
"özür dilerim" diyendir...
"neredesin“ yerine "ben buradayım“
diyendir.. "nasıl yaparsın" yerine
"niye yaptığını anlıyorum" diyendir..
ve aşk "keşke" yerine daima
"iyi ki"diyendir...
Kalbi Kırık Olanlara;
Kalp yarası siz kanatmaktan vazgeçinceye
kadar sürer ve ilacı bu acıya alışmak değil,
ondan ders çıkarabilmektir.
Aşık Olmaktan Korkanlara;
Aşka düş ama tökezleme,anla ama
bekleme, paylaş ama isteme, yaralan
ama asla acıyı içinde büyütme...
Sevdiğini Fazla Sahiplenenlere;
Sevdiğinin bir başkasıyla mutlu
olduğunu görmekten daha acı bir şey
varsa,o da sevdiğinin seninle mutsuz
olduğunu görmektir..
Aşkını İtiraf Etmeye Çekinenlere;
Sevdiğinden ayrılınca aşk acı verir,
sevdiğin seni terk edince daha da çok
acı verir ama en acısı, onu ne kadar
Sevdiğini bilmesine hiç fırsat vermemektir..
Dönmeyecek Birini Hala Bekleyenlere;
Hayatın en hüzünlü anı, deli gibi sevdiğin
insanın buna hiç değmediğini gördüğün
andır ve en büyük kaybın onun için
harcadığın yıllardır...
Senin aşkını şu gün hak etmeyen,
bil ki 10 sene sonra yine hak etmeyecektir...
Bırak, gitsin...
Müşfik Kenter
Çok katılarak paylaştığımı söyleyemeyeceğim bu yazıyı aslında ama yine de bir bakış açısı ve benim kendi bakış açımın benim burnumu b.ktan çıkartmadığı düşünüldüğünde yeni bakış açıları dinlemekte öğrenmekte fayda olduğu yadsınamaz sanırım.
Ben biraz yalnızlara birazda sonda bahsi geçen dönemeyecek birini hala bekleyenlere gidiyorum sanırım. Yalnızlara verilen öğüdü çok acınası buldum. Kaç defa omzunuza bir kelebek kondu ki bunun olma ihtimali yüzde kaçtır? Kelebeği kovalamazsanız asla gelip de omzunuza konmazki... Bunu beklemek saçmalık kanımca ama verilmek istenen mesajın daha optimist olduğunu varsayalım teşbihte hata olmaz diyip geçelim. Son olarak dönmeyecek birini bekleyenlere verilen tavsiye ise son derece yüzeysel değil mi? Ama belki de dünya yüzeysel bir mantıkla işliyordur ve acı çekiyor olmamızın nedeni dünyanın düzeni kadar yüzeysel olamayışımızdır. Neden olmasın....
Unutulmuş muydum _ Metin Özülkü
İclâl AYDIN & Metin ÖZÜLKÜ (Unutulmuş muydum?) Ms_Elfaba
"Gittin....
Sen bana gitmek için gelmiştin...
Geride yavaş yavaş eriyen bir kurşun bıraktın;
Bıraktığın şekilden çok daha başkasına bürünen
Ve bir daha asla eskisi gibi olamayacak kurşun…
Gerçekten; bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmadı…"
Kısa bir hüzünden sonra;
Geldim geri döndüm sana...
Seviştin mi değiştin mi
Beni yeni bir umutla?
Kim bilir kimler aklını çeldi,
Gördüğüne sevinmedin mi beni?
Kim bilir kimler aklını çeldi,
Gördüğüne sevinmedin sen beni...
Üç günlük ayrılıkta neler;
Neden değişti?
Unutulmuş muydum;
Alışıyor muydun;
Yavaş yavaş yokluğuma...
Beklenmiyor muydum,
Kalbini mi yordum;
Bunca iş güç arasında..
"Bir gün; beni nasıl paslı bir makasla,
Nasıl derinden budayıp gittiğini fark ettim...
Yeni bir filiz veremeyecek kadar derindi kesip attıkların;
Sensizlikle oluşmuş hastalığıma senin bile çare olamayacağını,
Benim için artık çok gecikildiğini anladım..."
Söyle bari son söz olsun;
Kızmam bundan sonra sana...
Dostuz artık geçmiş olsun;
Anlat saklama ne varsa...
Kim bilir kimler aklını çeldi,
Gördüğüne sevinmedin mi beni?
Kim bilir kimler aklını çeldi,
Gördüğüne sevinmedin sen beni...
Üç günlük ayrılıkta neler,
Neden değişti?
Unutulmuş muydum,
Alışıyor muydun,
Yavaş yavaş yokluğuma?
Beklenmiyor muydum,
Kalbini mi yordum;
Bunca iş güç arasında...
Koza kelebeği bilmez
Robin Sharma
7 Mart 2011 Pazartesi
Aklimin Dur Dedigi Yerde Duramadim
Açılmamış şarapların tadı var
Geceler senden önceydi
Şafağı gördüm sende
Tutkulu duyguların yansıyan ışığıydı
Parlayan gözlerinde
Yasaklar davet gibi çağırdı olmazlara
Her zaman hep sana yöneldi duygularım
Aklımın dur dediği yerlerde duramadım
Yasaklar davet gibi çağırdı olmazlara
Çıkmazlar sokağında hep seni sabahladım
Olmazı olur sandım
Yoruldu umutlarım
Tutku, duygularımın yansıyan ışığıdır
Parlayan gözlerimde…
Yildiz Kenter
AVEA BlackBerry® Servisi ile gönderildi.
Black Swan (Siyah Kuğu)
Bale... Ne kadar naif kibar ve estetik buldugumuz bir dans oyle degil mi.n cocuklarimiz oldugunda ana okulunda yuvada yada ilk okulda kurslarina gondermek gosterilerini izlemek isteyecegimiz bir aktivite...
Filmi izledikten sonra iste insan oyle dusunmeye devam edemiyor. Parmak ucunda, parmak ucuna kalkarak degil' bildiginiz parmak ucunda yurumek dans etmek nedir? Fizyolojik olarak bu nasil mumkun olabilir?
Filmde kizin alistirma yaparken parmak ucunda ters bir hareket yapip tirnagini catlattigi sahne zaten her seyi anlatmaya yetiyor. Ve buna ragmen devam ediyor; nasil bir hirssa...
Kasilan adelelet; yara icindeki ayaklar; o parmak ucunda vucudu kaldirabilmek icin igne iplige donmus bir beden; anoreksik bir yapi; dans disinda hic bir seye yer birakmamis bir hayat... Bosa gecmis yasanmamis yillar ve karsiliginda edinilmis tonlarca hayal kirikligi...
Butun bu kosullar altinda bir anda onunuze hayatinizin firsatinin ciktigini dusunsenize... Bas rol? Kim olsa cildirirdi herhalde... Bu derece degil ama bir miktar mutlaka...
Zannedilmesin ki kizcagizi yeriyorum hepimiz cilginligin bir tik otesinde yasamaktayiz zaten. Sorunlarimiz olup icinden cikamadigimiz her seferinde kiyisindan donuyoruz. Hayat normal bir ruh haliyle yasamak icin fazla komplex.
Onemsedigimiz seyler degil midir bizi delirten; cilginlik safhasina surukleyen? Ben kendi adima kariyerimi onemsiyorum ama benim icin beni cildirtabilecek oncelik degil kariyerim; mutlu bir birlikteligim; ask oldugu zaman ucunda gozumu kirpmaksizin feda edebilirim...
Bu kadar degerli bir seyi feda edebilecek olcude bir baska seye deger verdiginizde... Iste o zaman yikimin ilk sarsintisini siz baslatmis oluyorsunuz.
AVEA BlackBerry® Servisi ile gönderildi.
5 Mart 2011 Cumartesi
Adam _ Sibel Alaş
Bir dizesini asla hatırlayamadığım şiirler
Keşke,keşke o ben olsaydım dediğim hikaye kadınları
Düşlerim var...
Uyandığımda yalnızca başını hatırladığım,
Ve asla sonuna kadar görmeyi beceremediğim
Bir adam var düşümde,tam dokunacakken uyandırıldığım
Bir adam,sonumuzun ne olacağını hiç öğrenemediğim
Düşümde bir adam var,benim mi bilemediğim
Bir adam var diyorum,düşünüp düşümden ayrı kaldığım...
Durup da söyleyemediğin adımsa
Gizli kapaklı
Sevda türküleri tuttursam da ben
Telli duvaklı, yanıma
Korlar mı adam seni?
Koparıp acıtmazlar mı beni?
Nafile yanar elim dudağım
Seni bana yar ederler mi?
Yanıma korlar mı adam seni?
Koparıp acıtmazlar mı beni?
Nafile yanar elim dudağım
Seni bana yar ederler mi?
Yağmur bulutu unutursa
Dalında çiçeği kurutursa
Yar benden utanırsa
Düşündüm düşümden ayrı kaldım
3 Mart 2011 Perşembe
Kalple düşünmek
2 Mart 2011 Çarşamba
Susmak
Insan bazen neden susar? Sadece incitmemek icin mi? Yoksa gunun birinde inanmis gibi gozukmenin isine gelecegini mi dusunur? Burda da mi benciliz acaba? Bencilligimize sevgiden acima duygusundan kisveler mi giydiriyoruz?
Bugun ona inanmadigimi inanmamaktan otesi yalan soyledigine dair delilleri ortaya koyarsam gerilen ipler yarin kopar korkusuyla bencil duygularla; o biraz daha hayatimizi suslesin diye susup; sonra da bencilligimize 'kiyamadigimdan, uzmek istemiyorum, utanmasin...' gibi sevgiden sefkat kisvelerini yalandan mi giydiriyoruz
Daha ilginci de su; acaba sonra bu samimiyetsizligimize kendimiz de mi inaniyoruz? Ben onun herseyine ragmen sevmistim onu derken, ben onu susacak kadar seviyordum derken, o kadar seviyordum ki bak bu kosullarda bile kiramadim derken ne derece samimiyiz? Bugun hic diye dusunuyorum...
AVEA BlackBerry® Servisi ile gönderildi.
1 Mart 2011 Salı
Mutlu Ol
28 Şubat 2011 Pazartesi
İyi Geceler
Gece ne kadar geç olmuş olsada
Gözlerimden yorgunluk aksa da
Gözlerimi kapatıp bir o yana
Bir bu yana dönüyorum yatağımda
Sana iyi geceler dilemeden dalamıyorum uykulara
Bir fısıltı ile bunu kulağına söylediğimi hayal ediyorum
Sonra bana uykulu mutlu güldüğünü
Bir telefon uzağında bunu sana söylediğimi hayal ediyorum
Senin de birtanem diyip esnediğini mahmur
Hiç değilse bir mesaj metninde bunu sana ulaştırdığımı hayal ediyorum
Bir iki dakika sonra telefonun sesine dönüp gülerek
"Sanada tatlım iyi uykular tatlı rüyalar" yazan mesajını okuduğumu
Yokluğun,
Varlığın ama uzaklığın,
Geceleri;
Bir demir külçe gibi görekleniyor göğsümün tam ortasına,
Özellikle tam ben yatağıma yatıp uyumaya çalıştığımda
Gecelerimin huzuruymuşsun,
Rüyalarıma temas eden sihirli bir değnek
Sen gittin gideli hayatımdan
Gece uykuları diye bir şey de kalmadı
Gece uykuları tatlı dileklerinle dalındığında anlamlıydı
Ben geceyi gündüz ediyorum şimdilerde
Sancı içinde
Günün ilk ışıklarıyla yenik düşüyorum uykulara
Bu saatte iyi geceler denmez zaten diye
Kendimi avutarak
İçin için de biliyorum ki
İyi uykular denebilir tatlı rüyalar da
Ama ağlamamak için aklımdan uzak tutuyorum o düşünceyi
Sonra herkesle birlikte kalkıyorum kahvaltıya
Sohbetlere karışıyorum göz altlarımdaki torbalarla
Yaşamaya çalışıyorum günlük hayatımı
Çaktırmamaya yokluğunu ve boşluğunu
Ne fayda...
Bunu da ben yazdım... Yazmaz olaydım...
Sesleniş
aklındaki her şeyi bir kenara bırakıp
ön yargılarından sıyrılıp
benle ilgili bildiğin her şeyi unutup
kendinle ilgili varsayımlarını da bir kenara atıp
Dinle
beni dinle
zihnini her türlü yeniliğe açıp
benim hayatına bir zamanlar kattığım neşeyi hatırlayıp
duyduğun heyecana susayıp
elimi avcunun içinde sımsıkı kavrayıp
dinle
Bir şey söyle
yarını umursama bir an için
dünü unut
elim elinde
Gözlerin gözlerimde
Güzel bir şey söyle
Bir şeyler söyle
unut ver gönlüme
bugün değilse bile elbet yarın de
unutmayacağım asla unutamam de
elbet bir gün gün olur devran döner
ben sana dönerim de
ve son olarak de ki
bekle
ömrünün son gününe de denk gelse
geleceğim ben de
eğer dersen
diyebilirsen
bilirsin beklerim
acı da verecek olsa geçecek her gün
isyanlarıma gem vurup
geleceğin günün hayalini kurup
son nefesime kadar
sayılı gün çabuk geçer diyip
geçen zamana da zerre acımadan
beklerim ben
hayatımı adamama değecek
uğruna bir ömrü feda edilebilecek
Tek aşkı
Bunu da ben yazdım :)
Eskidendi
Hani yağmur yağardı inceden,
Hani okuldan, işten dönerken,
Işıklar yanardı evlerde,
...Eskidendi, çok eskiden.
Hani ay herkese gülümserken,
Mevsimler kimseyi dinlemezken...
Hani çocuklar gibi zaman nedir bilmezken,
Eskidendi, çok eskiden.
Hani hepimiz arkadaşken,
Hani oyunlar tükenmemişken,
Henüz kimse bize ihanet etmemiş,
Biz kimseyi aldatmamışken,
Eskidendi, çok eskiden.
Hani şarkılar bizi bu kadar incitmezken,
Hani körkütük sarhoşken gençliğimizden,
Daha biz kimseye küsmemiş,
Daha kimse ölmemişken,
Eskidendi, çok eskiden.
Şimdi ay usul, yıldızlar eski
Hatıralar gökyüzü gibi gitmiyor üstümüzden
Geçen geçti,
Geçen geçti,
Geceyi söndür kalbim
Geceler de gençlik gibi eskidendi
Şimdi uykusuzluk vakti.
Murathan MUNGAN
Sorma _ Çelik
Sorma halim yok
Kolum kanadım kırık
İçim yıkık dökük
Hiç halim yok
Sussan olmaz
Soylesen olmaz
Gonulde care yok
Arasan olmaz
Sussan olmaz
Soylesen olmaz
Giden gitti yazik
Gidene care yok...
AVEA BlackBerry® Servisi ile gönderildi.
27 Şubat 2011 Pazar
Keşke
Sen uyurken, seni uyandırmamaya çalışarak sessizce,
Gözlerimi dikip izlesem uyuyan gevşemiş yüzünü
Saatlerce içimde ümitlerle baksam sana
İçimden sevgi sözleri geçse, mırıldansam
Aşkım, erkeğim, sevgilim, sevdiğim desem
Kendimi tutamayıp dokunsam saçlarına ürkekçe
Ve bu kesmese, yanağını okşasam koynuna yaklaşıp
Kokun burnuma dolsa...
Parfümün değil bahsettiğim,
Senin kokun, teniniz kokusu,
Hani yazın o sıcakta enseni okşarken elime sinen koku dolsa içime,
Huzurla birlikte...
Bir gece uyusam kollarında
"Bu son mu" diye de düşünmesem bir yandan
İlkmiş gibi tedirgin de olmasam
Ömrümüz birlikte geçecekmiş ve hep böyle güzel sürecekmiş gibi bir hisse kapılsam
O his boşa çıkmasa sonradan...
Bu kendi üretimim efendim Eflatun diye imzalıyorum...
AVEA BlackBerry® Servisi ile gönderildi.
26 Şubat 2011 Cumartesi
Ukte _ Demet Sağıroğlu
Bir düş gördüm,
Bilirsin düşler çabuk biter...
Sevdim, sevdin sen de beni
Biliyorum ah adım gibi.
Affetme, affetme sen de
Nasıl yapar aşk bunu bize?
Affetme, affetme sen de
Yansın bizim gibi ateşlerde!
Bir yıldız kayar göğümde,
Bir yangın başlar göğsümde,
Herşey, herşey senin elinde,
Bu aşk ukte içimizde...
23 Şubat 2011 Çarşamba
Bir Şey Söyle
Denizler tutuşturulduğunda
Dağlar yürütüldüğünde
Bir şey söyle...
Yıldızlar semadan bir bir döküldüğünde üstümüze
Bir şey söyle
Ben seni unuturum
Söyle
Yer başka gök başka olduğunda
Sallanıp çalkalandığında uçsuz bucaksız sema
Hani biz ateşin etrafını sarmış pervaneler gibi olduğumuzda
Bir şey söyle
Unuturum ben seni, söyle
Kalplerde gizlenenler ortaya döküldüğü zaman
Gök yarıldığı zaman
Ne oluyor bu yere dediği zaman insan
Ve kalakaldığında yüzkarası şiirlerim
Ve sensiz bir zaman ve ayaklarımızın altından toprak kayıp
Dümdüz eğildiği zaman
Bir şey söyle
Defterler açıldığında gökyüzü sıyrılıp alındığında
Cehennem tutuşturulduğunda cennet yaklaştırıldığında.
İbrahim SADRİ
Saldırı
Doğan bebek havanın ciğerlerine olan saldırısının verdiği acıyla haykırır.
Soğuk saldırır bize, sıcak saldırır.
Açlığın, hastalığın, korkunun saldırılarını savuşturma yoluyla yaşarız, hayatta kalırız.
Yaşıyor olmak, savaşıyor olmaktan başka bir şey değildir.
Bir gün son nefesimizi verdiğimizde bize yapılan ilk saldırıyı tamamen püskürtmüş oluruz.
Savaş bitmiştir!
-İsmet ÜZEL-
AVEA BlackBerry® Servisi ile gönderildi.
20 Şubat 2011 Pazar
Neyleyim _ Emre Altuğ
bu gönül sensiz hiç güldü mu
sevgilim önüme olumu
şunsan ben içerim
kendimden geçerim
senin için senden vazgeçerim
senin için benden vazgeçerim
ben yağmuru gözlerinde
bülbülü dillerinde
günahı bedeninde
tanıyıp da sevmişim
dönmüyor yedi cihan
esirin olmuş zaman
şarabı dudağından
içip öyle sevmişim
seni öyle sevmişim
Neyleyim _ Emre Altuğ
bu gönül sensiz hiç güldü mu
sevgilim önüme olumu
şunsan ben içerim
kendimden geçerim
senin için senden vazgeçerim
senin için benden vazgeçerim
ben yağmuru gözlerinde
bülbülü dillerinde
günahı bedeninde
tanıyıp da sevmişim
dönmüyor yedi cihan
esirin olmuş zaman
şarabı dudağından
içip öyle sevmişim
seni öyle sevmişim
Sıla ile dertleşme
Ben: Geçmiyor be Sıla...
Sıla: Hayata zulmedip üzülmeye mi değer?
Ben: Değmediğini düsünsem neden üzüleyim?
Sıla: Oluruna bırak... Her neyse geçer...
Ben: Bıraktım zaten herşey olurunun yolunda gidiyor bırakmasamda... Ama geçmiyor...
Sıla: Gün doğsun hele bir üzülmeye mi değer?
Ben: Hah... Gönlüme değmis üzülmeye değmese kaç yazar be Sıla'cım?
AVEA BlackBerry® Servisi ile gönderildi.
18 Şubat 2011 Cuma
Gece Yolcuları _ Nerdesin
Bittim her taraf sessiz,sessiz
Sana hergün mektuplar yazıyorum
Mektuplar sessiz
Cevaplar sessiz
Nasıl yalnız bıraktın beni
Söyle nerdesin?
Koşarak geleceğim geleceğim yanına
Söyle nerdesin?
Canım nerdesin?
Duy beni
Ne olur al yanına
Sensiz ne yaparım
Şu garip dünyada
Yak beni
Küllerimi savur toprağa
Söyle ne yaparım
Şu garip dünyada
Bu yazdığım blog bile ona yazılmış sessiz bir mektup değil de nedir ki? :) Komik... Trajikomik...
Yusuf Güney Unut Onu Kalbim
Yürüdüm, yürüdüm bir baktım
Nerdeyim ben şimdi?
Gittiğin geceyi unutmadım
Daraldım, bunaldım, kendime küstüm
Herşeyden geçtim
Lanet olsun, aşk uzak dursun
Hiçbir sevda senin kadar değerli değil
Başın dik dursun
Bana aşkı haram edip hala gülüyorsa
Küçülmeyi gurur sayıyorsa
Zalimin gönlü oluyorsa
Unut onu kalbim offf
Hayırsızın önde gideniyse
Benden gidip bana dönmediyse
Yalanmış herşey dediyse
Unut onu kalbim offf
Sensiz İstanbul'a Düşmanım _ Emre Aydın & Gripin
İçimi döktüm bugün, yokluğunla konuştum
Tutsak gibi, bir enkaz gibi, kendim gibi
İçimden çıktım bugün, içimle konuştum
Yüzünü ilk kez gören bir çocuk gibi
Gördüm kendimi gördüm
Kırıldı ayna paramparça
Paramparça ne varsa kadınım
Yokluğunda kaç damla gözyaşı eder adın
Ne olur, gel, gel, gel,gel
Ben sensiz istanbul'a düşmanım.
Kestiğim ümitlerden yelkenler yaptım ama
Yokluğunda ne gidebildim ne de kaldım
Gerçek miydi tutunmaya çalıştıklarım
Hediye süsü verilmiş ayrılıklarım
Yüzünü ilk kez gören bir çoçuk gibi
Sustum, kendime kızdım
Kırıldı ayna paramparça
Paramparça ne varsa kadınım
Yokluğunda kaç damla gözyaşı eder adın
Ne olur, gel, gel, gel,gel
Ben sensiz istanbul'a düşmanım.
İstanbul... Aşk yaşamak için öyle şahane bir şehir ki hele bir de mevsim yazsa, o deniz, boğaz, kız kulesi, herşey ama her şey sizi aşka davet ediyor ve davete cevap verip sonra kırılınca... Ona düşman olmamak elde mi ki?
Yokluğu kaç damla göz yaşı eder? Ne kadar ağlasam bu yara diner?
Bir umutla beklediğim hayaller tutunduğum gerçekler birer birer silindi, yoksa gerçek değiller miydi? Peki neden hala ben onu gönlümden çıkartıp atamıyorum? Yok ama ben artık ne bu aşkın içinde kalabiliyorum ne de arkamı dönüp gidebiliyorum...
Allahım güç ver demekten başka da elimden bir şey gelmiyor... Allahım lütfen sen bana güç ver...
"Tanrım bana öyle bir ruh huzuru ver ki değiştiremeyeceğim şeylere dayanabileyim. Bana öyle bir güç ver ki değiştirebileceklerimi değiştireyim. Öyle bir akıl ver ki her iki durumu ayırt edebileyim." diye bir söz vardır sanırım bende ilki eksik, değiştirebilirim sandım başta uğraştım, didindim azmettim, baktım olmuyor; anladım, olmayacak ama kabullenemiyorum... Fiillerimle kabullendim bıraktım herşeyi sözüm ona ama yüreğimle kabullenemiyorum...
15 Şubat 2011 Salı
Tam Göğsünün Ortasında Bir Yer Acıyacak
Evinin seni içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksin.
Sokağa fırlayacaksın.
Sokaklar da dar gelecek, tıpkı vücudunun yüreğine dar geldiği gibi.
...Ne denizin mavisi açacak içini, ne pırıl pırıl gökyüzü.
Kendini taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar küçüleceksin.
Birileri sana bir şeyler anlatacak durmadan.
"Önemli olan sağlık..."
"Yaşamak güzel."
"Boş ver, her şey unutulur."
Sen hiçbirini duymayacaksın.
Gözyaşlarından etrafı göremez hale geleceksin.
Ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarında ölmek isteyecek kadar çok seveceksin.
Hep ondan bahsetmek isteyeceksin.
"Ölüme çare bulundu" ya da "yarın kıyamet kopacakmış” deseler başını kaldırıp ”ne dedin?" diye sormayacaksın.
Yalnız kalmak isteyeceksin.
Hem de kalabalıkların arasında kaybolmak.
İkisi de yetmeyecek.
Geçmişi düşüneceksin.
Neredeyse dakika dakika...
Ama kötüleri atlayarak…
Onunla geçtiğin yerlerden geçmek isteyeceksin.
Gittiğin yerlere gitmek…
Bu sana hiç iyi gelmeyecek.
Ama bile bile yapacaksın.
Biri sana içindeki acıyı söküp atabileceğini söylese, kaçacaksın.
Aslında kurtulmak istediğin halde, o acıyı yaşamak için direneceksin.
Hayatının geri kalanını onu düşünerek geçirmek isteyeceksin.
Aksini iddia edenlerden nefret edeceksin.
Herkesi ona benzetip, kimseyi onun yerine koyamayacaksın.
Hiçbir şey oyalamayacak seni.
İlaçlara sığınacaksın.
Birkaç saat kafanı bulandıran ama asla onu unutturmayan...
Sadece bir müddet buzlu camın arkasından seyrettiren…
Bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek.
Boğazın düğümlenecek, dinleyemeyeceksin.
Uyumak zor, uyanmak kolay olacak.
Sabahı iple çekeceksin.
Bazen de "hiç güneş doğmasa" diyeceksin.
Ne geceler rahatlatacak seni ne gündüzler.
Ölmeyi isteyip, ölemeyeceksin.;
Belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önüne çıkana sarılmak isteyeceksin.
Nafile...
Düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek.
Rüyalar göreceksin, gerçek olmasını istediğin.
Her sıçrayarak uyandığında onun adını söylediğini fark edeceksin.
Telefonun çalmasını bekleyeceksin aramayacağını bile bile.
Her çaldığında yüreğin ağzına gelecek.
Ağlamaklı konuşacaksın arayanlarla.
Yüreğin burkulacak.
Canın yanacak.
Bir daha sevmemeye yemin edeceksin.
Hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinden.
Onun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksın.
Defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğin için kendinden nefret edeceksin.
Yaşadığın şehri terk etmek isteyeceksin, onunla hiçbir anının olmadığı bir yerlere gidip yerleşmek.
Ama bir umut...
Onunla bir gün bir yerde karşılaşma umudu...
Bu umut seni gitmekten alıkoyacak.
Gel gitler içinde yaşayacaksın.
Buna yaşamak denirse.
Razı mısın bütün bunlara?
Hazır mısın sonunda ölüp ölüp dirilmeye?
O halde âşık olabilirsin.
(Yazarı bilinmiyor)
14 Şubat 2011 Pazartesi
Kir
Üstünüze sıçramış
Bir şey vardır mutlaka.
Benimki aşktan bir leke,
Kazındıkça kendini temize çeken
Gizlice...
Sürtündükçe kıvılcımlar saçan
Çakaralmaz renk cümbüşü işte.
Ya sizinki?
(Yazari bilinmiyor)
AVEA BlackBerry® Servisi ile gönderildi.
13 Şubat 2011 Pazar
Manga_Cevapsiz Sorular
Bir de sen çok değiştin
Yaşananlar hiç yaşanmamış gibi
Söylenenler hiç söylenmemiş gibi
Birde sen karşıma geçtin
Başka biri var, biri var dedin
İnanamadım gittiğine,inanamadım gittiğine..
Ne sen baktın ardına ne ben
Hep ayrı yollarda yürüdük
Sustu bu gece, karardı yine ay
Kaldı geriye cevapsız sorular
Uyandığında onu ilk kim görecek
Bıraktığım düşü kim büyütecek?
Her sabah kaybolup giden
Bir rüya gibi oldun artık
Geceleri beni bekleyen;
Gündüzlerimi zehir eden..
Ne sen baktın ardına ne ben
Hep ayrı yollarda yürüdük
Sustu bu gece, karardı yine ay
Kaldı geriye cevapsız sorular
Uyandığında onu ilk kim görecek
Bıraktığım düşü kim büyütecek?
AVEA BlackBerry® Servisi ile gönderildi.
Fatih-Sebnem Kisaparmak _ Sevdaya Tutulmaya Gör
Ateşlere yandığının resmidir.
Aşık dediğin, Mecnun misali kör;
Ne bilsin alemde ne mevsimidir.
Dünya bir yana, o hayal bir yana;
Bir meşaledir pervaneyim ona.
Altında bir ömür döne dolana
Ağladığım yer penceresi midir?
Bir köşeye mahzun çekilen için,
Yemekten içmekten kesilen için,
Sensiz uykuyu haram bilen için,
Ayrılık ölümün diğer ismidir.
AVEA BlackBerry® Servisi ile gönderildi.